Gülistan Koçyiğit: AKP'nin, taslağı İmralı Heyeti’mize detaylarıyla aktarmasını bekliyoruz
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, çerçeve yasaya dair, “AKP'nin, taslağı bize bu hafta İmralı Heyeti’mize detaylarıyla aktarmasını bekliyoruz” dedi.
Ankara - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, güncel gelişmelere ilişkin Meclis’te basın toplantısı gerçekleştirdi.
Sözlerine Zilan Katliamında yaşamını yitirenleri anarak başlayan Gülistan Kılıç Koçyiğit, katliamın Kürt halkının hafızasına çok büyük bir acıyla kazındığını dile getirdi. “Bugün bu tarihsel gelişmenin değişmesinin eşiğindeyiz” diyen Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Tarihle yüzleşmek, hakikatle yüzleşmek ve bütün bu acıların yenilenmemesi için de bunların sorumlularının açığa çıkması kalıcı barış ve demokratik bir toplumsal yaşamın olmazsa olmazıdır. İnkar ve çatışma yerine demokratik çözümü, eşit yurttaşlığı ve ortak yaşamı güçlendirmek gibi bir sorumlulukla da karşı karşıyız. Bu, sadece Kürt halkının sorumluluğu değil, bu ülkede yaşayan her bir yurttaşın, her bir siyasi partinin ve her bir demokratik çevrenin de asli sorumluluğudur” dedi.
Meclis’in gerçek anlamda demokratik ve katılımcı bir yasama zemini oluşturamamasının, olumsuz sonuçlarına dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, torba yasama faaliyetlerinin rutine bindiğini söyledi. Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Meclisin görevi yürütmenin hazırladığı kendi ihtiyaçlarına göre, kendi yandaşlarına göre, sermaye çevrelerine göre hazırladığı paketleri Meclis’e getirmek ve orada milletvekillerinin el kaldırıp el indirmesi ile yasalaşmasını sağlamak değildir. Meclis’in en önemli görevlerinden birisi halk için yasa yapmaktır” diye ekledi.
İktidarın uzun bir dönemdir önemli yasaları yaz ayında, takvimsel bir sıkışıklık yaratarak hızlı bir şekilde Meclis’ten geçirdiğini söyleyen Gülistan Kılıç Koçyiğit sözlerini şöyle sürdürdü: “Bütün yasama faaliyeti dönemini rölantide geçirip yaz aylarında neredeyse düğmeye basmış gibi seri bir yasama faaliyetini bekliyorlar. Bunun amacının aslında biraz da insanların tam da yaz ayları geldiğinde gözlerinin dikkatlerinin Meclis’ten ve yasama faaliyetlerinden kaçtığı bir dönemde toplumu en fazla ilgilendiren yasaları Meclis’e getirmek olduğunu düşünüyoruz. Hatırlayalım, geçmişte geçen yıl da burada yine çok önemli zeytinlik yasasından tutalım da hayvanların katliamının önünü açacak yasal düzenlemeler de yine yaz aylarına getirilmiş ve toplum karşıtı yasalar bir bir buradan çıkarılmıştır.
Haftaya iki komisyon toplanacak
Önümüzdeki hafta içerisinde de birçok komisyon toplanacak. Bunlardan birisi Plan ve Bütçe Komisyonu, birisi Milli Eğitim Komisyonu. Bu iki komisyonda da çok önemli iki yasa görüşülecek. 3 Temmuz'da enflasyon oranları açıklandı. Memur ve emekli zamlarına, maaş artışlarını içeren bir tek maddelik kanun teklifi gelmesi gerekirken, hiç birisinde sivil havacılıktan işsizlik sigortasına, kültür politikalarından kamu personel rejimine, siber güvenlik başkanlığına kadar birbirine benzemeyen birbiriyle ilgisiz, alakasız birçok yasada düzenleme yapıldığını görüyoruz. Şimdi bütün bu farklı konulardaki düzenlemelere gerçekten milletvekillerinin yoğunlaşması, toplumun yoğunlaşması, bütün bunlara nitelikli olarak itiraz edilmesi, bunların nitelikli olarak değerlendirilmesi gibi bir şey mümkün olabilir mi? Elbette ki mümkün değil. Zaten iktidarın da tam olarak istediği yasalar gelsin, fabrikasyon şeklinde bant şeklinde yasalar çıksın. Tartışılmasın, konuşulmasın. Muhalefetin yapıcı olarak yasa yapım sürecine katılımının önüne de engel koyduklarını ifade etmemiz gerekiyor.”
Emekçiye kaynak yok!
