‘İdam Sehpası’: Hafıza ile tarih arasında kalan bir mekan
Süveyda’da “İdam Sehpası” olarak bilinen alanın, anlatıların aksine idam yeri değil, bir kilise olduğu ortaya çıktı. Kadınların aktardığı sözlü hafıza, mekanın adını yaşatırken, arkeolojik bulgular bu anlatıya yeni bir boyut kazandırıyor.
ROCHELLE JUNİOR
Süveyda- Suriye’nin Süveyda kentinde, mekanlar her zaman resmi haritalar ya da tarih kitaplarıyla tanımlanmaz. Çoğu zaman, onların anlamı insanların hafızasında şekillenirken, fiziksel gerçekliğin ötesine geçen hikayelerle, ortak isimlerde hayat bulur. Bu yerler arasında halkın kolektif bilincinde öne çıkan simgelerden biri de “İdam Sehpası” olarak bilinen noktadır. Zamanla yalnızca arkeolojik bir kalıntı olmaktan çıkmış, gündelik yaşamda yön tariflerinde kullanılan canlı bir coğrafi referansa dönüşmüştür.
Zamansız bir sembol
Bu ismin ortaya çıkışı ise anlık değil, insanlar ile mekan arasındaki uzun etkileşimin bir sonucudur. Yıllar boyunca yeterli yazılı belgenin bulunmaması, boşlukların halk anlatılarıyla doldurulmasına yol açtı. Böylece mekanın etrafında şekillenen gizem, onu yorumlama ve anlamlandırma ihtiyacıyla birleşerek kolektif hayal gücünde yeni bir kimlik kazandı. Bu süreçte sözlü kültür belirleyici olurken, özellikle kadınlar, hikayeleri kuşaktan kuşağa aktararak ismin yaşamasını sağladı ve mekanı zamansız bir sembole dönüştürdü.
Ancak son yıllarda ilerleyen arkeolojik çalışmalar, bu yer hakkında popüler anlatılardan oldukça farklı bir tablo ortaya koyuyor. Bilimsel veriler ile halkın hafızasında yer eden hikayeler arasındaki bu fark, önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bir mekan, biri kolektif hafızada yaşayan, diğeri kanıtlarla desteklenen iki ayrı anlatıyı aynı anda nasıl barındırabilir?
Güçlü bir referans noktası
Arkeoloji ve Müzeler Fakültesi mezunu Noor Ashti, halk anlatılarının kültürel değerini göz ardı etmeden, tarihi gerçeği yeniden ortaya koymaya çalışan farklı bir bakış açısı sunuyor. Noor Ashti’ye göre, “İdam Sehpası” olarak bilinen alan, yalnızca fiziksel bir yer işareti değil, aynı zamanda günlük yaşamda karşılığı olan, insanlara yön veren güçlü bir referans noktasıdır. Noor Ashti, “Bir yabancıya burayı ‘idam alanı’ diye tarif ettiğimizde, kolaylıkla bulabilir. Çünkü burası kağıt üzerindeki haritalarda değil, insanların hafızasında çizilmiş, yazılı olmayan bir harita gibidir” dedi.
Kadınlar belirleyici oldu
“İdam Sehpası” isminin tarihsel verilerin eksikliği ve uzun süreli belgesizlik nedeniyle ortaya çıkan halk anlatılarının bir ürünü olduğunu kaydeden Noor Ashti, “Özellikle kadınların aktardığı sözlü hikayeler bu ismin şekillenmesinde belirleyici oldu. Toplum, yapının kemerimsi formunu kendi hayal gücüyle yorumladı ve zamanla bu fiziksel özelliği, kurgusal olaylar ve anlatılarla ilişkilendirdi. Bu noktada kadınlar sadece hikaye anlatıcıları değil, aynı zamanda mekanın anlamını yeniden kuran yorumcular, sembollerin yaratıcıları ve fiziksel gerçekliğin ötesine geçen kolektif hafızanın taşıyıcılarıdır” diye konuştu.
