İran için tek çıkış yolu halklarla barış
ABD-İran gerilimi ve NATO Zirvesi'nin ardından şekillenen bölgesel tablo değerlendirilirken, İran'ın krizden çıkabilmesi için Kürtler, Azeriler, Araplar, Beluclar ve diğer halkların haklarını tanıyan bir siyasal sürece yönelmesi gerekiyor.
ZİBA ALİ PENAHİ
Haber Merkezi- ABD ile İran arasındaki mutabakat anlaşmasının iptal edilmesi ve Türkiye'de düzenlenen dokuzuncu NATO Liderler Zirvesi ile eş zamanlı olarak ABD, İran'ın Hürmüz Boğazı çevresinde bazı ticari gemileri hedef aldığı gerekçesiyle bu kez Orta Doğu'daki ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) aracılığıyla İran'a tek taraflı saldırı başlattı. Yaklaşık 10 gün süren saldırılarda İran'ın farklı bölgelerinde yollar ve hizmet altyapıları da hedef alındı.
İran ise “eşeğe gücü yetmeyen semerini döver” atasözündeki gibi, buna karşılık bölgedeki ABD çıkarlarını ve Körfez ülkelerindeki bazı hedefleri vurdu. İran da ABD gibi saldırılarında askeri ve sivil hedefler arasında ayrım gözetmiyor; temel hedefi karşı tarafın tesis ve altyapısına mümkün olduğunca fazla zarar vermek.
Çatışmaların bilançosu, her iki tarafın da ciddi kayıplar verdiğini ve hiçbir tarafın bu savaştan zarar görmeden çıkamadığını gösteriyor.
NATO Liderler Zirvesi, Türkiye'ye İran'ın olası bir saldırısına izin verilmeyeceği yönünde güvence verdi. Bu çerçevede NATO Antlaşması'nın 5. maddesi yeniden öne çıkarıldı ve ittifak üyelerinin bu ilkeye bağlılığı bir kez daha vurgulandı.
NATO'nun 5. maddeyi yeniden gündeme getirmesi, Türkiye'nin güvenliğini ve özellikle İran'dan gelebilecek olası saldırılara karşı korunmasını garanti altına almayı amaçlıyor. Çünkü ABD, ittifakın en önemli üyelerinden biri olarak İran ile savaş halinde bulunuyor ve bu durum diğer NATO üyelerinin de ABD'nin yanında İran'a karşı sürece dahil olmasının önünü açabilir.
Diğer taraftan İran, ABD'nin özellikle Körfez ülkelerindeki çıkarlarını hedef alıyor. Bu nedenle ittifak üyelerinin ABD'ye destek vermemesi için artık bir gerekçelerinin kalmadığı görülüyor.
İngiltere, Devrim Muhafızları'nı yasaklı örgütler listesine aldı
NATO Zirvesi'nin hemen ardından İngiltere, Devrim Muhafızları'nı yasaklı örgütler listesine aldı. Fransa ise İran'a yönelik yaptırımların kaldırılması için Tahran'ın uranyum zenginleştirme ve nükleer programını tamamen durdurması gerektiğini açıkladı.
Pakistan, Suudi Arabistan'a yönelik herhangi bir saldırıyı kendisine yapılmış sayacağını ilan etti. Birleşik Arap Emirlikleri de Suudi Arabistan ile Pakistan arasında kurulacak askeri, güvenlik ve savunma ittifakına katılmak istediğini belirterek Pakistan'dan askeri iş birliği talebinde bulundu.
Türkiye'nin Hizbullah'a karşı Colani'yi kullanmasına onay
NATO Zirvesi'nin kulislerinde Colani de yer aldı ve Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmenin amacı, Türkiye'nin Hizbullah'a karşı Colani'yi kullanmasına onay verilmesiydi. Bu nedenle Trump, İsrail'den Suriye ve Lübnan'dan çekilmesini istedi.
Denklemin bir diğer ayağını ise Türkiye'nin Hizbullah'a karşı harekete geçmesi ve bu örgüte yönelik her türlü iş birliği ile hareket alanını sınırlandırması oluşturuyor. Kısa süre sonra Suriye yönetimi, Irak'tan Suriye ve Lübnan'a gitmekte olan silah ve mühimmat yüklü bir kamyona el koyduğunu açıkladı.
Donald Trump'ın Colani'ye yönelik övgü dolu yaklaşımı, Recep Tayyip Erdoğan ve Ali Zeydi için de benzer biçimde sürüyor. Bu durum Irak, Suriye ve Türkiye arasında yeni bir stratejik yapılanmanın işareti olabilir.
Bu değişim yalnızca askeri, ticari ya da enerji alanıyla sınırlı değil; daha geniş siyasi ve stratejik hesapların sonucu olabilir. Kısa vadede Irak-Baniyas petrol hattının yeniden işler hale getirilmesiyle, İran'a karşı savaşın büyümesi halinde Avrupa ve ABD'nin petrol ve doğal gaz sıkıntısı yaşamamasının hedeflendiği görülüyor.
Amaç, İran'a karşı savaşın genişlemesi halinde Avrupa ve ABD'ye enerji akışının kesintiye uğramamasını sağlamak. Bu hazırlık, Hürmüz Boğazı'nın hatta Babülmendep Boğazı'nın kapanması ihtimaline karşı önceden alınmış bir tedbir niteliği taşıyor.
NATO Zirvesi'nde ABD ve İsrail, mevcut koşullarda bu rolü Türkiye ve Erdoğan yönetimine verdi. Aynı zamanda Türkiye'ye saldırıya uğraması halinde NATO'nun kendisini koruyacağı yönünde güvence sağlandı. Bu çerçevede Türkiye'nin İran'a karşı öncü güç olarak üstleneceği rol yeniden canlandırıldı.
Krizden çıkış toplumsal barışla mümkün
İran ise artık ne Türkiye'ye saldırabilecek durumda ne de sessiz kalabilecek bir konumda bulunuyor. Çünkü Türkiye'de ABD ve İsrail'in önemli çıkarları bulunuyor.
İran'ın Türkiye'ye saldırması halinde tüm NATO üyelerini karşısına alması ve savaşın daha da büyümesi kaçınılmaz görünüyor. Sessiz kalması durumunda ise özellikle İran içindeki Kürtler ve Azeriler başta olmak üzere korktuğu birçok dinamik harekete geçebilir ve bu baskı zamanla ülke genelinde büyük bir krize dönüşebilir.
Bu aşamada İran'ın krizden çıkmasının en doğru yolu, Azeriler, Kürtler, Araplar, Beluclar ve Gilekler dahil ülkedeki tüm halklarla barışçı ve siyasi bir yaklaşım geliştirmesidir. Halkların hakları tanınmadan, toplumsal barış ve birlikte yaşam temelinde yeni bir siyasal süreç başlatılmadan bu krizden çıkış mümkün görünmemektedir.