Savaş, işgal, sürgün, acı: Barış umuduyla yaşayan Gewra’nın hikayesi

Savaşın, işgalin ve acının içinden geçen Serêkaniyêli Gewra Elî, oğlunun yaşamını yitirmesi sonrası yürüttüğü çalışmalarla mücadelesini sürdürüyor. Gewra Elî’nin en büyük arzusu Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziksel özgürlüğünün sağlanması.

SARA EVRAN – ASÎ EFRÎN

Hesekê – Kuzey ve Doğu Suriye’nin Serêkaniyê şehri, Türk devleti ve çete gruplarının saldırılarına karşı gösterdiği direnişle 19 Temmuz 2011 Devrimi’nin inşasında kritik bir rol oynadı. Bugün Türk devleti ve bağlı çete grupları tarafından işgal edilen şehir, direnişin simgesi olarak öne çıkıyor. Serêkaniyê’de, özgürlük mücadelesiyle adını yücelten yüzlerce kahraman kadın ve erkek bulunuyor. Bu kadınlardan biri de oğlu Farûq’u özgürlük mücadelesinde kaybeden Gewra Elî. Hem IŞİD hem de işgal saldırılarını bizzat yaşamış olan Gewra Elî, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı görme arzusu ve kalıcı bir barış umuduyla yaşamını sürdürüyor.

Direniş tarihine adını yazdıran annelerden biri olan Gewra Elî, “1969 yılında Serêkaniyê'de doğdum ve orada büyüdüm. 6 erkek kardeşim ve bir kız kardeşim vardı. Kız kardeşim ben küçükken öldü. Evdeki tek kız bendim, bu yüzden evin göz bebeğiydim; erkek kardeşlerim beni çok severdi. Sonra bir erkek kardeşim oldu, onu ben büyüttüm. Evin yükünün yarısı benim omuzlarımdaydı. Evde sorumluluk bilinciyle hareket ettim, böyle büyüdüm. O zamanlar kızlar okula gitmediği için ben de okula gidemezdim. Bildiğim her şeyi annemden öğrendim” dedi.

Saldırılardan kaçtılar

Henüz 16 yaşındayken evlendirildiğini anlatan Gewra Elî, “16 yaşında evlendim. Eşimle birlikte köyümüzün yanındaki Tilhelef köyüne gittim ve hayatıma orada devam ettim. Daha sonra üç erkek ve bir kız çocuğum oldu. Çocuklarımı büyütmenin yanı sıra kendi çiftçiliğimi de yaptım; çim, pamuk ve benzeri ürünler yetiştirdim” ifadelerinde bulundu. Gewra Elî, Serêkaniyê’ye yönelik saldırıların başlangıcını anlatarak, “Rojava Devrimi’nin başlamasından bir yıl sonra, ÖSO çeteleri Serêkaniyê’ye girmek isteyerek bir saldırı başlattı. Yanlış bilgiler yayıyor ve sabah saatlerinde saldırıyorlardı. Bir hafta sonra, ‘Sizi rejimin elinden kurtarmak için buraya geldik, şimdi burası bizim elimizde’ dediler. Ardından Cebhet El-Nusra çeteleri şehre ağır silahlarla saldırılar düzenledi. Biz de çöle çıktık ve birkaç gün sonra durum biraz sakinleşince evlerimize döndük. Savaş böyle devam etti” diye konuştu.

“Aslında savaşçılarımızın sayısı azdı ve devrim daha yeni başlıyordu” diyerek sözlerine devam eden Gewra Elî, “YPG (Halk Savunma Birlikleri) güçlerimiz henüz kendilerini oluşturuyordu. Zamanla her yaştan insan YPG’ye katıldı ve adımlar atıldı. Devrimin etkilerini güçlü bir şekilde hissettik. Serêkaniyê savaşında 14 gün geçirdim. O gecelerin hiçbirinde uyuyamadım. Sürekli saldırılardan yorulmuştum. Bu kadar uzun sürmesine şaşırdım, ama toplamda sadece 14 gün ve geceydi” dedi.

