Barış ve Demokratik Toplum Süreci: Daha kapsamlı hukuki bir zemine ihtiyaç var

ÖHD’li Mehtap Işık, süreç kapsamında çıkan yasanın sürecin hukuki bir güvenle ilerlediğini gösterdiğini ancak Kürtlerin kimliğinin tanınması için daha geniş bir hukuki zemine ihtiyaç olduğunu belirtti.

MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN

Wan - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat 2025 tarihinde Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile başlayan süreç 1 yıldan uzun bir süreyi geride bıraktı. Kürt cephesinden sürece ivme kazandırılması açısından atılan ciddi adımların ardından 5 Ağustos tarihinde "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) başkanlığına sunularak resmi olarak açıklandı.

12 maddelik kanun teklifi sürece olan inancı tazelerken, çeşitli tartışmaları beraberinde getirdi. Tartışmaların başlıca sebebi ise yasanın kapsamlı ve Kürt sorunun çözümü için yeterli olmadığı yönünde. Aynı zamanda Abdullah Öcalan’ın kapsam dışı bırakılması da eleştirilere neden oldu.

Hazırlanan kanun teklifi 10 Ağustos’ta 562 milletvekilinin katılımıyla oylamaya sunuldu. Kanun teklifi 467 "evet", 87 "hayır" ve 7 "çekimser" oy ile kabul edildi.

Yasanın meclisten geçmesiyle süreç ivme kazanmış ve yeni bir boyuta taşındı. Kürtler tarafından "başlangıç yasası" olarak değerlendirilen kanun teklifinin devamında atılacak adımlar için ön açıcı bir noktada olduğu belirtiliyor.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Wan Şube üyesi Mehtap Işık, yasanın hukukçular tarafından olumlu değerlendirildiğini belirtirken eleştirildiği noktalara dair açıklamalarda bulundu.

‘Kürt meselesi artık meşru bir zeminde’

Mehtap Işık, hukukçular olarak çerçeve yasayı yüzyıllık bir sorunu çözüme götürecek ilk adım olarak değerlendirdiklerini belirterek şöyle dedi:

“Çerçeve yasayı hukukçular olarak önemli buluyoruz çünkü burada meşruluk kazanacak bir durum söz konusu. Kürtlerin varlığı yüzyıllarca inkar edildi ancak artık inkar edilemeyecek durumda. Bunun bir mesele olduğu kabul edilmiş haliyle bu meselenin çözümü için biraz daha meşru bir zeminde tartışma imkanının sunulduğu bir yerdeyiz. Çerçeve yasa Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) toplantısından sonra yürürlüğe girebilecek.”

‘Yasa, bütünü kapsamıyor’

Yasanın olumlu ve olumsuz gördükleri yönlerinin olduğunu kaydeden Mehtap Işık, “Meşru ve hukuki bir zeminde tartışmalar yürütülerek hakların biraz daha garanti altına alınmaya çalışıldığı bir zemin olacak. Çerçeve yasa, çatışmanın son bulduğu, siyasal alanın öne çıktığı ve Kürt meselesinin hukuki, siyasal olarak tartışılmasına yer açan bir yerdedir. Yasadan 2005 öncesi müebbetler ile ağırlaştırılmış müebbetler, ‘insan öldürme ve insan öldürmeye teşebbüsten’ yargılananlar yararlanamayacak maalesef. Bu noktada çerçeve yasanın çok adil olmadığını ve hakkaniyetli bir şekilde uygulanmayacağını görüyoruz. Bu süreçte hem örgüt hem de devlet tarafından karşılıklı adımlar atıldığına şahit oluyoruz. Bu adımlar atılırken bir çatışmanın bittiği ve çözüm sürecine girildiğini görüyoruz. Çözüm sürecine girildiği ve bir örgütle anlaşıldığı noktada kanun kapsamında açılan soruşturma, kovuşturma dosyalarında yargılanan üyelerin hepsinin kapsama alınması gerekiyordu. Bu eleştiri konusudur. 3713 sayılı kanundan yargılananların teyit, tespit yapıldıktan sonra dosyalarını duracağı söyleniyor. Aslında bir bütünen ele alınıp uygulanması gereken bir kanundur” şeklinde konuştu.

Anadil önündeki engellerin kaldırılması, kayyımlar ve eşit yurttaşlığa ilişkin maddelerin yasada yer almadığına vurgu yapan Mehtap Işık şöyle konuştu:

“Çerçeve yasayı demokratikleşmenin önünü açacak bir adım olarak görüyoruz. Bunlar yasada yer almayabilir ancak bundan sonra gelişecek olan atmosferde devamı gelebilecek nitelikteki kanun maddeleridir. İlk aşama için soruşturma, kovuşturma ve yargılama dosyalarının, yargı makamını ilgilendiren durumların bitmesi öngörülüyor. Sonrasında kolektif haklara ilişkin ikinci, üçüncü aşama diyebileceğimiz aşamalara geçebilir.”

