TJA: Rojava’da savaş suçu işlendi
TJA, Rojava’ya saldırılarla ilgili raporunda yerinden edilen sivillerin yüzde 70’inden fazlasının kadın ve çocuklar olduğunu belirterek yaşanan savaş suçlarına dikkat çekti.
Amed- Tevgera Jinên Azad (TJA), Rojava’ya yönelik Ocak ayında gerçekleştirilen saldırıları belgeleyen yeni raporunu açıkladı. Rapora göre yerinden edilen 1,3 milyon sivilin yüzde 70’inden fazlası kadın ve çocuklardan oluşuyor. Raporda, sağlık hizmetlerinin hedef alınması, temel altyapının kesilmesi ve kadınlara yönelik sistematik şiddetin savaş aracı olarak kullanılması gibi ihlallerin altı çizilirken, uluslararası kurumlara acil önlem çağrısı yapıldı.
“Kuzey Doğu Suriye-Rojava Ocak 2026 Kadın ve Çocuk Hak İhlalleri” başlıklı raporda, HTŞ, IŞİD ve Türkiye’ye bağlı çetelerin, 6 Ocak’ta Halep’in Şêxmaqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine dönük başlayan ve ardından Rojava’ya yayılan saldırılarının yarattığı yıkım ile ihlallere odaklanıldı.
Saldırılarda 5 çocuk katledildi
Saldırılarda sağlık sisteminin kasten hedef alındığı, temel hizmetlerin ve cinsel şiddetin bir savaş silahı olarak kullanıldığı vurgulanan raporda, kadınların bedenine yönelik onur kırıcı müdahalelerle savaş suçu işlendiğine dikkat çekildi. Halep’te beş hastanenin hedef alındığına da yer verilen raporda, Kobanê’deki dört çocuğun silahlı baskın, bir çocuğun ise bombardımanla katledildiği aktarıldı.
‘Demografik mühendislik hamleleri’
Saldırıların sistematik bir "toplum mühendisliği" ve "demografik tasfiye" stratejisi olarak okunulması gerektiği ifade edilen raporda, şu ifadelere yer verildi:
“Bu süreçte tanık olunan demografik mühendislik hamleleri, Kürt halkının tarihsel varlığını ve inşa etmeye çalıştığı demokratik özerklik modelini tasfiye etmeyi amaçlayan bütünlüklü bir toplumsal kırım pratiğidir. Bölgenin tarihsel ve sosyo-politik dokusunu hedef alan bu strateji; zorunlu göç kritik altyapı ve lojistik hatların izolasyonu ve sistematik mülksüzleştirme politikaları vasıtasıyla yerel halkın direniş kapasitesini kırmayı amaçlamaktadır. Nihai hedef, bölgedeki statükoyu geri dönülemez bir biçimde değiştirerek yeni bir jeopolitik gerçeklik inşa etmektir. Sivil altyapının ve temel hizmetlerin kasten hedef alınması, toplumun kendini yeniden kurma kapasitesini zayıflatmakta ve temel hizmet ağlarına yönelik kasıtlı saldırılar, toplumsal dokunun kendini yeniden inşa etme gücünü zayıflatarak kalıcı bir istikrarsızlık ve bağımlılık sarmalı yaratmaktadır” denildi. Sağlık merkezlerine yönelik saldırıların tedaviye erişimi imkansızlaştırırken; su, elektrik ve gıda hatlarının birer “savaş silahına” dönüştürülmesinin salgın riskini, yetersiz beslenmeyi ve barınma krizini büyüterek "aç bırakma ve yıldırma" politikasına hizmet ettiğini belirtilen raporda, "Bu noktada savaşın yarattığı yıkım sınıfsal ve sosyal bir ayrışmaya da yol açmaktadır; yoksullar, yaşlılar, hastalar ve engelliler yerinde kalmaya zorlanarak sistematik bir ölüme terk edilmektedir.”
‘Kadın kimliği ve özgür yaşam modeli hedef alındı’
Doğrudan kadın kimliğinin ve özgür yaşam modelinin hedef alındığına işaret edilen raporda şöyle denildi: “Jineoloji perspektifiyle bakıldığında; hayatını kaybeden kadın savaşçıların bedenlerine yönelik teşhir, işkence ve onur kırıcı eylemler münferit vakalar değildir. Kürt kadın hareketinin yarattığı özgür iradeyi kırmaya yönelik kasıtlı birer ‘kadın kırımı’ ve psikolojik harp taktiğidir. Kadın bedeninin bir savaş sahasına dönüştürülmesi ve kadın bedenine yönelik sömürgeci-eril söylemler, etnik ve mezhepsel temelli kaçırmalar ve cinsel şiddet vakalarıyla pekiştirilerek toplumu terörize etme amacına hizmet etmektedir. Yerinden edilen 1,3 milyon sivilin yüzde 70’inden fazlasının kadın ve çocuklardan oluşması, krizin yükünü en ağır şekilde bu kesimlerin üzerine yıkmaktadır. Kadınlar, suya erişimden regl sağlığına, gebelik ve çocuk bakımından yaşlı bakımına kadar tüm ‘hayatı sürdürme’ yükünü, kaynaklardan mahrum bırakılarak taşımak zorunda bırakılmaktadır.
Mülksüzleştirmenin parçası
Rojava Jineoloji Akademisi tarafından Qamişlo’da ‘Kuzey ve Doğu Suriye'deki Savaş Suçları’ raporu hazırlandı. Sahada kadın kurumlarına yönelik yağma, kundaklama ve kişisel verilerin ifşası gibi pratikler, kadınların örgütlü gücünü ve dayanışma ağlarını dağıtmayı hedefleyen sistematik bir hat ve ideolojik bir savaş konsepti oluşturmaktadır. Bu saldırılar, mezarlıklara ve cenazelere yönelik ihlallerle birleşerek toplumsal hafızayı parçalamayı amaçlayan bir ‘hafıza kırımına’ dönüşmektedir. Yas tutma hakkına bile yönelen bu saldırı, insanları yalnız evlerinden değil, tarihsel hikayelerinden de koparmayı amaçlayan mülksüzleştirmenin tamamlayıcı bir parçasıdır. Al-Hol gibi alanlarda yaratılan hukuki boşluklar ile çocukların eğitim ve yaşam haklarının gasp edilmesi ise Kürt toplumunun geleceğini ipotek altına alan bir ‘kayıp nesil’ tasarımıdır.
Acil ve somut adımlar atılmalı
Sonuç olarak Ocak 2026 krizi, Suriye'de ‘Esed sonrası dönemin’ vaatlerinin, Kürt nüfusu başta olmak üzere korumasız siviller için sistematik bir tehdit dönemi başlattığını kanıtlamıştır. Halep'ten Rojava geneline yayılan bu tablo; Kürt nüfusunu mülksüzleştirmeyi, kimliğini sömürgeci bir dille aşağılamayı ve demokratik ortak yaşam idealini coğrafyadan silmeyi amaçlayan planlı bir şiddet mimarisidir. Bu çalışma, yaşanan sistematik saldırıları belgeleyerek; uluslararası kamuoyunu bilgilendirmeyi, Kürt halkının maruz kaldığı tasfiye siyasetini görünür kılmayı ve hakikatin inkâr edilmesine karşı durmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda ilgili devletleri, uluslararası kurumları ve insan hakları mekanizmalarını sorumluluk almaya, etkili izleme ve koruma mekanizmalarını devreye sokmaya ve bu toplumsal kırım girişimine karşı acil ve somut adımlar atmaya çağırmaktadır.”