Kirmaşan’da sessiz işten çıkarmalar ve derinleşen eşitsizlik

Ekonomik krizin derinleşmesi ve savaşın etkileriyle birlikte Kirmaşan’da kadın işçiler; işten çıkarma, ücretlerin geciktirilmesi, ayrımcılık ve güvenlik baskılarıyla karşı karşıya.

SARA GHAFORİ

Kirmanşan - Ekonomik krizin ağırlaşması ve savaşın etkilerinin derinleşmesiyle birlikte Kirmaşan’da kadın işçiler, diğer kesimlere kıyasla daha ağır bir tabloyla karşı karşıya kaldı. İşten çıkarmalar, ücretlerin geciktirilmesi, iş yerindeki ayrımcılık ve artan güvenlik baskıları, kadın emeğini çok yönlü bir krizle yüz yüze bıraktı.

Asgari ücret tartışması ve hızla derinleşen kriz

Her yılın son aylarında işveren temsilcileri, işçiler ve hükümet arasında Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda yaşanan tartışmalar, görünürde işçilerin haklarını korumaya yönelik bir mücadele olarak sunulsa da, çoğu zaman devlet ve işverenler lehine sonuçlanıyor.

Şubat 2026’da savaşın başladığı hafta içerisinde, işçilerin ücretlerine yüzde 60 zam yapılması kararlaştırıldı. İlk bakışta bu artış işçi sınıfı için olumlu bir gelişme gibi görünse de, gerçeklik kısa sürede farklı bir tablo ortaya koydu. Ücret artışıyla eş zamanlı olarak enflasyon hızla yükseldi; temel gıda ürünleri, kira fiyatları ve en basit yaşam ihtiyaçları birkaç hafta içinde katlandı.

Bu koşullarda yüzde 60’lık ücret artışı, işçilerin alım gücünü artırmak bir yana, yüksek fiyat artışlarını meşrulaştıran bir araç haline geldi.

 

Savaşın etkisi: İşyerleri kapanıyor, kadınlar ilk çıkarılan oluyor

Savaşın başlamasıyla birlikte ekonomi ciddi darbe aldı. Fabrikalar, atölyeler ve küçük işletmeler ya tamamen kapandı ya da faaliyetlerini büyük ölçüde azalttı. Bu süreçte işten çıkarmalar hız kazandı.

Ancak tüm meslek grupları içinde en fazla etkilenen kesim kadın işçiler oldu. Üretim alanlarında ilk işten çıkarılanlar kadınlar oldu. Çünkü kadınlar çoğunlukla geçici sözleşmelerle, daha düşük ücretlerle ve daha güvencesiz koşullarda çalıştırılıyor.

Birçok kadın işçi aynı zamanda ailesinin geçimini sağlayan kişi ya da çocuk ve yaşlı bakımının yükünü taşıyan temel sorumlu konumunda. İş yerlerinin kapanması veya ücretlerin geciktirilmesi, bu kadınlar üzerindeki ekonomik ve psikolojik baskıyı katladı.

Bununla birlikte kadın işçiler, fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi, sosyal hakların kesilmesi ve sigorta güvencesinin kaldırılması gibi yeni sorunlarla da karşı karşıya kaldı.

Savaş ve kriz, cinsiyet eşitsizliğini derinleştiriyor

Kadın işçiler çoğu zaman en küçük itirazlarında dahi işten çıkarılma tehdidiyle karşılaşıyor. Bu durum, kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırıyor.

Savaş ve ekonomik kriz, yalnızca üretim yapısını zayıflatmakla kalmıyor; aynı zamanda iş gücü piyasasındaki cinsiyet eşitsizliğini derinleştiriyor. Zaten iş gücü piyasasının kıyısında yer alan kadınlar, bu süreçte daha hızlı biçimde sistem dışına itiliyor.

Ücretler ödenmiyor, zamlar uygulanmıyor

İş hukuku alanında bilgi sahibi olan Mercan N., mevcut durumu şöyle anlatıyor:

“Kesinlikle söyleyebilirim ki Kirmaşan’daki birçok şirket henüz maaş artışını uygulamadı. Devlet artışı onayladı ama resmi genelge şirketlere ulaşmadı. Bu boşluk işverenler tarafından suistimal ediliyor ve maaşlar eski düzeyde ödenmeye devam ediyor.”

