19 Temmuz Devrimi: Kimlik mücadelesinden ortak yönetime
19 Temmuz Devrimi, yıllarca süren inkar ve dışlanma politikalarının ardından Kürt kimliğini görünür kılarak birlikte yaşamı esas alan bir model ortaya koydu. Bugün ise çoğulcu ve demokratik bir Suriye'nin inşasında etkili bir siyasi aktör konumunda.
SİLVA AL-İBRAHİM
Haber Merkezi – Suriye'nin 2011 yılında rejim ve muhalefet ekseninde ikiye ayrıldığı süreçte Kürtler, “üçüncü yol” olarak adlandırılan farklı bir siyasi çizgi benimsedi. Bu yaklaşım, askeri kutuplaşmanın dışında, bölgedeki tüm halkların ortak katılımına dayalı demokratik bir yönetim modelini esas aldı. 19 Temmuz Devrimi'nin Kobanê'de başlayıp Efrîn ve Qamişlo başta olmak üzere diğer bölgelere yayılmasıyla alternatif idari ve siyasi kurumlar oluşturuldu. Yerel bir direniş deneyimi olarak başlayan süreç ise zamanla Özerk Yönetim projesine dönüşerek, Suriye'deki siyasi çözüm arayışlarının temel aktörlerinden biri haline geldi.
Kürtler için tarihi dönüm noktası
Kobanê'de 19 Temmuz Devrimi'nin ilk günlerine tanıklık eden Leyla Ahmed, ajansımıza yaptığı değerlendirmede, halkın yıllarca süren inkar ve baskı politikalarına karşı devlet kurumlarına giderek eski Suriye rejiminin bayrağını indirdiğini, yerine yeşil, kırmızı ve sarı renklerden oluşan Kürt bayrağının çekildiğini belirtti. Leyla Ahmed, bu anın Kürt halkı açısından kimlik ve varoluş mücadelesinde tarihi bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.
Kürt halkının uzun yıllar Baas rejiminin baskı politikalarına maruz kaldığını dile getiren Leyla Ahmed, "Kürt halkı uzun yıllar Baas rejiminin Araplaştırma ve kimlik inkarı politikalarına maruz kaldı. Kürtçe konuşmak ya da Kürt kimliğini ifade etmek bile gözaltı ve şiddet gerekçesi oluyordu. Yıllarca biriken bu baskı, sonunda toplumsal bir başkaldırıya ve ortak değişim iradesine dönüştü. Bu ruhla devlet kurumlarına yöneldik ve Suriye bayrağını indirerek baskı döneminin sona erdiğini ilan ettik. O an bize zulmün ve inkarın sonsuza kadar süremeyeceğini gösterdi. Ayaklanmaya katılan herkesin gözlerinde özgürlüğün sevincini gördük" şeklinde konuştu.
‘Demokratik Ulus alternatif bir model sundu’
19 Temmuz Devrimi'nin öncülüğünü Kürtler üstlenmiş olsa da, süreç kapalı bir ulusal proje yerine “üçüncü yol” felsefesi temelinde şekillendi. Bu yaklaşım, bölgedeki farklı halkların ortaklığına ve çoğulculuğa dayanan bir yönetim modelini esas aldı. "Demokratik Ulus" projesiyle devrim, klasik ulus-devlet anlayışına alternatif bir model sundu. Kürtler, Araplar, Süryaniler, Asuriler, Ermeniler, Türkmenler ve Çerkeslerin haklarını tanıyan ortak bir yönetim anlayışı geliştirildi.
Leyla Ahmed'e göre 19 Temmuz Devrimi'nin kazanımları tek bir halkla sınırlı kalmadı, kardeşlik ve ortak yaşam ilkeleri temelinde bölgedeki tüm halkların ortak deneyimine dönüştü. Bu yaklaşım; siyasi, askeri, güvenlik ve idari alanlarda ortak kurumların kurulmasıyla hayata geçirilirken, kadınların öncülük ettiği toplumsal hareket de deneyime özgün bir karakter kazandırdı. Kadınların belirleyici rolü nedeniyle süreç zamanla "Kadın Devrimi" olarak anılmaya başlandı.
‘Deneyim yoktu, imkanlarımız sınırlı ve koşullar ağırdı’
Kürtlerin geçmişte kendi kendini yönetme konusunda bir deneyiminin olmadığını kaydeden Leyla Ahmed, "Bu nedenle yaşananlar bizim için ilk ve farklı bir tecrübeydi. İmkanlarımız sınırlı ve koşullar ağırdı. Ancak benimsediğimiz özgürlükçü düşünce sayesinde kurumlarımızı kurmayı ve bölgelerimizi korumayı başardık. Bu anlayış toplumsal, düşünsel, ekonomik ve askeri özgürlüğü esas alırken, kadın özgürlüğünü de en temel önceliklerden biri olarak gördü. Tüm zorluklara rağmen Özerk Yönetim deneyimi uluslararası alanda ilgi gördü, ancak halk iradesine dayalı bu modeli istemeyen güçlerinde hedefi oldu. Başta IŞİD ve Türk devleti olmak üzere çeşitli aktörler bu deneyimi ve kazanımları hedef alan saldırılar gerçekleştirdi” dedi.
