Cumartesi Anneleri’nden Sakine Toraman: Geçmişle yüzleşmeden barış olur mu?
1991 yılında kaybedilen ağabeyinin akıbetini soran Sakine Toraman, “Kemikleri için de olsa sonuna kadar onu arayacağız. En azından mezarı olsun” diyerek, faillerin hesap vermesi için mücadeleye devam edeceklerini söyledi.
İstanbul- Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve sorumluların yargılanmasını talep etmek için Galatasaray Meydanı’ndaki eylemlerinin bin 126’ncısını gerçekleştirdi.
Bu hafta gözaltında kaybedilen Hüseyin Toraman’ın akıbetini sorarak dosyada etkili soruşturma yürütülmesini talep eden Cumartesi Anneleri adına basın metnini İHD Eş Genel Başkanı Oya Ersoy okudu.
Oya Ersoy, “Bir kez daha söylüyoruz: Hakikati bilmek bizim hakkımız, kayıplarımızın akıbetini açıklamak ve adaleti sağlamak da devletin görevidir” diye belirtti.
Hüseyin Toraman 35 yıldır kayıp
Hüseyin Toraman’ın kaybedilmesinin üzerinden geçen 35 yıla rağmen soruların cevapsız bırakıldığını ve adaletin sağlanmadığını dile getiren Oya Ersoy, 24 yaşındaki Hüseyin Toraman’ın 27 Ekim 1991 sabahı İstanbul’un Kocamustafapaşa semtindeki evinin önünden kaçırıldığını hatırlattı. Hüseyin Toraman’ın kendisini polis olarak tanıtan silahlı ve telsizli, sivil giyimli kişiler tarafından durdurulduğunu kaydeden Oya Ersoy, “34 ATZ 56 plakalı beyaz Toros’a zorla bindirilerek götürüldü. Yaşananlara mahalle sakinleri ve Hüseyin’in eşi tanık oldu” diye konuştu.
Hüseyin Toraman’ın kaçırılmasının ardından mahalle sakinlerinin ihbarda bulunduğunu söyleyen Oya Ersoy, Çınar Polis Karakolu’ndan gelen ekiplerin tanıkları dinlediğini ve birkaç telefon görüşmesi yaptığını belirtti. Oya Ersoy, “Telefon görüşmelerinin ardından herhangi bir işlem yapmadan olay yerinden ayrıldılar. O günden sonra Hüseyin’den bir daha haber alınamadı. Hüseyin’in babası Ali Rıza Toraman, oğlunu bulmak için hemen Çınar Polis Karakolu’na gitti, karakol amirine oğlunu götüren kişilere neden müdahale edilmediğini sordu. Karakol amiri, Hüseyin’in kaçırılmadığını, siyasi polisler tarafından gözaltına alındığını söyledi. Baba Toraman bu görüşmenin ses kaydını aldı” sözlerine yer verdi.
Ailenin başvuruları yanıtsız bırakıldı
Hüseyin Toraman’ın ailesinin ellerindeki ses kaydıyla dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Mehmet Ağar, İçişleri Bakanı İsmet Sezgin ve Başbakan Süleyman Demirel ile görüştüğünü ifade eden Oya Ersoy, “Aile, ellerindeki ses kaydıyla dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Mehmet Ağar, İçişleri Bakanı İsmet Sezgin ve Başbakan Demirel ile görüştü ama her yerde inkârla karşılaştı. Aile, emniyete, savcılığa ve ilgili kurumlara başvurdu. Tanıkların anlatımları, babanın kaydettiği görüşme ve ailenin ısrarlı girişimleri gerçeğin ortaya çıkarılması için önemli dayanaklardı. Ancak bu bilgiler etkili bir soruşturmaya dönüştürülmedi” diye kaydetti.
‘Cezasızlık kamu görevlilerini sorumluluktan koruyan bir kalkana dönüştü’
Hüseyin Toraman’ın kaybedilmesine ilişkin 1991 yılında başlatılan soruşturmanın sonuçsuz bırakıldığını dile getiren Oya Ersoy, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda yürütülen dosyada 23 Ocak 2012 tarihinde takipsizlik kararı verildiğini hatırlattı. Ailenin itirazı üzerine Bakırköy 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 9 Nisan 2012 tarihinde takipsizlik kararını kaldırdığını ve soruşturmanın devamına karar verdiğini ifade eden Oya Ersoy, “Dosyada, gerçeği ortaya çıkaracak ve sorumluların yargılanmasını sağlayacak ilerleme sağlanmadı. Dosya sürüncemede bırakıldı. Hüseyin Toraman dosyasında zaman, hakikatin önüne çekilen bir sete, cezasızlık ise kamu görevlilerini sorumluluktan koruyan bir kalkana dönüştü” dedi.
Sakine Toraman: Bir mezarı olsun
Geçmişiyle yüzleşmeyen devletin nasıl barış yapabileceğini soran Hüseyin Toraman’ın kardeşi Sakine Toraman, “Çocuklarının akıbetini soran annelere şiddet uyguladı polis. Bu terör değil mi? 80 yaşındaki anneleri sürüklemek terör değil mi? Biz de isteriz ki barış olsun. En çok da Devlet Bahçeli, sen önce MHP’nin işlediği katliamlarla yüzleş, ondan sonra terörü ağzına al. Bu bariyerler bir yüz karası devlet için. Bine yakın kayıp var ancak 10 kişi durabiliyor. Bu da bir haksızlık. Kemikleri de olsa sonuna kadar arayacağız. Ben öldükten sonra çocuklarım devam edecek. En azından mezarı olsun. Ondan sonra gelin bizimle barışı konuşun. Bunlar yaşanmasın diye hayatını verdi Hüseyin, biz onunla gurur duyuyoruz” diye belirtti.