Savaşın görünmeyen yüzü: Kadınlar yıkımın yükünü taşıyor

İran’da savaşın yarattığı ekonomik yıkım, en ağır darbeyi kadın işçilere vurdu. İşsizlik, internet kesintileri ve derinleşen yoksullukla birlikte kadınlar hem emekten hem yaşamdan dışlanırken, kriz özellikle Rojhilat’ta daha sert yaşanıyor.

Haber Merkezi - Halkın hafızasında savaşın başka bir yüzü vardır: Ekmek kuyruğunda bekleyen bir kadının yüzü, kirasını ödeyemeyen bir kadının yüzü, her birkaç dakikada bir internet gelir umuduyla kapalı telefon ekranını yukarı aşağı kaydıran bir kadının yüzü, çocuğuna neden artık sofrada et olmadığını anlatmak zorunda kalan bir kadının yüzü. Savaşların resmi tarihi generallerden söz eder; oysa gerçek tarihi, sirenler sustuktan sonra hayatı enkazın altından yeniden çıkarmak zorunda kalan kadınlar yazar.

Bu yıl 1 Mayıs, İran’da enkaz sesleri ve yarı kapalı fabrikaların sessizliği eşliğinde geldi. Bir yanda İran İslam Cumhuriyeti, diğer yanda İsrail ve ABD arasında alevlenen savaş, doğrudan emekçilerin sofralarına yansıdı ve en önce kadın işçilerin geçim omurgasını kırdı. Medyada “bölgesel gerilim” ve “jeopolitik mücadele” olarak sunulan bu durum, halkın yaşamında işsizlik, açlık, ücretlerin gecikmesi, atölyelerin kapanması, internet kesintileri ve artan baskı olarak kendini gösterdi.

Rakamlar her şeyi anlatmıyor

Ekonomik tahminler bir milyondan fazla işin yok olduğunu ve iki milyon kişinin geçiminin doğrudan tehdit altında olduğunu gösteriyor. Ancak rakamlar her şeyi anlatmıyor; çünkü her sayının arkasında, sessizce gelir döngüsünün dışına itilen bir kadın var.

İran yönetimi “direnişten”, “zaferden” ve “ulusal gururdan” söz ederken; işçiler kapanan fabrikalardan, durdurulan projelerden, yenilenmeyen sözleşmelerden ve aylarca ödenmeyen maaşlardan söz ediyor. Bu, iktidarın dili ile halkın dili arasındaki eski ve derin uçurumdur.

Ekonomik ve sanayi altyapısı çöktüğünde ilk darbe günlük işçilere ve atölye çalışanı kadınlara vurur. Veriler binlerce işçinin işten çıkarıldığını, yüzlerce aylık ücret alacaklarının biriktiğini ve on binlerce kişinin işsiz kaldığını gösteriyor. Ancak bu rakamların arkasında daha sert bir gerçek yatıyor: Kadınların sessizce iş gücü piyasasından düşmesi.

Dijital ekonomi de felce uğradı

Ambalaj, terzilik, halıcılık, mevsimlik tarım, temizlik, küçük üretim atölyeleri, seyyar satış ve ev içi üretimde çalışan kadınlar, her zaman istihdam zincirinden koparılan ilk halka oluyor. Çünkü sistem onları iş gücü değil, tüketilebilir bir unsur olarak görüyor. Ancak mevcut savaş yalnızca fabrikaların çarklarını durdurmakla kalmadı; dijital ekonomiyi de felce uğrattı.

Son yıllarda binlerce kadın, resmi işlerdeki ayrımcılık ve sistematik dışlanma nedeniyle Instagram satışlarına, online eğitime, çeviriye, içerik üretimine, el işi satışına ve küçük dijital işletmelere yönelmişti. Onlar için internet sadece bir iletişim aracı değildi; dükkândı, iş yeriydi, gelir kapısıydı ve en önemlisi ekonomik bağımsızlığın son penceresiydi.

Ancak İran yönetimi, savaşın ortasında bu pencereyi de kapattı. İki aydan uzun süren internet kesintileri, binlerce satış sayfasını işlevsiz hale getirdi. Siparişler durdu, ödemeler aksadı ve yıllarca küçük sermayelerle iş kuran kadınlar bir anda sıfır noktasına geri döndü. Bu artık yalnızca sansür meselesi değildi; doğrudan ekmeğin kesilmesiydi.