Sorun yalnızca yeni döneme ait değil. Savaşın başladığı dönemde, sanayi bölgelerinin askeri alanlara yakınlığı nedeniyle birçok fabrika kapandı. Bunun sonucu olarak çok sayıda işçiye ne Mart ayı maaşı ne de bayram ikramiyesi ödendi.

Bazı durumlarda ise işverenler ödeme yaptıklarında erkekleri “ailenin geçimini sağlıyor” gerekçesiyle önceliklendirdi; kadınlar ise maaş ve haklarından mahrum bırakıldı.

 

Kadın işçi anlatıyor: Ölüme razı edilmiş gibiyiz

Kirmaşan’da bir fabrikada çalışan Elham B., yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“Bizi ölüme alıştırdılar ki hastalığa razı olalım. Çalıştığım fabrikada üretim hattındaki kadınların çoğu işten çıkarıldı. Sadece ben ve bir kadın kaldık. Ama artık üretimde değil, temizlik işinde çalıştırılıyoruz. Hayat pahalılığı her gün artıyor, ne iş verilirse kabul etmek zorundayım. Ama bu yaptığımız iş resmen karşılıksız emek. Mart maaşımı almadım, Nisan da ödenmedi. Yeni ay başladı ama hâlâ maaş yok. İtiraz etmeye korkuyoruz. Çünkü bize açıkça ‘beğenmiyorsanız gidin’ deniliyor.”

Sessiz işten çıkarma: Kayıtsız, belgesiz, güvencesiz

Kadınların yaşadığı sorunlar bununla sınırlı değil. Birçok kadın işçi, işten çıkarıldıklarının resmi olarak bile kayıt altına alınmadığını söylüyor.

İşverenler, “şimdilik işe gelmeyin” diyerek kadınları fiilen işten uzaklaştırıyor. Ancak herhangi bir resmi belge verilmediği için kadınlar işsizlik sigortasından da yararlanamıyor.

Bu durum, “sessiz işten çıkarma” olarak tanımlanıyor. Kağıt üzerinde hiçbir şey olmamış gibi görünse de, gerçekte kadınlar işsiz bırakılıyor; maaşlarını, sigortalarını ve çalışma haklarını bir anda kaybediyor.

Birçok kadın, işten çıkarıldığını belgeleyemediği için hukuki yollara da başvuramıyor. Başvursa bile uzun bürokratik süreçler ve masraflar onları caydırıyor.

Güvenlik baskısı ve susturulan işçiler

Mercan, iş yerlerinde artan güvenlik baskısına da dikkat çekiyor:

“Son aylarda işçi eylemlerinden korkan devlet, fabrikalar üzerinde ciddi bir denetim kurdu. Amaç, en küçük bir itirazın bile önüne geçmek.”

Kadın işçiler, fabrika çevresinde güvenlik güçlerinin arttığını, yöneticilerin ise her türlü itirazı tehdit olarak gördüğünü belirtiyor.

Bu ortamda kadınlar, maaşlarını sormaktan bile çekiniyor. Çünkü “itiraz eden” olarak işaretlenmek, tamamen işsiz kalmak anlamına gelebiliyor.

Bazı fabrikalarda işçilerin kendi aralarında konuşması bile yasaklanmış durumda. En basit bir toplantı dahi “örgütlenme” olarak görülüp engelleniyor.

Sonuç: Kadınlar çok katmanlı bir baskı altında

Tüm bu gelişmeler, kadın işçilerin üçlü bir baskı altında kaldığını gösteriyor:

*Derinleşen ekonomik kriz

*İşverenlerin artan sömürüsü

*Güvenlik baskısı ve denetim

Bu üçlü yapı, kadınları ya işsizliğe ya da ağır sömürü koşullarına mahkûm ediyor.

Sonuç olarak savaş, kadınları her aşamada ilk hedef haline getiriyor. Kadın işçiler, görünmeyen bir çöküşün içinde yaşam mücadelesi veriyor; hayatta kalabilmek için giderek daralan bir alanda nefes almaya çalışıyor.