‘Kadına yönelik şiddet bütün toplumun meselesidir’

Ayet El-Rifai vakası üzerinden Suriye’de kadına yönelik şiddete dikkat çeken Darin Azzam, şiddetin yalnızca kadınların değil bütün toplumun sorunu olduğunu belirterek, caydırıcı yasalar ve etkin koruma mekanizmaları çağrısı yaptı.

ROCHELLE JUNİOR 

Süveyda – Suriye’de kadınlara yönelik şiddet, münferit vakaların ötesinde kadınların yaşamını, kararlarını ve özgürlüklerini kuşatan toplumsal ve hukuki bir sorun olarak varlığını sürdürüyor. Tekrarlanan kadın katliamları ve aile içi şiddet vakaları, bir yandan erkek egemen zihniyetin kadınlar üzerindeki etkisini görünür kılarken, diğer yandan mevcut yasaların caydırıcılığı ve kadınlarla çocukları koruyacak mekanizmaların yeterliliğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıyor.

Bu tartışmaların odağındaki vakalardan biri de 2022 yılında Şam’da, evli olduğu erkeğin evinde maruz kaldığı şiddetin ardından yaşamını yitiren Ayet El-Rifai. Suriye kamuoyunda büyük yankı uyandıran Ayet El-Rifai’nin dosyası, cinayetten hüküm giyen fail Gıyath El-Hamavi’nin, annesinin ölümünden bu yana anne ailesiyle yaşayan kızları Şems’in velayetini talep etmesiyle yeniden gündeme geldi.

Ayet El-Rifai vakası ve sonrasında yaşananlar, kadına yönelik şiddetin yalnızca suçun işlendiği anla sınırlı olmadığını; mağdurların çocuklarının korunmasından cezasızlık tartışmalarına kadar uzanan çok boyutlu bir sorun olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

‘Münferit değil’

Ajansımıza bu konuda değerlendirmelerde bulunan insan hakları savunucusu Darin Azzam, şiddetin aile içinde başlayıp çocukları ve kamusal alanı da içine alan daha geniş bir soruna dönüştüğüne dikkat çekerek şunları söyledi: “Ayet El-Rifai vakası münferit bir olay değil. Kadınların aile içinde maruz kaldığı uzun bir şiddet zincirinin halkalarından biri. Bu şiddet çocuklara da uzanabiliyor. Şiddetin yaşandığı bir ortamda büyüyen ya da annelerinin şiddete maruz bırakılmasına tanıklık eden çocuklar, bu deneyimden etkilenmeden çıkmıyor. Kendilerinin işlemediği bir şiddetin psikolojik ve toplumsal mağdurlarına dönüşebiliyorlar.”

Darin Azzam, kadına yönelik şiddetin temelinde erkeğin kendisini daha güçlü ve otorite sahibi görerek başkalarının yaşamını kontrol etme hakkını kendinde bulduğu zihniyetin bulunduğunu belirterek, “Sorunun temeli, taraflardan birine, çoğunlukla da erkeğe, kendisini daha güçlü ve daha fazla otorite sahibi gördüğü için başkalarının yaşamını kontrol etme hakkına sahip olduğu duygusunu veren zihniyettir. Kadının itaat etmemesi ya da erkeğin isteğine karşı çıkması, şiddetin gerekçesi haline getirilebiliyor. Bu zihniyet yalnızca fiziksel şiddetle başlamıyor. Bazen kontrol, tehdit, aşağılama ve psikolojik şiddetle başlıyor, ardından saldırıya dönüşüyor ve bazı durumlarda öldürmeye kadar varabiliyor” dedi.

Yasa faili gerçekten caydırıyor mu?

Kadınlara yönelik şiddet suçları, Suriye yasalarının aile içi şiddetle mücadelede ne ölçüde etkili olduğu sorusunu da gündeme getiriyor. Sorun yalnızca yasal düzenlemelerin bulunup bulunmaması değil, bu düzenlemelerin uygulamada ne ölçüde hayata geçirildiği.

Yasaların varlığının tek başına yeterli olmadığını söyleyen Darin Azzam, “Caydırıcı olabilecek yasaların bulunması yeterli değil. Cezanın, suçun ağırlığıyla bağdaşmayacak ölçüde hafifletilmesine imkan tanıyan boşluklar, istisnalar ya da yollar varsa caydırıcılıktan söz edemeyiz. Toplumsal, ailevi ve aşiretsel ilişkiler de zaman zaman davaların seyrine müdahil olabiliyor. Ayrıca tıbbi ve psikolojik raporlar failin sorumluluğunu hafifletmek için kullanılabiliyor. Yasal boşluklar cezasızlığa açılan kapılara dönüşmemeli. Şiddet uygulayan kişi, işlediği suçun gerçek ve kesin sonuçları olacağını bilmeli” diye konuştu.