‘Çetelere patates attılar’

Gewra Elî, sözlerinin devamında şunları dile getirdi:

“Çetelere saldırmak için sisin çökmesini bekliyorduk; çünkü savaşçılarımızın çetelere karşı saldırı düzenleyebilmesi için buna ihtiyaç vardı. Sis çöktüğünde kendi kendimize, ‘Bugün arkadaşlar kazanırsa kazanır, kazanamazsa Serêkaniyê düşer’ diyorduk. O gece sis bastı ve savaşçılar harekete geçti. Çetelerin önünde ilerleyecek bir yol kalmadı ve geri çekilmek zorunda kaldılar. Savaşçılarımızın artık mermisi kalmamıştı. Biz de dükkanlardan patates çuvalları alıp savaşçılara verdik. Onlar da bunları düşmana doğru attı. Karşı taraf bunların patates olduğunu bilmiyor, bomba sanıyordu. Arkalarına bakmadan kaçıyorlardı.

Ardından üç kez daha Mişrefa’da savaşlar yaşandı ve çatışmalar 14 gün boyunca sürdü. O dönem oruç ayındaydı ve ben de oruçluydum. İftar için yemek hazırlamaya çalışıyorduk ama çoğu zaman yiyemiyorduk. Elimizde hiçbir şey yoktu, ne yiyecek ne de başka bir şey vardı. Çocuklar için biraz hamur yoğurup karton ateşinde ekmek pişiriyorduk. Gece saatlerinde ekmek pişirirken çetelerin mermileri üzerimizden geçiyordu. Mermiler çoğu zaman çok yakınımıza geliyor ve bulunduğumuz yerlerin duvarlarına isabet ediyordu.”

‘Aklım hep oğlumdaydı’

Savaş anlarını ve geçici yer değiştirmeleri anlatan Gewra Elî, “Yıllar geçti ama çatışmalar zaman zaman devam etti, düşman savaşı durdurmuyordu. O dönem yine oruç ayındaydık. En küçük oğlum YPG’ye katılmıştı, yanımıza gelmişti. Tekrar arkadaşlarının yanına dönmek üzere hazırlık yaparken, Tilhelef’e bağlı Diwêra köyüne giden yol kapatılmıştı. Oğlum arkadaşlarının yanına gidemiyordu. O zamanlar El-Nusra Cebhet destekçileri bizi sürekli tehdit ediyordu. ‘Kurşunlar size doğru geliyor, El-Nusra gelip sizi öldürecek’ diyorlardı. Ben hiçbir şey yapmadığımızı ve korkmadığımızı söyledim. Ama aklım hep oğlumdaydı. Serêkaniyê’de kadınlara yönelik katliam tehditleri gün geçtikçe artıyordu. Bu nedenle korktum ve Kuzey Kürdistan’a gitmek zorunda kaldım. Yine de aklım Farûq’taydı; bu yüzden savaş devam etmesine rağmen 2014 yılında tekrar geri döndüm” diye belirtti.

Oğlu yaşamını yitirdi

Gewra Elî, YPG saflarına katılan oğlu Farûq’un 2014 yılının başlarında İç Güvenlik Kuvvetleri’ne dahil olduğunu belirtti. Oğlunun birkaç ay sonra yanına geldiğini anlatan Gewra Elî, “Oğlum yanıma geldi ve ‘Arkadaşlarım geldi, ben de onlara katılacağım’ dedi. Ben de ona ‘Git’ dedim. Bana dönüp ‘Doğru mu söylüyorsun?’ diye sordu. Ben de ‘Evet, doğru söylüyorum; katılacaksın. Ama bir gün silahını bırakırsan, ben de senin silahını alırım’ dedim” ifadelerini kullandı. Gewra Elî, oğlu Farûq’un yaşamını yitirdiği anları ise şöyle aktardı:

“Oğlum 24 Nisan 2014 sabahı tarlamızda çalışıyordu ve biraz dinlenmek için eve dönüyordu. Acil bir haber aldı, bomba yüklü bir araç Til Beyder kontrol noktasından geçecekti ve tetikte olmaları gerekiyordu. Evden çıkmadan önce küçük oğlu Elî’yi kucağına alarak, ‘Oğlum çok yakışıklı olmuş’ dedi. Silahını omzuna alıp ‘Anne sütünü helal et’ diyerek evden çıktı. Bir süre sonra tarlalara gidip işlerime devam ettim. O sırada Farûq kontrol noktasındaydı, araç geçmiş ve sürücü yüzünü kapatıyormuş. Oğlum durmasını istemiş ama sürücü dinlemeyip ilerlemiş. Farûq aracın peşinden koşarken araç patlıyor.

Patlama olduğu sırada eşim koşarak olay yerine gitti ve Farûq’u hastaneye götürüyor. Bende patlamayı duyduğum anda oğlumun bulunduğu yere hızla ulaştım. Çok sayıda yaralı vardı ve oğlum Farûq’un patlamada şehit olduğunu fark etmemiştim. Yolda eşimi gördüm ve ne olduğunu sordum. Sessiz kalışından oğlumun şehit olduğunu anladım. ‘Farûq şehit mi oldu’ diye sorduğumda o da ‘evet’ dedi. Farûq şehit olmadan önce hep oğluna iyi bakmamı söylerdi. Eşinin de hamile olduğunu bilmiyordu.  Çocuk doğduktan sonra ona Farûq adını verdik."

‘Kendimi tüm şehitlerin annesi olarak gördüm’

Göç öncesi çalışmalarından bahseden Gewra Elî, "Oğlumun şehit olmasıyla birlikte, kendime hep şehitler için layık bir iş yapmam gerektiğini söyledim, bu yüzden Şehîd Aileleri Meclisi’nde çalışmaya karar verdim. Her zaman Allah'tan bana şehitlere layık olmak için güç vermesini diledim. Birçok hastalık geçirdim, ama şehitlerin cenazesine gittiğimde Allah bana güç veriyordu. Ağlamıyordum ve şehitleri yıkarken anneleri yerine alınlarından öpüyordum. Kendimi tüm şehitlerin annesi olarak gördüm ve 2019'daki göç anımıza kadar çalışmalarımı sürdürdüm” diye kaydetti.

Yemek hazırlıyor

Gewra Elî, IŞİD çetelerinin ve Türk devletinin saldırılarının ve işgalinin gerçekliğini bizzat deneyimlemiş kadınlardan biridir. 2019'daki Türk işgali sonrasında göç etmek zorunda kalan Gewra Elî, göçün ardından yaptığı çalışmaları şöyle aktardı:

“Til Temirê’ye göç ettiğimizde birkaç gün sonra Serêkaniyê’ye geri döneceğimizi söylerdik. Ancak bu sefer savaşın şiddeti geri dönmemizi engelledi. Burada çalışmalarıma devam ettim. Sonrasında Til Temirê'den Heseke şehrine taşındık. Hesekê'de, Farûq'un iki oğlunu büyüttüğüm için Şehitler Aileleri Meclisi’ndeki çalışmalarıma devam edemedim. Bu nedenle iş değiştirmek zorunda kaldım. 2019'dan beri bir askeri kurumda çalışıyorum ve şimdi tıpkı evde çocuklarım için yemek hazırladığım gibi oradaki arkadaşlarım için de yemek hazırlıyorum. Evdeki ve kurumdaki  çalışmalarıma ek olarak, mahalle komününde, PYD ve Kongra Star’da çalıyorum” dedi.

Mücadeleye devam edeceğini kaydeden Gewra Elî, “Şehitler ve Önder Apo için benden istenen her şeyi tereddüt etmeden yapacağım. Tüm şehitlerin ailelerine başsağlığı diliyorum ve kalıcı barışın sağlanması umuduyla Önder Apo'nun fiziksel özgürlüğünü diliyorum” diyerek sözlerini noktaladı.