Tolumun yoksulluk altında yaşamaya mahkum bırakıldığını belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Gerçekten bu kadar kötü bir durumda mı bu ülke? Gerçekten bütçe mi yok diye baktığımız zaman hayır, garanti ödemelerine enflasyonun on katı harcamalar, şehir hastanelerine, otoyollara, köprülere gayet net bir şekilde yapılıyor. Silahlanmaya gelince orada da hiçbir tasarruf olmadığını görüyoruz. Her gün silahlanmaya, güvenlikçi bütçeye sürekli pay ayrıldığını görüyoruz. Fakat mesele iktidarın emekçiye ve emekliye bütçe vermesine gelince, ‘orada kaynak yok’ deniliyor. Hatta bakın sadece bunu iktidar da söylemiyor. En son Anayasa Mahkemesi HPV aşısıyla ilgili bir karar aldı. Ne dedi? HPV aşısı kadınları, gençleri koruyacak bir aşının bile bütçelemeye alınmasının önüne set koydu. Bütçe yetmiyormuş ödeme dengelerini bozuyormuş, diye. Yani bu ülkedeki halkın sağlığı paradan çok daha geride ya da her zaman için aslında iktidar önceliğini halkın sağlığına vermiyor” diye konuştu.
Öğrenci affını da hakkaniyetsiz yapacaklar
Milli Eğitim Komisyonu’nda öğrenci affı konusunda bir düzenleme yapılacağına değinen Gülistan Kılıç Koçyiğit, bu düzenlemenin de hakkaniyetsiz bir şekilde yapıldığını söyledi. Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bugün üniversitelerin bütün özerkliğini yok eden, neredeyse kırıntı düzeyine kalmış demokratik işleyişleri altüst eden, öğrenciden yana oradaki akademisyenden yana, oradaki çalışandan yana bir üniversite rejimli bir yükseköğretim yaşamını yok etmeye çalışan bir anlayışın günden güne yerleştirilmeye çalışıldığını görüyoruz. İktidar her kurumu denetim altına almak istiyor. Bu anlamıyla özellikle bugün üniversitelerdeki öğrencilerin sorunu, yurt sorunu, barınma sorunu, eğitim sorunu, materyale ulaşma sorunu gibi dünya kadar sorunu varken, birçok öğrenci bu nedenle yükseköğretimi terk ederken, bu sorunlara kalıcı çözüm oluşturacak hiçbir düzenlemenin paketin içerisinde olmamasını doğru bulmuyoruz” diye belirtti.
Gülistan Kılıç Koçyiğit devamında şunları söyledi:
“Akademik kadrolara geçiş meselesi ile ilgili olan düzenlemeye bakmamız gerekiyor. Orada da yine yeni bir fişleme mekanizmasının olduğunu görüyoruz. Neden? Çünkü yeniden öğretim elemanlarının atanmasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması şart haline getiriliyor. Emniyetten, MİT'ten, herhangi bir kurumdan gelen ‘arşiv kaydı vardır’ yazısı sizin yıllarca emek verdiğiniz, dirsek çürüttüğünüz bütün o kariyerin heba olmasının önünü açabilir. Neden? Çünkü arşiv kaydınız varsa atamanız yapılmayacak. Yani sizin bilimsel bilginiz, sizin eleştirel düşünceniz, yani sizin bütün o liyakatinizin hiçbir anlamı yok.
Barış Akademisyenleri sürecini biliyoruz. ‘Bu suça ortak olmayacağız’ dedikleri için savaş ve çatışmanın çıkmasını istemedikleri için kürsülerinden, üniversitelerinden uzaklaştırıldılar ve hali hazırda da burada hukuk mücadelesi vermeye devam ediyorlar. Anayasa Mahkemesi onların haklarının ihlal edildiği kararını verdi ama hali hazırda Danıştay eliyle görevlerine iadelerinin önü kesilmeye çalışılıyor. Bir Anayasa Mahkemesi kararı fiili olarak, hukuksal olarak engelleniyor ve önü kapatılmaya çalışılıyor. Üniversitelerin, güvenlik bürokrasisinin denetlediği kurumlar olmaktan çıkarılması gerekiyor. Üniversiteler bilimsel, özel, gerçekten anadilinde eğitimin yapıldığı, eleştirel düşüncenin geliştiği yerler olmak durumundadır. Bunun ilk şeyi de akademik özgürlüktür.
