‘Dünya Zad’: Mai El-Telmissany’e yeni bir hayat veren kayıp romanı

Mısırlı yazar Mai El-Telmissany, “Dünya Zad” romanıyla Arap kadın edebiyatında önemli bir dönüm noktası yaratırken, yazmanın özgürlüğü geri kazandıran bir araç olduğunu ve kadın yazarların seslerini duyurmalarını sağladığını vurguluyor.

ZOUHOUR MECHERGUI

Tunus - Mısırlı yazar Mai El-Telmissany, yazmanın özgürlüğün geri kazanılması için bir araç olduğunu ve yazarın toplumun dayattığı yargılardan bağımsız olarak kendini ifade etmesine olanak sağladığını belirtiyor. Günümüz kadın yazarlarının tabu konuları ele alma cesaretinin, Arap edebiyatında kadınların sesini yeniden duyurmada önemli bir adım olduğunu vurguluyor. Mai El-Telmissany’nin “Dünya Zad” romanı, onu yeniden gündeme taşırken, özellikle kadın edebiyatında Arap kurgusunun parlayan bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Otuz yıl önce yazılmasına rağmen, roman hala dikkat çekiyor ve eleştirmenlerin ilgisini sürdürmeye devam ediyor.

Mai El-Telmissany, ilk romanı “Dünya Zad”ı 1995 yılında yazdığını ve iki yıl sonra Mısır’da ve yurt dışında yayımlandığını belirtiyor. Roman, otobiyografik bir eser olarak, dönemin yaygın anlatım tarzlarından ayrılıyor. Yazar, romanın hayatını değiştiren bir olaydan kaynaklandığını, bebeği Dania Zad’ın ölü doğmasının ardından hastanede yaşadığı deneyimi konu aldığını belirtiyor.

‘Yeni bir çocuk’ deneyimi

Mai El-Telmissany, o dönemde yazmayı, bir annenin doğum sırasında çocuğunu kaybetmesinin ardından yaşadığı günlük kederi kaydetme girişimi ve aynı zamanda yazarak “yeni bir çocuk yaratma” yoluyla kayba direnme aracı olarak tanımlıyor. Yazar, kayıp deneyimini birden fazla açıdan ele almayı amaçladığını, kahramanın işini kaybetmesinden, aile evini veya yakın bir arkadaşını kaybetmesine kadar farklı kayıpları kadın bakış açısından yansıtmaya çalıştığını dile getiriyor.

Roman, Mısır’da geniş çaplı eleştirel ilgi gördü ve sekiz Avrupa diline çevrildi. Mai El-Telmissany, neredeyse otuz yaşında olan romanın her kutlamasında "Dania Zad"ın hala hayatta olduğunu ve annelik konusunun edebiyatta hak ettiği yeri almadığı için romanın okuyucularla yankılanmaya devam ettiğini kaydediyor.

Mai El-Telmissany, 1990’larda yazmaya başladığını ve bu dönemde hem kadın hem erkek yazarlar arasında otobiyografinin yaygın olarak kutlandığını belirtti. Yazar, okuyucuların özellikle kadın tarafından yazılmış otobiyografik romanlarla karşılaştığında, eserde kurgusal deneyimler veya karakterler anlatılsa bile, metnin derinlerine dikkatle baktığını ifade ediyor. Mai El-Telmissany, bu süreci, kadın ruhunun adeta “röntgenci bir okuyucu” tarafından izlendiği şeklinde tanımlıyor. Okuyucuların merak duygusuyla metin aracılığıyla yazarın psikolojisini, özlemlerini ve arzularını keşfetmeye çalıştığını vurguluyor.

‘Kadın yazarlar karakterlerin arkasına saklanmıyorlar’

Mai El-Telmissany, “Günümüzde kadın yazarlar artık karakterlerin arkasına saklanmıyor. Bunun yerine, kendi deneyimlerinden yola çıkarak yazdıklarını açıkça ilan ediyorlar. Bu, okuyucuyu korku veya utançtan arınmış, cesur ve edebi bir açıklıkla şaşırtıyor. Örneğin, Mısır'da yazar Miral El-Tahawy, Bedevi mirası ve kırsal ve kentsel alanlar arasındaki seyahatlerinin yanı sıra farklı ideolojik akımlarla ilgili kişisel deneyimlerini yazdı. Iman Mersal ve Fatima Qandil gibi şairler de kişisel deneyimlerinden yola çıkarak yazdılar” diye belirtiyor.

Mısır ve Kanada arasında gidip gelmesinin yazma sürecini de etkilediğini kaydeden Mai El-Telmissany, “Yazma ile ilişkim, nereden geldiğime veya nerede yaşadığıma göre değişiyor. Kültürel olarak bana daha yakın olan Fransa'ya göç etmiş olsaydım, orayla olan ilişkimin, Anglo-Sakson ve nispeten modern bir toplum olan Kanada'ya göç etmemle karşılaştırıldığında farklı olacağını düşünüyorum” ifadelerinde bulunuyor. Kanada’daki göçmen topluluğu içinde kendisini bazen bir yabancı gibi hissettiğini anlatan Mai El-Telmissany, ülkenin genç bir tarihi olmasının ve neredeyse herkesin göç geçmişinin bulunmasının, ona bir dereceye kadar özgürlük sağladığını da vurguluyor.

Kanada’daki kültürel ve medeniyet çeşitliliğinin bir yazar olarak entegrasyonunu kolaylaştırdığını belirten Mai El-Telmissany, bunun kendisine belirli bir özgürlük sağladığını vurguluyor. Ancak, akademik araştırmalarını yayınlama girişimlerinde çeşitli zorluklarla karşılaştığını da sözlerine ekliyor. Mai El-Telmissany, “Bana göre bu alan, entelektüel yönelimlerime ve ilgi alanlarıma aynı ilgiyi göstermiyor. Bu durum bazı fikirlerimin ve çabalarımın marjinalleşmesine, edebiyatı önemsemeyen bir kültürel ortamda Arap azınlığından dışlanmış hissetmeme yol açtı” sözlerine yer veriyor.

Kadın yazarların ve entelektüellerin bir araya gelmesinin nadir olmasına rağmen önemini vurgulayan Mai El-Telmissany, bunun edebiyata yeterince değer verilmemesinin bir sonucu olduğunu belirtiyor. Mai El-Telmissany, sözlerinin sonunda, bu buluşmaların ortak konuları tartışmak, fikir ve deneyim alışverişinde bulunmak ve herkesin faydalanabileceği karşılaştırmalar yapmayı kolaylaştırmak için gerekli bir alan sağladığını ifade ediyor.