Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden Meclis önünde ‘süreç’ açıklaması 

Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, silah yakma töreninin yıl dönümünde Meclis önünden yetkililere sordu: “Temmuz ayı sonuna kadar çıkarılacağı söylenen yasanın içeriği nedir?”

Ankara - Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi öncülüğünde kadınlar Ankara'da Meclis Dikmen Kapısı önünde bir araya gelerek kitlesel basın açıklaması yaptı. Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında somut adımların atılması talebiyle yapılan açıklamada, “Savaşa hayır barış hemen şimdi” ve “Jin, jiyan, azadî” sloganları atıldı. 

‘Silahlarını yakanlar hala bu sınırların içine giremiyor’

Açıklamada ilk olarak PKK’nin geçen yıl 11 Temmuz’da silah yakma törenini izleyen Akademisyen Hülya Osmanoğlu konuştu.

Hülya Osmanoğlu, 11 Temmuz'da Kürt Özgürlük Hareketi'nin çağrısıyla PKK'li gerillaların silah yakma eyleminin yıl dönümünde olduklarını hatırlatarak, “Ben de geçen yıl, Süleymaniye'deki silah yakma eylemine katılmıştım. Orada hem devlet yetkilileri hem Türkiye'nin toplumsal muhalefetinden insanlarla oradaydık. Törende Hareket, barışın ve demokratik toplumun inşası için silahlı mücadeleye son verdiklerini söylemişti ve sembolik olarak o silahlar yakılmıştı. Ancak o gün 30'a yakın Kürt Özgürlük Hareketi mensubu silahları yakmasına rağmen halen daha bu sınırların içine giremiyorlar. Çünkü halen daha herhangi bir yasal siyasi çerçeve oluşturulmuş değil” dedi.

‘Meclis’i göreve çağırıyoruz’

Meclis’i göreve çağırdıklarını ifade eden Hülya Osmanoğlu, “Geçen yıl silahlar yakılırken tanıklık ettiğimiz bir kararlılıktı. Barışı inşa etmenin ve yıllarca verilen mücadelenin barışla sonuçlanmasının kararlılığıydı. Besê Hozat okuduğu metinle ve diğer arkadaşlar yaptıkları eylemle bunu bize göstermişlerdi. Bugün bu ülkenin sınırlarından ülkenin dört bir yanından gelen Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi üyeleri ve çağırıcıları olarak barış çağrısına ses vermek için buradayız ve tabii ki Meclis’i göreve çağırmak için buradayız” diye belirtti.

Hülya Osmanoğlu’nun konuşmasının ardından ortak basın metni Nilgün Sarmanel tarafından okundu.

Açıklama metni şu şekilde:

“Biz Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak bundan bir yıl önce, 8 Temmuz'da, ‘Meclis Göreve, Kadınlar Barış Mücadelesine’ diyerek bu Meclis’in önündeydik. Buradan Meclis’te barış için acilen bir komisyon kurulmasını talep etmiş, kadınlar olarak barış için 5 temel talebimizi sıralamıştık. Bu bir yılda çok şey oldu. Örneğin o gün burada talep ettiğimiz komisyon kuruldu ve son gününde de olsa biz kadınlar buraya gelip o komisyona taleplerimizi ilettik. Ama ne yazık ki sözlerimizin hiçbiri nihai raporda yer bulmadığı gibi, raporda ‘kadınların savaşı nasıl yaşadığının’ bahsi dahi geçmedi.

Meclis raporu

TBMM Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunda ‘kadının adı yoktu.’ O gün burada ve daha sonra komisyonda ifade ettiğimiz beş talep: Siyasetin suç olmaktan çıkması - yani Terörle Mücadele Kanunu ve benzerlerinin kaldırılması, hasta mahpuslar başta olmak üzere tüm siyasi tutsakların serbest kalması; tüm kayyımların geri çekilmesi ve ilgili Cumhurbaşkanı Kararnamesi'nin iptali; tüm kimlik ve aidiyetler için eşitlik ve kapsayıcılığın temel alınması - bu bağlamda anadilde eğitim ve kurumsal hizmet alma önündeki engellerin kaldırılması; devletin gücünü arkasına alan cinsel şiddet faili üniformalı erkeklerin (özel harekatçıların, korucuların, vs.) yargılanması ve bu suçlarla ve zorunlu göçün sonuçlarıyla yüzleşilmesi. Son olarak kadınların, gazetecilerin, sivil toplumun bu sürecin bir tarafı olan Abdullah Öcalan'la görüşmesinin önünün açılması. Böylece kadınların barışın konuşulduğu tüm masalarda sözünü söyleyebilmesi ve geri dönüşe ilişkin yapılacak yasanın kadınların eşitlik ve özgürlük sorununu da göz önüne alarak yapılmasıydı.