NATO Zirvesi
NATO zirvesini geride bıraktık biliyorsunuz. Ankara'yı OHAL'le yönettiler ama sadece Ankara'yı değil bütün ülkeyi NATO zirvesi nedeniyle neredeyse açık cezaevine çevirdiler. Özellikle gözaltları, hak ihlallerini, toplantı ve gösterilerin engellenmesi, insanların darp edilmesini şurada yanı başımızdaki Kurtuluş Parkı'nda insanların bir araya gelmesini, engellenmesini, vekillerin kuşatılmasını, darp edilmesini gördük. Bütün bu zirvenin mali boyutunu ifade etmek gerekiyor. Bakın kamuoyuna yansıyan resmi verilere göre yalnızca zirve hazırlıkları, yol çalışmaları ve çevre düzenlemeleri için milyarlarca lira para harcanmış. Ne kadar büyük bir miktar değil mi? Kim için? İşçi için mi? Yoksul için mi? Köylü için mi? Basın emekçileri için, basının kurumsallaşması, üniversiteler için mi? Öğrenciler için mi? Hayır. NATO zirvesinde şaşaalı bir görüntü vermek için. Protokol güzergâhındaki yol çalışmaları için yaklaşık dört milyar lira harcanmış. Yıllardır asfalt bekleyen mahallelerin yolları birdenbire asfaltlanıvermiş. Hemen NATO heyetlerinin geçeceği güzergâhlardaki evlerin dış kapıları, dış cepheleri sıvanmış. Yani aslında yıllardır yapılması gerekenler bir haftada çok hızlı bir şekilde yapılmış. Demek ki mesele neymiş? Yapamamak bütçe sorunu değilmiş. Öncelik meselesiymiş ve bunu bir kez daha görmüş olduk.
11 Temmuz töreni
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne değinmek istiyorum. 11 Temmuz PKK'nin silah bırakmasının yıldönümüydü. Üzerinden tam bir yıl geçti. Ve 11 Temmuz 2025 tarihi aslında sadece silahların sembolik olarak imha edilmesi değil, yeni bir dönemin kapısını aralayan tarihi bir gündü. Tarihi önemdeydi. 11 Temmuz'da yaşananları yalnızca silahların bırakılması olarak ele alırsak eksik yaklaşmış oluruz. On yıllardır ağır bedeller ödenmesine rağmen çatışmalı dönemin geride bırakılabileceğine, Kürt sorununun demokratik siyaset ve hukuk zemininde çözülebileceğine dair güçlü bir irade ortaya konuldu. Bu nedenle 11 Temmuz yalnızca bir tarih değil. Aslında barış umudunun somutlaştığı, demokratik çözüm iradesinin görünür hale geldiği tarihsel bir dönüm noktasıdır.
Çerçeve yasa çıkarılmalı
Fakat aradan geçen bir yıla rağmen bu tarihsel dönüm noktasına siyasetin gerçekçi bir karşılık vermediğini görüyoruz. Gerçek anlamda hukuksal düzenlemelerin yapılmadığı ve siyasi yanıtların oluşturulamadığını gördüğümüzü ifade etmemiz gerekiyor. Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bir komisyon kuruldu. Uzun görüşmeler yaptı, toplantılar yaptı. Ben de o komisyonun bir üyesiydim ve uzun müzakereler sonucunda da kapsamlı bir rapor yayınladı. Özellikle raporun 6 ve 7’nci başlıkları hem yasal çerçeve açısından hem de Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu demokratikleşme başlıkları açısından bir yol haritası niteliğindeydi ki bugün iktidarın kurmayları da Meclis Başkanı da bunu sık sık dile getiriyor. Peki yapılması gereken ne? Bugün neyi bekliyoruz sorusunu hep beraber sormamız gerekmiyor mu? Komisyonun ortaya koyduğu tespit ve öneriler, hepimizin ortak tespitleri ve önerileri olduğuna göre o zaman hızlı bir şekilde yasallaşması için de adım atmak ve o raporun yasama faaliyetine dönüşmesini de sağlamak gerekiyor. Bugün en acil ihtiyaç, sürecin bütün taraflarını güvence altına alan, toplumsal barışı hukuki zemine kavuşturan kapsamlı bir çerçeve yasanın çıkarılmasıdır.