‘Eşsiz bir kilise yapısının parçası’
“İdam Sehpası” ismi tarihsel olarak gözden düşmüş olabilir, ancak kadınlar onun unutulmasına hiçbir zaman izin vermedi. “Tarihi yalnızca kitaplarda yazmıyoruz” diyen Noor Ashti, “Onu seslerimizle, takip ettiğimiz yer işaretleriyle ve farkında olmadan hayatımızda taşıdığımız hikayelerle yaşatıyoruz. Yaptığımız araştırmalar, halk arasında ‘İdam Sehpası’ olarak bilinen alanın, Süveyda şehrinin girişindeki ‘Zafer Takı’ ile aynı yer olduğunu ortaya koydu. Hamdaniler döneminde burada idamların gerçekleştirildiği yönündeki anlatılar ise doğru değil. Aslında burası, küresel öneme sahip, eşsiz bir kilise yapısının parçası” bilgilerini paylaştı.

Günümüze kadar ayakta kalmayı başardı
Bu kiliseyi özel kılan en dikkat çekici unsurun apsisinin alışılmışın aksine doğuya değil, kuzeye bakması olduğunu kaydeden Noor Ashti, sözlerine şöyle devam etti:
“Yapı, MS 4. ile 6. yüzyıllar arasına tarihleniyor. Bu dönem, Süveyda’nın çok sayıda kilise ve dini yapının inşa edildiği, Hristiyan mimarisinin geliştiği canlı bir kültür merkezi olduğu bir zaman dilimiydi. Kilise, Cebel el-Arab bölgesinde yaygın olarak bulunan siyah bazalt taşından inşa edilmiştir. Bu taşın sertliği ve doğal koşullara karşı dayanıklılığı sayesinde, yapının büyük bölümü yıkılmış olsa da kemer günümüze kadar ayakta kalmayı başarmıştır. Mimari açıdan bazilika planına sahip olan kilise, batıdan girişli, ortada ibadet edenler için geniş bir nef, sütun dizileri ve doğu kısmında yer alan bir sunakla tasarlanmıştır. Doğu yönü, ışığı, yaşamı ve dirilişi simgelediği için büyük bir dini anlam taşır. Bu nedenle ibadet edenler dualarını bu yöne dönerek gerçekleştirirdi.”
‘Korunmalı ve belgelenmeli’
Noor Ashti, doğal koşulların ve insan kaynaklı etkilerin yapıda tahribata yol açabileceğine dikkat çekerek, alanda kalan izlerin korunmasının önemini vurguladı. Noor Ashti, “Bu tür yapıları korumak için uzmanların gözetiminde hasar görmüş taşların restore edilmesi, alanın düzenli olarak temizlenmesi ve koruma amacıyla uyarı işaretleri ya da bir çit yerleştirilmesi gerekiyor. Ancak koruma yalnızca yapının fiziksel olarak ayakta kalması anlamına gelmez. Belgeleme de en az bunun kadar önemli. Alan, gelecekte zarar görse bile, hafızada yaşamaya devam edebilmesi için bilimsel ve kültürel açıdan kayıt altına alınmalıdır. Bu da çalışmalar, fotoğraflar ve mevcut durumunun sistemli biçimde belgelenmesiyle mümkün olur” diye ekledi.

Kadınlar toplumsal hafızanın temelini oluşturuyor
Noor Ashti, alanda şimdiye kadar yalnızca sınırlı kazı çalışmalarının yapıldığını, bu nedenle bilgi eksikliğinin sürdüğüne dikkat çekerek, “Ancak tarihi önemi göz önünde bulundurulduğunda, gelecekte şehrin antik eserlerine daha fazla ilgi gösterileceğini umuyoruz” dedi. Kadınların bu süreçteki rolüne de dikkat çeken Noor Ashti, sözlü anlatıların nesilden nesile aktarılmasının ve özellikle büyükannelerin çocuklara anlattığı hikayelerin toplumsal hafızanın temelini oluşturduğunu kaydetti.
Son olarak Noor Ashti, alanın yeniden doğru şekilde tanımlanmasının önemine işaret ederek, “Burası bir darağacı değil, bir kilisedir ve büyük bir kültürel ve tarihi değere sahiptir. Süveyda’daki her kadının bu gerçeği yaymaya ve bu yerin gerçek anlamını vurgulamaya katkıda bulunmasını umuyorum” ifadelerini kullandı.