Bugün siyaset her zamankinden daha fazla suç. Bir yanda CHP'ye yönelik mutlak butlan operasyonuyla birlikte alanın iyice daraltıldığı öte yandan emperyalist savaş örgütü NATO'yu mutlu etmek ve itirazı sıfırlamak için ‘önleyici tutuklama’ diye bir yöntemin hayata geçirildiği, içinde bulunduğumuz bu kentin kendi halkından arındırıldığı günlerden geçiyoruz. Biz barışa giden bu yolda ‘Terörle Mücadele Kanunu kaldırılsın’ derken, devlet geçmişten örgüt diriltiyor, insanları adını bile bilmedikleri örgütlere üye olmakla suçluyor, ‘terör’ kavramından bir türlü vazgeçemiyor.

Cinsiyetçi hakaretler

Onur Yürüyüşleri'nde gözaltılar, derneklere baskılar, sosyal medya hesaplarının erişime kapatılması ve LGBTİ+ olmak, bir düşman siyasetiyle fiilen suç haline getiriliyor.

Siyasi tutsakları serbest bırakmak, komisyon raporunda da vurgulanan AİHM ve AYM kararlarını uygulamak şöyle dursun, devlet devrimcisinden TEMA gönüllüsüne, gazetecisinden komedyenine insanları işkenceyle gözaltına alırken kadın milletvekillerini, yol arkadaşlarımız Sevda Karaca ve Burcugül Çubuk'u özel olarak aşağılayıcı muameleye ve cinsiyetçi hakarete maruz bırakmaktan da geri durmuyor.

Kadınlara çok yönlü saldırılar

Bu bir yılda tek bir seçilmiş belediye başkanı görevine iade edilmedi, kayyımlar geri çekilmedi, muhalefetin elindeki yerel yönetimlerin türlü yollarla gasp edilmeye devam edildiğini görüyoruz.

Biz eşitliğin, barışın da demokrasinin de temeli olduğunu söylerken, kadınların medeni haklarına göz dikilmesiyle eşitlik fikrine bile tahammülün olmadığına şahit oluyoruz. Anadilde eğitim ve kurumsal hizmet önündeki engeller kaldırılmalı derken, süreç için kurulmuş Meclis komisyonunda dahi Barış Anneleri'nin kendi anadillerinde konuşmasına izin verilmediğine tanık oluyoruz. Bu da yetmiyor, bu Meclis’in kapısında bir kadın gazeteci sırf çantasında Kürtçe yazı var diye çıplak arama girişimine maruz kalıyor.

Açıkça söylüyoruz: Çıplak arama, cinsel şiddettir! Cinsel şiddeti mazur görmek, soruşturmamak, yüzleşmemek, yargılamamak, bunu bir tür savaş silahına ve aşağılama aracına çevirmek bu şiddetin yaygınlaşmasına sebep olur.

Gülistan Doku dosyası uyarılarımızda ne kadar haklı olduğumuzu gösterdi

Süreç kapsamında cinsel suç faili üniformalı erkeklerin yargılanması gerektiğini de söylüyoruz. Bunu Meclis komisyonunda söylediğimizde, bundan 10 yıl önce özel harekatçıların evlerin duvarlarına, aynalarına yazdıkları tecavüz tehditlerinin yaptırımsız kalmasının sonuçlarını ağır yaşadığımız ve yaşayacağımız, savaşın kadınların ve kız çocuklarının gündelik hayatlarında bedenlerine yönelik saldırı olarak devam etme riski taşıdığı konusunda uyarı yaptığımızda, ‘Bizde böyle şeyler olmaz’ diye çok yüksek bir tepkiyle karşılaştık. Ama Gülistan Doku dosyasında açığa çıkanlar uyarımızda ne kadar haklı olduğumuzu gösterdi.