Demokratik entegrasyona dayalı yasal güvence ertelenemez
Dünya deneyimleri bize açıkça göstermiştir ki, hukuki güvenceye kavuşmayan barış ve çözüm süreçleri kalıcı olmamıştır, olamamıştır. Bu nedenle sürecin aktörlerinin hukuki güvenceye sahip olması, tarafların hak ve sorumluluklarının açık biçimde tanımlanması ve demokratik entegrasyona dayalı çözümün yasal güvenceye kavuşturulması ertelenemez bir ihtiyaçtır. Silah bırakanların güvenli biçimde toplumsal yaşama ve demokratik siyasete katılmasını sağlayacak düzenlemeler gecikmeden hayat bulmalıdır. Geçiş hukuku perspektifiyle hazırlanacak çerçeve yasa herhangi bir kategorik ayrım gözetmeden kapsayıcı ve bütünlüklü bir anlayışla ele alınmalıdır. Aynı şekilde cezaevlerinde bulunan siyasi mahkûmların durumuna ilişkin gerekli yasal düzenlemeler, infaz hukukundaki düzenlemeler hızla yapılmalı ve infazların sonlandırılmasına, demokratik siyasal yaşama katılımın önünün açılmasına yönelik mekanizmaların hızla oluşturulması gerekiyor.
Abdullah Öcalan’ın statüsü
Bütün bunların yanında Sayın Öcalan'ın yürütülen sürecin aslı aktörlerinden biri olduğu gerçeği görmezden gelinmeyecek bir hakikattir. Buraya dikkatle bakmak gerekiyor. Sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için Sayın Öcalan'ın hukuki statüsünün, demokratik çözümün ihtiyaçları doğrultusunda yeniden düzenlenmesi, iletişim, görüşme ve özgür çalışma koşullarının bu çerçevede güvence altına alınması gerekmektedir. Çünkü barış yalnızca silahların susması değildir. Barış, hukukun güçlenmesi, demokrasinin derinleşmesi ve toplumun tamamının eşit yurttaşlık temelinde geleceğe güvenle bakabilmesidir. Bunun için de güvenlikçi anlayışın yerine özgürlükçü ve demokratik bir hukuk düzeninin kurulması gerekmektedir.
Kürt meselesi de demokratik siyaset ve müzakere zemininde ele alınacak en temel meselelerden biridir. Kürt halkının dili, kültürü, kimliği, demokratik iradesinin güvence altına alınması kalıcı toplumsal barışın temel koşullarından biridir. Bu talepler yalnızca bir siyasi partinin, yalnızca Kürtlerin talepleri değildir. Milyonlarca insan bütün yıl boyunca sokaklara çıktı, meydanlara çıktı ve barış talebini haykırdı. Akademisyenler, demokratik çevreler, aydınlar, yazarlar çok çeşitli çağrılar yaptılar. Sivil toplum çok çeşitli çağrılar yaptı. O anlamıyla bütün bu çağrılara kulak vermek gerekiyor. Toplumu bekleyen değil, ilerleyen, ilerletilen bir süreç istiyor. Bu nedenle de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıya olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Hızlı bir şekilde komisyonun ortaya koyduğu yol haritasına bakmak, ortak birikimi esas almak ve uzlaşı aklını koruyarak da hızlı bir şekilde yasa yapım aşamasına geçmek gerekiyor.
Barışın, demokratik siyasetin ve toplumsal güvenin de kalıcı hale gelmesi için
Meclis tatile girmeden önce geçiş hukuku perspektifiyle hazırlanmış bütünlüklü ve kapsayıcı bir çerçeve yasa çıkarılmalıdır. Böylesi bir düzenleme yalnızca sürecin taraflarına hukuki güvence sağlamayacak, aynı zamanda barışın, demokratik siyasetin ve toplumsal güvenin de kalıcı hale gelmesinin en güçlü teminatı olacaktır. Bir yıl önce atılan tarihsel adımın gerçek anlamına kavuşması için artık Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin atacağı adımlar yaşamsal önemdedir. O adımın anlam bulması Meclis’in atacağı adımlara bağlıdır. Çünkü silahların bırakıldığı yerde hukukun güçlenmesi gerekir. Çünkü silahların bırakıldığı yerde demokrasinin güçlenmesi gerekir. Silahların bırakıldığı yerde demokratik siyasetin güçlenmesi, söz söylemesi gerekir. Geçtiğimiz günlerde Ankara'daki NATO zirvesini gördünüz. İçinde ne barış vardı, ne halk vardı, ne yoksul vardı, ne kadın vardı. İçinde güvenlik vardı, silahlanma vardı, silahlanma harcamaları vardı.