IŞİD'in Suriye ve Irak'ta hızla genişlediği dönemde, Kobanê 15 Eylül 2014'te tarihinin en ağır saldırılarından biriyle karşı karşıya kaldı. Ancak özgün toplumsal örgütlenmesiyle öne çıkan kent, örgütün saldırılarına karşı 134 gün süren direnişiyle dünya çapında bir sembole dönüştü. Kobanê, IŞİD'e karşı mücadelenin en önemli dönüm noktalarından biri olurken, dünyanın birçok yerinden dayanışma gördü.
Kuzey ve Doğu Suriye halklarının Özerk Yönetim modeliyle kendi kendini yönetmeye başlamasının ardından bu proje, bölgesel düzeyde sürekli baskılarla karşı karşıya kaldı. Türkiye, sınırlarının dışında olmasına rağmen bu modeli kendi çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak değerlendirdi ve Kuzey ve Doğu Suriye'ye yönelik peş peşe askeri operasyonlar düzenledi. Son yıllarda Efrîn, Serêkaniyê, Girê Spî Şehba ve Minbic çevresi bu operasyonların hedef aldığı başlıca bölgeler arasında yer aldı.
Baas rejiminin yıkılmasının ardından başlayan siyasi dönüşüm sürecinde, diyalog ve siyasi çözüm çağrılarına rağmen devam eden askeri müdahaleler, bir yandan Demokratik Suriye Güçleri (QSD) ve müttefikleri, diğer yandan ise Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) arasında yeni bir gerilim dönemini beraberinde getirdi. Bu süreç, Şêxmeqsûd ve Eşrefiye mahallelerinin hedef alınmasıyla başladı. HTŞ'ye bağlı silahlı gruplar, uluslararası hukuk açısından savaş suçu niteliğinde olduğu belirtilen ihlaller gerçekleştirirken, çatışmalar daha sonra Rakka, Tebqa ve Dêrazor'a, ardından da Kobanê çevresine yayıldı. Bu dönemde, Dêr Hafir mutabakatı da dahil olmak üzere daha önce varılan birçok anlaşma fiilen çöktü. Süreç sonunda 29 Ocak Anlaşması'na varıldı. Anlaşma, Özerk Yönetim kurumları ile devlet kurumlarının askeri ve sivil alanlarda demokratik entegrasyonunu öngören bir yol haritası oluştururken, Kürt bölgelerinin kendine özgü yapısının ve mevcut idari sisteminin korunmasını da güvence altına aldı.
‘Rojava savaş cephelerinden siyaset alanına geçti’
Leyla Ahmed'e göre Kuzey ve Doğu Suriye deneyiminin yıllardır maruz kaldığı saldırı ve baskılara rağmen ayakta kalması, onu artık göz ardı edilemeyecek siyasi bir gerçekliğe dönüştürdü ve Suriye'nin geleceğine ilişkin her tartışmada etkili bir aktör haline getirdi. Leyla Ahmed, "Rojava Kürtleri varlıklarını korumak için savaştıkları cephelerden bugün siyaset alanına geçti. Bir zamanlar dili ve kimliği inkar edilen bir halk, bugün Suriye'nin geleceğinin şekillenmesinde temel ortaklardan biri konumuna geldi" dedi.
Bu dönüşümün geçici koşulların değil, yıllar süren mücadele, fedakarlık ve ortak iradenin sonucu olduğunu vurgulayan Leyla Ahmed, elde edilen kazanımların bölge halkının kararlı direnişi ve ödediği ağır bedeller sayesinde mümkün olduğunu ifade etti.
Mevcut siyasi diyalog sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Leyla Ahmed, "Biz Kürtler savaşın değil, özgürlüğün tarafıyız. Bu noktaya ulaşabilmek için çok ağır bedeller ödedik. Bugün ise siyasi ve diplomatik yollarla, geleceğin Suriye'sinde Kürtlerin siyasi, kültürel ve toplumsal haklarının güvence altına alınması için çalışıyoruz. Bunlar yalnızca Kürtlerin değil, ülkenin tüm halklarının doğal haklarıdır" diye konuştu.
Leyla Ahmed, çoğulculuk ve ortak yönetime dayanan demokratik modelin, dışlama ve ayrımcılıktan uzak bir anlayışla Suriye toplumunun tüm bileşenlerini kapsayabilecek bir çerçeve sunduğunu ve bunun, yıllar süren çatışmalarda bölge halklarının ödediği ağır bedellerle de örtüştüğünü belirtti.
‘Suriye’nin geleceğinde göz ardı edilemeyecek bir konuma ulaştı’
Çatışma cephelerinden müzakere masalarına uzanan süreçte 19 Temmuz Devrimi, halkların iradesinin mevcut dengeleri değiştirebileceğini ve siyasi denklemlerde belirleyici bir aktöre dönüşebileceğini gösterdi. Varlığını koruma mücadelesiyle başlayan bu deneyim, zamanla yeni siyasi ve toplumsal bir projeye evrildi. Bugün Kuzey ve Doğu Suriye, yıllar içinde oluşturduğu birikim ve kazanımlarla Suriye'nin geleceğine ilişkin hiçbir çözüm denkleminde göz ardı edilemeyecek bir konuma ulaştı.
Yıllar süren mücadele ve fedakarlıklarla şekillenen bu deneyim, çoğulculuk, birlikte yaşam ve ortak yönetime dayalı bir vizyon ortaya koyarak, yerel toplumların tüm zorluklara rağmen alternatif yönetim modelleri geliştirebileceğinin de önemli bir örneği haline geldi.