Ne kutsal ne de gelenekçi, çözüm demokratik aile modeli (1)
Kadınlar “kutsallık” atfedilen aile yapıları içinde katledilirken, Kürt Kadın Hareketi çözümü, kadının özgürleşmesi olarak sunuyor. Özgürlük mücadelesinde güçlenen kadın, demokratik ailenin ve toplumun gelişmesine de katkı sunacaktır.
ARJİN DİLEK ÖNCEL
Haber Merkezi - Kadınlar, bir şiddet sarmalı içine sıkıştırılmak istenilirken, fiziksel şiddetten, ekonomik, psikolojik ve cinsel şiddete kadar yaşamdan ya da onları kimliklerinden koparan, uzaklaştıran her türlü politikaya maruz kalıyorlar.
Tüm şiddet biçimlerinin kadınlar üzerinde kısa ve uzun vadeli etkilerini görmek mümkün. Psikologlara göre; korku, utanç, suçluluk, sürekli kötü bir şeyler olacakmış duygusunu taşıma, uyaranlara aşırı duygusal reaksiyonlar verme, kolay irkilme hali, intihar düşünceleri ve teşebbüsleri, şiddetin psikolojik sonuçları arasında yer alıyor.
Şiddetin fiziksel etkileri ise kadınları hayattan koparıyor ya da saldırıya uğrayan kadının hayatının geri kalan kısmını “engelli bir birey” olarak sürdürmesine neden oluyor. Toplumsal etkileri ise sadece kadının değil, çevresindeki herkesi etkiliyor. Erken evlilik, erken annelik, ekonomik zarar (iş göremez durumda olmak), şiddetin bir sonucu olarak yoksullaşma, bozulan aile ilişkileri, çocukların fiziksel, duygusal ve toplumsal ihtiyaçlarına yeterli düzeyde cevap verememek kadını içinde yaşadığı aileyi, çocukları ve toplumu olumsuz etkiliyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün Türkiye dahil 53 ülkeyi kapsayan “Avrupa Bölgesi” raporuna göre, fiziksel ve cinsel şiddete uğramış kadınlara yönelik sağlık hizmetleri yetersiz.
Hal böyleyken gözler ülkelerin kadına yönelik şiddete karşı politikalarına çevriliyor. Türkiye’de 2025 yılında, “Kadına yönelik şiddete karşı ulusal eylem planı (2026-2030)” hayata geçirilse de, şiddetin iki yılda da arttığı görülüyor. Yine aynı yıl AKP iktidarı, 2025 yılını “Aile Yılı” ilan etti.
Geleneksel aile modelini yeniden canlandırma çabaları
AKP’li Tayyip Erdoğan ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bu hamlenin amacını, “aile kurumunu korumak, güçlendirmek ve azalan nüfusu yeniden artırmak” olarak açıkladı. AKP’nin “Aile Yılı’nda” yani 1 Ocak - 31 Aralık 2025 tarihleri arasında en az 391 kadın erkekler tarafından katledildi. Bu vakaların 297’si kadın cinayeti, 94’ü ise şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçti.
Kadınlar, “aile odaklı” politikaların kadınların bireysel haklarını yok sayarak, onları şiddet ve sömürüye açık hale getirdiğini belirtiyor.
Kadınların başta annelik olmak üzere belli rollere sıkıştırılması onları eve hapsetmekle birlikte; derin bir yoksulluk içinde olan kadını erkeğe bağımlı kıldı, esnek çalışma saatleriyle emeğini sömürdü, onu bir özne olmaktan çıkarıp, nesneleştirdi.
Kadının sadece “anne” rolünden çıkmaması için; çocuk başına para yardımı, gençlerin erken evlenmeleri için teşvikler hayata geçirildi. Burada amaç, “makbul kadını” yaratmak. “Makbul kadın” modeli için sadece projeler hazırlanmadı, bu kapsamda yayınlanan diziler, filmler, fetvalar, okullarda çocuklara verilen eğitimler, hepsi bir propagandanın kurbanı edildi.
2025’de 137 kadın ‘aile’ içinde katledildi
Kadınlar son iki yılda da kimliklerini tanımayan bu aile yapıları içinde katledildi, tecavüze uğradı ve şiddetin her türlüsünü yaşadı. 2025 yılında katledilen 391 kadından 137’si aile içindeki erkekler tarafından öldürüldü. 253’ü ise kendi evlerinde veya yaşadıkları alanlarda öldürüldü.
2026’nın Ocak ayında 22 kadın, Şubat ayında 23, Mart ayında ise 33 kadın erkekler tarafından katledildi. Bu suçların yüzde 80’i aile içinde gerçekleşti.
Hatırlatalım, 2011’de Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlığın isminden kadın ifadesi çıkartılarak “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” olarak işlev görmeye başladı. Bu değişim gelecek tehlikelerin de habercisi oldu.
Peki iktidarın ısrarla kurmaya ve korumaya çalıştığı ailelerde kadınlar ve kız çocukları neler yaşadı?
*Semanur Algül (Mart 2026), İstanbul Fatih’te evli olduğu erkek tarafından öldürüldükten sonra evi yakıldı. Kadının daha önce de şiddet gördüğü öğrenildi.
*Gülten Ürkmez (Şubat 2026), Çatalca'da boşanma aşamasındaki erkek tarafından otobüs durağında beklerken başından vurularak öldürüldü.
*Aylin Polat ve Gönül Alkan (Şubat 2026), uzaklaştırma kararı olmasına rağmen evli oldukları erkekler tarafından katledilen kadınlar arasında yer aldı.