Siyasi partilere çağrı yapıyoruz
Bugün buradan çağrı yapıyoruz. Türkiye'nin ihtiyacı Ankara'da yapılacak güvenlik zirveleri değildir. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan Ankara'nın barış zirvesi yapmasıdır, barış için bir araya gelmesidir. Türkiye'nin en büyük güvenlik güvencesi daha fazla silahlanma değildir. Kalıcı iç barışın sağlanmasıdır. Türkiye'nin en büyük gücü güvenlikçi politikalar da değildir. Demokratik hukuk devleti ve güçlü toplumsal bir mutabakattır. Bu nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde grubu bulunan bütün siyasi partilere ve grubu bulunmayan bütün partilere buradan çağrı yapıyoruz; Gelin bu tarihsel sorumluluğu birlikte üstlenelim. Gelin komisyonun ortaya çıkardığı ortak birikimi yasama faaliyetine dönüştürelim.
Gelin geçiş hukuku perspektifi ile hazırlanmış kapsamlı bir çerçeve yasayı Meclis tatile girmeden birlikte çıkaralım. Bu yasa yalnızca bugünü düzenleyen bir hukuki metin elbette olmayacak. Aynı zamanda Türkiye'nin demokratik geleceğine duyulan güveni güçlendirecek, toplumsal barışın en sağlam güvencesi olacak ve süreç açısından da bir eşiğin açılmasını sağlayacaktır. Bir yıl önce tarih önemli bir fırsat sundu. Bu fırsat hala önümüzde. Artık bekleme değil, tamamlama zamanı. Artık erteleme değil, cesaret zamanı. Artık söz Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir. Barışın hukukunu birlikte kuralım. Barışın yasasını birlikte çıkaralım ve Türkiye'nin demokratik geleceğini birlikte inşa edelim, diyoruz. Daha fazla güvenlikçi politika daha fazla otoriterleşme değil, daha fazla oyalama değil. Bugün hızlı bir şekilde adım atma zamanıdır. Kaybettiğimiz her gün çok fazladır. Her dakika çok fazladır. Bugün o gündür, diyoruz. Ve hızlı bir şekilde yasa yapma çağrısını buradan bir kez daha Meclis’ten yapmak istiyoruz. Bu konuda da özellikle Meclis Başkanı’na, sorumluluk alması, süreci kolaylaştırması, bütün siyasi partileri hızla bir araya getirip bir mutabakat arayışıyla bu süreci ivmelendirmesi gerektiğine dair çağrımızı da yinelemek istiyorum.
Birçok çevre ile görüşmeler yapılacak
NATO sonrasında görüşmeler yapılacağı ve çerçeve yasanın taslağının da İmralı Heyeti’mize sunulacağını zaten kamuoyuna duyurmuştuk. Bu anlamıyla bu hafta içerisinde heyetimiz çeşitli görüşmeler yapacak. Netleştiğinde kamuoyuna bilgi vereceğiz ama bu hafta içerisinde çeşitli görüşmeler yapacaklar. Bu hafta içerisinde hem AKP kurmaylarıyla hem Meclis Başkanı’yla ya da farklı çevrelerle, yani birçok görüşme yapılacağını ifade edebilirim.
Hazırlanan bir taslak üzerinden muhalefetin gideceği şekilde şöyle bir yöntem izlemek gerekiyor. Bu konuda özellikle muhatap, yani yasanın muhatabı olacak, yasadan etkilenecek kişilerle öncelikle bu yasayı konuşmak gerektiğini düşünüyoruz. O anlamıyla hızlı bir şekilde İmralı Heyeti’mizle yasanın taslağının paylaşılması ve onun Sayın Öcalan ile mutlaka görüşülüp tartışılması gerekiyor. Elbette ki bütün muhalefet partileri ile Meclis’te grubu bulunan bulunmayan bütün partilerin katılımı, onların destekleri ve onların mutabakatı çok önemli. Bu konuda iktidar partisi böyle bir tur yaparsa faydalı olacağını düşünüyoruz. Daha önce çağrı yapmıştık. Aslında hızlı bir şekilde Meclis komisyon süreci olduğu gibi bir toplantı, koordinasyon sağlanabilir ve bu yasa yapım sürecini bu şekilde hızlandırabiliriz. Daha kolektif, daha sağlıklı bir süreç işletilebilir.
Biz AKP'nin, taslağı bize bu hafta İmralı Heyeti’mize detaylarıyla aktarmasını bekliyoruz. Yani görüşmenin içeriği yasa taslağının detayları olacak. Genel hatlarıyla karşılıklı görüşmeler yapıldı, istişareler yapıldı. Heyetimiz en azından olması gerekenlere dair görüş ve düşüncelerini ilettiler. Fakat bunun bir yazılı metin olarak da paylaşılmasını bekliyoruz. Böyle bir beklentimiz var. Bu hafta içerisinde de olması gerekiyor. Beklentimiz o yönde.”