Ayet El-Rifai vakası ve suç sonrasına ilişkin sorular

Ayet El-Rifai vakası, yalnızca işlenen suçla değil, sonrasında yaşananlarla ilgili soruları da gündeme getiriyor.

Darin Azzam, “Ayet’in eşine verilen cezanın 7 yıl olduğu belirtiliyor. Suçun koşulları ve niteliği ortadayken bu hüküm hangi hukuki temele dayanılarak verildi?” diye sordu.

Hükümlünün cezaevinden kaçması, daha sonra Ayet’in kızına ve ailesine ulaşarak onları tehdit etmesi ve saldırıda bulunmasına da dikkat çeken Darin Azzam, “Bütün bunlar mağdurların ve çocuklarının korunmasına ilişkin sistemde daha büyük bir sorunun bulunduğunu gösteriyor. Annesinin öldürülmesine tanıklık eden bir çocuk, yaşadığı travmayı atlatabilecek yeterli alanı bulamadan, hayatındaki en ağır deneyimle bağlantılı aynı kişinin tehdidiyle yeniden karşı karşıya kalıyor” dedi.

Darin Azzam, adaletin yalnızca fail hakkında hüküm verilmesiyle sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, “Güvenlik, yargı ve sosyal kurumların sorumluluğu yalnızca faili yargılamak değildir; çocuğu da korumaktır. Adalet sadece hüküm vermek anlamına gelmemeli. Failin mağdura ya da çocuklarına yeniden ulaşamaması ve onların güvenliğini tehdit edememesi de güvence altına alınmalı” ifadelerini kullandı.

Suriye daha fazla dini muhafazakârlaşmaya mı yöneliyor?

Darin Azzam, aile içindeki şiddet ve vesayet anlayışının kamusal alana taşınması riskine de dikkat çekerek, “Tehlike aile içi şiddetle sınırlı kalmayabilir, kamusal alana da yayılabilir. Suriye’nin daha fazla dini ve toplumsal muhafazakarlaşmaya yönelmesi, kadınların görünümü, davranışları ve kamusal yaşamdaki özgürlükleri üzerinde daha fazla kısıtlamayı beraberinde getirebilir. Kadının nasıl giyinmesi ya da davranması gerektiğine ilişkin belirli düşüncelerin dayatılması, toplumsal bir görüş olmaktan çıkıp vesayete, ardından da şiddetin meşrulaştırılmasına dönüşebilir” dedi.

Darin Azzam, aile içindeki erkek egemen zihniyetin sokağa taşınabileceği uyarısında bulunarak şöyle devam etti: “Bir erkeğin, eşi, kızı ya da kız kardeşi olduğu gerekçesiyle bir kadını kontrol etmesine izin veren zihniyet, sokakta da karşılığını bulabilir. Bir erkek, hiç tanımadığı bir kadını kıyafeti, görünümü ya da davranışları nedeniyle sorgulama hakkını kendinde görebilir. Bu bir yorum, hakaret ya da sözlü tacizle başlayabilir, ancak fail toplumun veya yasaların kendisinden hesap sormayacağını düşünürse fiziksel saldırıya dönüşebilir. Kadını korumak, ona daha fazla kısıtlama getirmek değildir. Kadını korumak; evinde, iş yerinde ya da sokakta yaşam, güvenlik ve tercih hakkını korumaktır.”

Sessizlik faili koruyor

Darin Azzam, kadına yönelik şiddetle mücadelenin yalnızca yasaların sorumluluğuna bırakılamayacağını, aile ve toplumun da sorumluluk taşıdığını belirterek şöyle konuştu: “Birçok şiddet vakası, insanların ne söyleyeceğinden duyulan korku, ‘rezil olma’ kaygısı, akrabaların baskısı ya da yaşadığı şiddetten kadının kendisinin sorumlu tutulması nedeniyle yargıya veya medyaya ulaşmıyor. Kızlarının yanında duran aileler yalnızca bir kadını savunmuş olmuyor. Topluma, şiddetin sessizlikle geçiştirilmeyeceği ve suçun bedelini mağdurun ödememesi gerektiği mesajını da veriyorlar.”

