Güney Lübnanlı Rima, savaşın ortasında seralarını korumaya çalışıyor
Güney Lübnan’da saldırılar tarım arazilerini ve geçim kaynaklarını hedef alırken, çiftçiler ağır yıkım ve göç koşullarıyla mücadele ediyor. Kadınlar ise risklere rağmen topraklarını korumaya çalışarak, direnişi günlük yaşamın bir parçasına dönüştürüyor.
FADİA JUMAA
Lübnan - Güney Lübnan’da yaşanan saldırılar, toprak ve insanlar üzerinde derin izler bırakan kalıcı bir yıkım süreci olarak değerlendiriliyor. On yıllardır aileler için geçim kaynağı ve direncin temel unsuru olan tarım, artık hedef alınan alanların başında geliyor. Tarım arazileri tehlike bölgelerine dönüşürken, hasatlar belirsiz kayıplarla karşı karşıya kalıyor. Buldozerlerle tahrip edilen araziler, döşenen mayınlar, beyaz fosforla yakılan alanlar ve zeytin ağaçlarının sökülmesi, üretimi ciddi şekilde sekteye uğratıyor. Zorunlu yer değiştirmelerin artması ve üretim zincirlerinin bozulması, gıda güvenliğini tehdit ederken çiftçileri belirsiz bir geleceğe sürüklüyor.
Bu süreçte kadınlar, tarımsal üretimde ön saflarda yer alarak toprağın korunmasında önemli bir rol üstleniyor. Tarımsal faaliyetlere katılımları yalnızca ekonomik bir katkı değil, aynı zamanda hayatta kalma ve direnişin günlük bir biçimi haline gelmiş durumda.

Zararlar kritik seviyede
Lübnan Tarım Bakanlığı’nın üçüncü raporuna göre, tarım sektöründeki zararlar kritik seviyeye ulaştı. 51.956 hektara denk gelen tarım arazisinin yüzde 22,5’inden fazlası etkilenirken, yalnızca bir haftada 2.392 hektar zarar gördü. 10.261’den fazla tarım işletmesi hasar aldı, güneydeki çiftçilerin yüzde 78’i faaliyetlerini durdurdu ve yerinden edilme oranı yüzde 76,8’e ulaştı. Bu durum, buğdaydan sebzeye, baklagillerden tütüne kadar birçok üründe ciddi kayıplara yol açarken, sera üretimi de büyük zarar gördü. Marjeyoun, Bint Jbeil ve Nabatieh gibi bölgelerde ise çiftçilerin yakıt, yem ve su gibi temel ihtiyaçlara erişim sorunu giderek derinleşiyor.

‘Seralarımı kurtarmaya yöneldim’
Mansuri bölgesinden çiftçi Rima El-Hüseyin, Tir’in güneyindeki Qalila ve kuzeydoğusundaki Maraka kavşağında yaklaşık 20 serayı yönetiyor. Rima El-Hüseyin, “Savaşın başlamasıyla birlikte Lübnan ordusu Mansuri’yi bombaladı. Ancak hedef alınma riskine rağmen her iki bölgedeki ekinlerimi sulamaya ve bakımını yapmaya devam ettim. O dönemde zaten başka bir şehre taşınmıştım, ancak ekinleri korumak için şehirler arasında gidip gelmenin zorluğunu göze aldım. Qalila’ya ulaşım imkansız hale gelince tüm çabamı ikinci bölgedeki seraları kurtarmaya yönelttim” diyor.
‘Çünkü geçim kaynağı hayatın kendisi kadar değerlidir’
Günlük yolculuklarının tehlikelerle dolu olduğunu vurgulayan Rima El-Hüseyin, “Sokaklar bomboş, köprüler bombalanmıştı. Hava saldırılarının sesi sürekliydi, ambulanslar hiç susmuyordu ve saldırılar her an olabilirdi. Tarlaları sulayıp Sidon’a geri dönüyordum. Kayıpları azaltmaya ve hayatta kalmamızı sağlamaya çalışıyordum, çünkü geçim kaynağı hayatın kendisi kadar değerlidir. Bir yandan evin sorumlukları öte yandan tarım işlerini yürütmek zor olsa da bana kararlı kalma azmi veriyor. Bu da Güney'deki kadınlar olarak alıştığımız bir şey” sözlerine dikkat çekiyor.
Kayıpların çarpıcı rakamları ve bireysel direniş hikayeleri arasında, Güney’deki savaşın bir başka boyutu öne çıkıyor: toprak, geçim ve hafıza mücadelesi. Rima El-Hüseyin gibi kadınlar ise korkuya rağmen güçlerini, kayıplar içinde ise azimlerini örmeye devam ediyor.