Adalet Bakanlığı'na sorular

Kadınlara ve kız çocuklarına karşı, içinde askerin, polisin, valinin, korucunun, hastane doktorunun ve fazlasının olduğu bu ağlar bir savaş yönteminin sonucu. Bugün ‘Faili Meçhul Suçları Araştırma Dairesi’ kuracağını söyleyen Adalet Bakanı'na soruyoruz: Munzur Üniversitesi'nde faaliyet gösteren suç şebekesini kim koruyor? Bugün silah bırakıp Diyarbakır'a, Batman'a, Van'a, Dersim'e, Silopi'ye dönmesini beklediğimiz kadın savaşçılar, elinde silah arkasında kamu gücü olan erkeklerin istediğini yaptığı, kanunun onlara işlemediği, cinsel suçların cezasız kaldığı bir koşula mı dönecekler?

İmralı heyetine neden izin verilmiyor?

Abdullah Öcalan'la görüşmelerin şeffaf biçimde önünün açılması, kadınların barışın konuşulduğu masalarda yer alabilmesi, ‘geri dönüş yasasının’ kadınları da gözeterek yapılması talebimiz de bu son bir yılda karşılık bulmadı. Hatta sürecin çerçevesi olarak yasanın Meclis’e gelmesinin konuşulduğu bu günlerde, 40 günü aşkın süredir İmralı Heyeti'nin gitmesine izin verilmediğini öğreniyoruz. Neden? Toplumun neyi öğrenmesine izin verilmiyor? Temmuz ayı sonuna kadar çıkarılacağı söylenen yasanın içeriği nedir? Bu yasa demokratik siyasetin önünü açan bir yasa mı olacak yoksa süreci ‘oldu- bitti’ye getiren bir rehin alma yasası mı olacak?   

Meclis ve hükümet geçen sürede barış için gereken adımları atmadı. Ama hala vakit var, hala yapılabilecekler var. Bugün aynı zamanda barış için atılan en önemli adımlardan birinin yıl dönümü: Silah yakma töreninin. O törende Barış ve Demokratik Toplum Grubu sözcüsü Besê Hozat, ‘Bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi, demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde sizlerin huzurunda silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz. Kuşkusuz bu tarihi girişimin başarıya ulaşması için çok ciddi hukuksal reformlara ihtiyaç var’ demişti.

Demokratik siyaset

Silahtan uzaklaşarak demokratik siyaset alanında mücadeleye dair bu sözlerin kadınların öncülüğünde söylenmesinin elbette ayrı bir anlamı var. Çünkü bunca eşitsizliğin, inkarın, ayrımcılığın olduğu bir coğrafyada kadınlar için mücadelenin dışında kalmak bir seçenek değil. Meclis’e sunduğumuz komisyon raporunda gerçekten de silahların geri dönülmez şekilde hayatımızdan çıkması için hepimizin, öncelikle siyaset kurumunun değişip dönüşmesi, imha ve inkâr üzerine kurulmaması gerekiyor. Yasanın konuşulduğu bu günlerde, geri döneceklerin Kürt olarak da kadın olarak da eşitsiz, haksız, hukuksuz, erkek devlet şiddetinin ve sömürünün dayatıldığı bir hayata dönmesini beklemenin yeni çatışmalara zemin hazırlayacağını hatırlatıyoruz.

Talepler

Taleplerimizi bir kez daha buradan tekrar ediyor; kimsenin hakkını savunduğu için tutuklanmadığı, siyasetinden dolayı cezaevinde olanların serbest bırakıldığı, kayyım diye bir şeyin olmadığı, Kürtlerin, kadınların, LGBTİ+ların, herkesin eşit olduğu, anadilin hak olduğu, devletin üniformasını giyerek eline silah alanların kadınlara karşı cinsel suç işleyemediği, bunun üzerinin örtülmediği, kimsenin köyünün ‘özel güvenlik bölgesi’ ilan edilmediği, yeni suçlular yaratan değil, demokratik siyasetin önünü açan bir yasa için ısrar ediyoruz.”