Bu noktada önemli bir gerçek var: Dijital ekonomiden dışlanan bu kadınların hiçbiri resmi işsizlik verilerine yansımayacak. Hiçbir resmi rapor onları saymayacak. Çünkü onların işleri sistem tarafından “resmi” kabul edilmiyordu. Ancak bu görünmezlik, yaşanan felaketin büyüklüğünü azaltmıyor.

Bir kadın düşünün: Çocuk kıyafeti ya da el işi satarak kirasını ödüyordu, şimdi ise kapalı bir sayfa ve bloke edilmiş hesapla baş başa. Bu yalnızca bir iş kaybı değil; mutlak çöküşün eşiğidir.

Ev bir sığınak değil

İran’da savaş, bu kadınların kapalı telefon ekranlarında yaşandı. Bu yalnızca işten dışlanma değil; bağımsızlıktan, karar alma hakkından ve insanlık onurundan koparılmadır. Dün evin geçimine katkı sağlayan kadın, bugün yeniden eve itilmiştir. Ancak bu geri dönüş huzura değil, sessizliğe dönüş anlamına gelir.

Bu koşullarda ev bir sığınak değil; ekonomik ve psikolojik şiddetin yoğunlaştığı bir alan haline gelir. Maddi bağımlılık, tükenmişlik, aile içi gerilim, aşağılanma ve sürekli kaygı, hiçbir savaş raporunun hesaplamadığı bedellerdir.

İran yönetimi yıllardır kadınları en ucuz iş gücü haline getirmişti; savaş bu gerçeği daha da görünür kıldı. Bugün kadın işçi aynı anda geçim sağlayan, bakım veren, kriz yöneten ve yoksulluğun sessiz kurbanı olmak zorunda bırakılıyor.

Rojhilat ve yapısal eşitsizlik

Bu tablo İran’ın merkezinde karanlıksa, Rojhilat’ta mutlak bir karanlığa dönüşüyor. Burada yalnızca yoksulluk değil; ulusal ayrımcılık, güvenlik baskısı ve yapısal eşitsizlik de etkili.

Devlet burada üretim kurmadı, istihdam yaratmadı; ama güvenlik aygıtlarını büyüttü. Kürt kadınlar hayatta kalmak için tarımda, halıcılıkta, kaçak işlerde, sınır ticaretinde ve hatta kolberlikte çalışmak zorunda kalıyor. İnternet kesintisiyle birlikte dijital gelir kapıları da kapanınca, kadınlar işsizlik ile ağır fiziksel emek arasında sıkıştı.

Sanayinin olmadığı bir yerde internet pazardı. O da kapanınca geriye yalnızca dağ kaldı.

Kayıt dışı ve sigortasız

Bu noktada Kürt kadın, bu sistemin en çıplak çöküşünü temsil ediyor. Resmi verilere göre bazı bölgelerde 50 bin inşaat işçisinin 29 bini sigortasız. Bu durumda, kayıt dışı çalışan kadınların güvencesizliği çok daha ağırdır.

Onlar için ne sigorta, ne emeklilik, ne sağlık güvencesi, ne de istatistik vardır. Tüm yollar kapandığında, kadın yükü omzuna alıp mücadelede başka yollar arar.

Bu kadınlar tarihsel adaletsizliği, ulusal ayrımcılığı ve patriyarkayı aynı anda taşır. Attıkları her adım, bu düzenin bir iddianamesidir.

Çözüm, Kürdistan’dan yükselen o üç kelimede saklıdır: Jin, jiyan, azadî

Bu bağlamda “Jin, jiyan, azadî” yalnızca bir slogan değildir; bir yaşam gerçeğidir.

Jin: Tüm yükü taşıyan kadın
Jiyan: Savaş ve yoksulluk altında zorlaşan yaşam
Azadî: Ekmek, iş ve güvenlik olmadan tehlikeye giren özgürlük

Kürt kadın işçi bu üç kavramın kesişiminde durur. Onun mücadelesi yalnızca ücret için değil, nefes alabilmek içindir.

Bu yıl 1 Mayıs da bu gerçeğin ifadesidir. Artık mesele yalnızca ücret değil; yaşamın kendisidir.

Savaş sonrası İran’da, yıkılan hayatları ayakta tutanlar bu kadınlardır. Ama ne güvenlikten, ne refahtan, ne de karar mekanizmalarından pay alırlar.

Gerçek şu: İşçi sorunu sadece ekmek değil; ekmeğin bedeli olarak hayatın verilmesidir.

Ve çözüm, Kürdistan’dan yükselen o üç kelimede saklıdır: Jin, jiyan, azadî.