‘Güvenlikçi politikalar devam ediyor’

Çerçeve yasanın MKG’nin toplantısından sonra İzleme ve Tespit Alt Komisyonuna bırakılmasının sürecin “güvenlikçi politikalarla” yürütüldüğünü ortaya koyduğunu vurgulayan Mehtap Işık, “Yüzyıllık Kürt meselesinin güvenlikçi politikalara sıkıştırılması haksızlık ve ciddi bir eksiklik” dedi.

Mehtap Işık sözlerine şöyle devam etti:

“Güvenlikçi politikalarla Kürt meselesi, anadil sorunu çözülmez. İzleme ve Tespit Alt Komisyonunun MKG’nin onayına bırakılması, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) onayı ve rolü süreci muğlaklaştırıyor. Teyit ve tespitin nasıl olacağı noktasında emin olamıyoruz. Başka kurumların izleyip izlemeyeceği, hakkaniyetli olup olamayacağı konusunda bir netlik yok. Kanunda da bir netliği bulunmamakta. Evet, kısa bir sürede yapılacağı söyleniyor. Ancak bu kadar kısa sürede yapılabilir mi ya da tamamen MGK insafına bırakıldığında bu durum uzun bir süreye yayılır mı, süreci uzatabilir mi? Bunlar gri alanda bırakılmış durumlar. Gri alanda bırakılınca insanlarda da hem sürece hem toplumsallaşmaya ilişkin bir güven sorunu ortaya çıkıyor.”

‘Sürecin tek yönlü ilerlemesi soru işaretleri yaratıyor’

Çerçeve yasada kurulacak olan alt komisyonların işleyişine dair bir netliğin olmaması yasaya olan güveni sarstığını söyleyen Mehtap Işık, “Çerçeve yasa yürürlüğe girmeden yasaların düzeltilmesi, gri kalan alanların netleştirilerek kamuoyuyla paylaşılması ve o şekilde yürürlüğe girmesi daha iyi bir hukuki zemin yaratacak, daha iyi bir yol yöntem sunacaktır. MGK toplantısının nasıl olacağı, teyit ve tespit neye göre yapılacağı, silahsızlanma meselesi nasıl bir mekanizmayla değerlendirileceği noktasında gri alan dediğimiz durum söz konusu. Netlik yok. Sadece bakanlardan oluşan bir komisyon var. Bu çerçeve yasanın uygulanıp uygulanmaması, bu aşamanın bu komisyon tarafından ilerletilmesi güven kırıcıdır. Sivil örgütler yok, izleme heyeti dediğimiz heyette kimse yok. Haliyle o izleme heyeti dediğimiz heyete kamuoyunda oluşan bir kesiminde olması gerekiyor. Bir eksiklik varsa en azından onların söylemesi, sürecin bu şekilde beraber yürütülmesi gerekiyor. Sürecin tek yönlü ilerlemesi insanlarda soru işaretlerine sebep oluyor” sözlerini kaydetti.

‘Abdullah Öcalan’ın komisyonda yer alması çok önemli’

Mehtap Işık, sürecin müzakerecilerinden bir tarafının Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğunu ve komisyonlarda yer almasının çok önemli olacağının altını çizerek şunları söyledi:

“Ortak zeminde tartışmalar yürütülmesi için Sayın Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesi gerekiyor. Görüşmelerin, imkanların çok kısıtlı olduğu İmralı Adası’nda müzakerenin iyi yürütülebileceğine ihtimal vermiyoruz. Daha özgür koşullarda yürütülmesi gerekiyor. Teyit, tespit, silahsızlanma durumları için bir ortam yaratılacaksa Öcalan’ın da koşullarının iyileştirilmesi gerekiyor. Muhataplarıyla daha özgür tartışabileceği imkanlarının olması gerekiyor ki süreç sağlıklı bir şekilde yürütülsün. Aksi takdirde sadece bir tarafın karar verici olduğu, sadece bir tarafın kararlarının uygulandığı bir süreç ortaya çıkacaktır. Bu da sürece zarar verir.”

‘Daha geniş hukuksal tanınmaya ihtiyaç var’

Mehtap Işık, çıkarılan yasa ile çatışma süreçlerinin son bulması, yüzyıllardır devam eden Kürt meselesinin barışçıl, kalıcı bir şekilde hukuki adımlarla çözülecek olmasının önemine vurgu yaparak, “Yasa bu haliyle bir eşikten geçme olarak ele alınabilir. Daha önce de çözüm süreçleri oldu, müzakereler yapıldı ancak hukuki boyutlara taşınmadı. Bir kanun, çerçeve yasa ya da buna benzer bir değerlendirilmesi yapılmadı. Bunlar sağlanmadığında süreçte tam bir güvenlik sağlanmış olmuyor. Bu süreçte çerçeve yasanın olması, hukuka bağlanması, yasalaşması sürecin biraz daha hukuki bir güvenle ilerlediğini gösteriyor. Ancak Kürt halkının, dilinin, kimliğinin tanınması daha geniş bir hukuki tanınma gerektiriyor” diye belirtti.