Veriler kadınların en çok “eşleri” tarafından katledildiklerini açığa çıkardı.
6284 Sayılı Kanun, kadınların şiddetten uzaklaşabilmesi ve korunabilmesine dair tedbirleri düzenliyor. Kanuna göre, aile mahkemeleri koruyucu ve önleyici tedbirleri vermekle yükümlü. Bu tedbirler, şiddete maruz kalan kadınları ve çocuklarını şiddete karşı korumaya yönelik olarak verilecek ekonomik, sosyal ve psikolojik destekleri içeriyor. Aynı zamanda şiddeti önlemeye yönelik uzaklaştırma, yaklaşmama, her türlü iletişimin yasaklanması gibi önleyici tedbirleri de içeriyor.
Ancak yasanın kadınları koruyabilmesi için de Türkiye’de cinsiyet eşitliğinin tesis edilmesi ve uygulanması gerekiyor. Hayatın her alanına sirayet eden bu sorun, erkeğin kadına yaklaşımına, mahkeme salonlarında çıkan kararlara ve kadının korunması için alınan önemlere de yansıyor.
Kadın katliamları ve erkek yargının kararları
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, faillerin cezasını hafifleten yasaların düzenlenmesi ve Aile Yılı ilanı gibi politikalar kadınlara yönelik açılmış bir savaş olarak yorumlanıyor. Kadın katillerinin “erkek yargı” tarafından serbest bırakılması ve cezasızlıkla ödüllendirilmesi de bu savaşı kadını ölüme götüren sürecin başlangıcı oluyor.
Türkiye'de Şubat (2026) ayında 24 saat içinde 6 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Kadınlardan 3’ü “uzaklaştırma kararına rağmen katledildi. 2025 yılında katledilen 23 kadının öldürüldüğü sırada hakkında koruma kararı bulunduğu kayıtlara geçti. Bu da koruma kararlarının kağıt üzerinde kaldığını bir kez daha gösterdi.
Sadece koruma kararları değil, mahkemelerde çıkan kararlar da erkek egemen bir bakış açısının yansıması olarak kadınların hayatlarını olumsuz etkiliyor, failleri ise yeni suçlar için cesaretlendiriyor. Kadınlar bu duruma “adaletin cinsiyetinin” olmayacağını belirterek tepki gösteriyor.
Çözüm ‘demokratik aile’ modeli
Ataerkil toplum içinde bir metaya dönüştürülen kadın çözümü özgürlükte arıyor ve mevcut aile yapısıyla demokratik ve kadın özgürlükçü bir yaşam inşa edilemeyeceğini belirtiyor.
Peki toplumun en eski kurumu olan “aile” yine kadın etrafında şekillenecek mi? Kadının içinde katledildiği aile yapısı demokratik bir aile yapısına dönüştürülebilecek mi?
Aile, toplumsallığın bir parçası olarak bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor, bu nedenle toplumsal özgürleşme ancak ailenin değiştirilip, dönüştürülmesiyle mümkün olabilir. Aile olgusu tartışılırken, iki zıt görüş açığa çıkıyor, biri bu yapıyı korumak adına aileye “kutsallık” atfediyor, diğeri aileyi “gericiliğin yansıması” olarak görüyor.
Mevcut aile yapısı ve hizmet ettiği güç
Toplumsal gerçekliği reddeden bu her iki görüşe karşı ise Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan “Özgürlük Sosyolojisi” kitabında mevcut aile yapısını şöyle tanımlıyor: “Aile, bu toplumsal bağlamda ‘erkeğin küçük devleti’ olarak inşa edilmiştir. Uygarlık tarihinde aile denilen kurumun, mevcut tarzıyla sürekli yetkinleşmesi, iktidar ve devlet aygıtlarına verdiği büyük güç nedeniyledir. Birincisi, erkek etrafında iktidarlaştırılan aile, devlet toplumunun hücresi kılınmaktadır. İkincisi, aile ile kadının sınırsız karşılıksız çalışması güvenceye alınmaktadır. Üçüncüsü, çocuk yetiştirip nüfus ihtiyacını karşılamaktadır. Dördüncüsü, rol modeli olarak tüm topluma kölelik ve düşkünlük yaymaktadır. Aile, bu içeriğiyle aslında bir ideolojidir.”
Ailenin değişim süreci nasıl olur?
Abdullah Öcalan yine Özgürlük Sosyolojisi kitabında aile yapısına ve değişimine ilişkin şunları belirtiyor: “Aile, aşılacak bir toplumsal kurum değildir, fakat dönüştürülebilir. Hiyerarşiden kalma kadın ve çocuklar üzerindeki mülkiyet iddiası terk edilmeli, eşler arasında sermayenin her türü ve iktidar ilişkileri rol oynamamalıdır. Cinsin sürdürülmesi gibi güdüsel yaklaşım aşılmalıdır. Erkek-kadın birlikteliği için en ideal yaklaşım, ahlaki ve politik topluma bağlı özgürlük felsefesini esas alanıdır. Bu çerçevede dönüşüm yaşayacak aile, demokratik toplumun en sağlam güvencesi ve Demokratik Uygarlığın temel ilişkilerinden biri olacaktır.”
Mevcut aile yapısını demokratik ailelere dönüştürmek, “özgür eş yaşamı” kurmaktan geçiyor. Özgür eş yaşam kadın ve erkek ilişkisinin ahlaki-politik ilkelerle kurulup, kendi iradelerini özgürlük çizgisine taşımasıdır.
Özcesi özgürlük mücadelesinde güçlenen kadın, demokratik ailenin de gelişmesine katkı sunacak ve demokratik bir toplumun da mimarı olacaktır.