Kadının “aileyi koruma” gerekçesiyle sessizliğe zorlanmasının tehlikesine dikkat çeken Darin Azzam, “Kadını sessiz kalmaya ya da şiddet uygulayan kişiye geri dönmeye zorlamak onu daha büyük bir tehlikeye atabilir ve sonunda daha ağır bir suça yol açabilir” dedi.

Şiddete maruz kalan kadınların gidecek yeri yok

Şiddete maruz kalan kadınların karşı karşıya olduğu önemli sorunlardan biri de evin kendisi tehlike kaynağına dönüştüğünde sığınabilecekleri güvenli alanların bulunmaması.

Darin Azzam bu durumu dair şunları dile getirdi: “Kadın ekonomik olarak evinden ayrılabilecek durumda olmayabilir. Kendisini kabul edecek bir aile bulamayabilir, intikamdan ve toplumsal baskıdan korkabilir ya da evden ayrıldığında çocuklarının tehlikeye gireceğini düşünebilir. Bu nedenle şiddetten kurtulan kadınların ve çocuklarının kalabileceği güvenli ve uzmanlaşmış merkezler kurulmalı. Bu merkezlerde yargı süreci tamamlanıncaya kadar koruma, psikolojik ve sosyal destek ile hukuki yardım sağlanmalı.

Bu hizmetlerin olmadığı ya da yetersiz kaldığı koşullarda sivil toplum da sınırlı imkanlarla dahi olsa uzmanlaşmış girişimler başlatabilir. Bir kadının gidebileceği ve failin kendisine ulaşamayacağını bildiği güvenli bir yerin olması, bazı durumlarda şiddetin devam etmesiyle kadının kurtulması arasındaki fark olabilir.”

Çocuklar: Suç dosyasında görünmeyen mağdurlar

Şiddetin etkilerinin kadının evden ayrılması ya da fail hakkında hüküm verilmesiyle sona ermediğini vurgulayan Darin Azzam, çocukların yaşadığı travmaya ilişkin, “Annesinin öldürülmesine ya da şiddete maruz kalmasına tanıklık eden bir çocuk, bu deneyimi yıllarca taşıyabilir. Gerekli destek verilmezse yaşadığı travma kişiliğinin ve gelecekte kuracağı ilişkilerin bir parçasına dönüşebilir” dedi.

Kadına yönelik şiddetin yalnızca kamuoyunda büyük yankı uyandıran vakalar yaşandığında tartışılmasına da dikkat çeken Darin Azzam, şöyle devam etti: “Bu mesele yalnızca medyaya yansıyan büyük suçlar üzerinden ele alınmamalı. Her korkunç suçun ardından tartışma birkaç gün ya da hafta sürüyor. Sonra başka olaylar ve krizler ortaya çıktığında ilgi azalıyor. Yeni bir suç işlendiğinde dosya yeniden gündeme geliyor. Oysa sessizliğin hâkim olduğu dönemlerde şiddet durmuyor.”

‘Bütünlüklü bir mekanizmaya ihtiyaç var’

Darin Azzam, çözüm için bütünlüklü bir mekanizmaya ihtiyaç olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Çözüm; açık ve caydırıcı yasaları, yasaların gerçekten uygulanmasını, mağdurları koruyup faillerden hesap sorabilecek bir yargıyı, failin mağdurlara yeniden ulaşmasını engelleyecek güvenlik mekanizmalarını ve barınma, psikolojik destek ile hukuki yardım sağlayacak sosyal kurumları kapsamalı. Hükümet kurumları bugün bütün bunları yerine getiremiyorsa, kadınlar ve çocuklar için güvenli alanlar ve destek ağları oluşturan sivil girişimler bir başlangıç olabilir. Daha sonra bunlar açık bir hukuki ve kurumsal çerçeve içinde genişletilebilir.

Mesele yalnızca Ayet El-Rifai’nin, tek bir kadının ya da tek bir ailenin meselesi değil. Bu bütün bir toplumun meselesidir. Şiddet caydırılmadığı, mağdur korunmadığı ve toplum insanların ne söyleyeceği korkusunun esiri olduğu sürece şiddet döngüsü evin kapısında kalmaz; sokağa, çalışma yaşamına ve kamusal alana yayılır. Bu döngüyü kırmak için failin kaçamayacağı bir hukuk, mağduru koruyan kurumlar, sessizliği reddeden bir toplum ve şiddete maruz kalan kadının mağdurken suçlu konumuna düşürülmesini reddeden bir bilince ihtiyaç var.”