İran’da kadınlar öncü, halk kararlı
İran toplumu demokratik bir sistem istiyor. İran devleti siyasi, askeri, sosyal ve ekonomik krizden kurtulmak istiyorsa, halkın taleplerini dinlemelidir. Gözdağı ve baskıya son vermelidir.
JİNDA AMARA*
İran, 28 Aralık 2025 tarihinde rejimin politikalarına karşı yeni bir kitlesel protesto dalgasına sahne oldu. Kıvılcım ilk olarak ekonomik kötüleşmeye karşı emekçilerin tepkisiyle ortaya çıksa da, ayaklanmanın özü; baskı, kısıtlamalar, tutuklamalar ve işkenceler nedeniyle biriken toplumsal öfkenin dışavurumu oldu. Halk, açık bir şekilde “bıçak kemiğe dayandı” mesajı verdi.
Bu kez protestolar başkent Tahran’da yoğunlaştı. Toplumun farklı kesimleri, herkesin hayatını baskı ve korku çemberine dönüştüren devlet politikalarına karşı tepkilerini dile getirmek için sokağa çıktı. Baskı; aktivistleri, sanatçıları, kadınları ve daha birçok kesimi hedef alan tutuklamalar, ağır cezalar ve idamlara varan uygulamalarla günlük bir gerçeklik haline gelmiş durumda.
İran’daki gerçeklik artık eskisi gibi değil
Bu tablo nedeniyle halk artık rejimin politikalarını kabul etmiyor. Son protestolar, İran toplumunun iktidarın uygulamalarına katlanmaya ya da meşruiyetini tanımaya hazır olmadığını bir kez daha açıkça ortaya koydu.
İran’daki gerçeklik artık eskisi gibi değil; toplum köklü bir değişim geçirdi. Rejimin baskı ve tutuklamalarla boyun eğdirebildiği eski toplum kalmadı; devlet de insanları geçmişteki gibi korkutamıyor. İran yıllardır derin bir siyasi, askeri, toplumsal ve ekonomik kriz içinde; toplum ise rejimin izlediği yanlış politikalar nedeniyle büyük bir gerilim yaşıyor.
Aynı zamanda rejim, hakim güçlerle bir nüfuz mücadelesine sürüklenmiş durumda; bu çatışma iç krizleri daha da ağırlaştırmaktan başka bir sonuç doğurmadı. Güç gösterisi çabalarına rağmen gerçekler rejimin aczini gözler önüne seriyor: Ne iç sorunlarını çözebiliyor ne de içine sürüklendiği bölgesel çatışma sarmalından çıkabiliyor. Bu yüzden başarısızlığının bedelini topluma ödetmeye çalışıyor.
Eylemler genişliyor
Rejim, baskıyla toplumu yeniden kontrol altına alabileceğini sanıyor; ancak yaşanan gelişmeler, yanlış politikaların tekrarlanmasının çözüm üretmediğini, aksine sorunları daha da karmaşıklaştırarak ülkeyi yeni toplumsal patlamalara yaklaştırdığını gösteriyor.
Son günlerde Tahran’da yeni bir halk hareketi dalgası yaşandı ve kıvılcımı kısa sürede Doğu Kürdistan’ın birçok kentine yayıldı. Kirmanşah’tan İlam’a, Sine’den Urmiye’ye, Hemedan’dan Loristan’a kadar protestolar her geçen gün genişliyor; tıpkı İran halklarını rejime karşı birleştiren Jin, Jiyan, Azadî ayaklanmasında olduğu gibi.
Yetkililer ekonomik krize ilişkin açıklamalarla sokaktaki öfkeyi yatıştırmaya çalışsa da protestolar artık yalnızca geçim meselesiyle sınırlı değil. Toplum mevcut rejimi açık biçimde reddediyor; bu durum, protestocuların attığı sloganlar ve dile getirdiği taleplerde net şekilde görülüyor.
Halkın iradesi gasbedildi
Kadınlar, gençler, işçiler, öğrenciler ve toplumun tüm kesimleri yalnızca ekonomik sıkıntılar nedeniyle değil, onlarca yıldır süren baskıya karşı sokağa çıkıyor. İran’daki kriz, ekonomik boyutun çok ötesinde ve bunu herkes biliyor. Rejim, 47 yıldır şeriat yasalarıyla toplumu karanlığa mahkum etti; halkın iradesini ve özgürlüğünü gasp etti.
İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana rejim, halktan gerçek bir meşruiyet hiç kazanamadı. Görece sakin dönemlere rağmen protesto enerjisi toplumun içinde hep varlığını korudu. Rejimin politikalarından kaynaklanan her kriz, 2010, 2018 ve 2019 ayaklanmalarında gördüğümüz gibi yeni bir öfke kıvılcımına dönüştü.
İranlı yetkililer, her seferinde olduğu gibi bu protesto dalgasına da aşırı şiddetle karşılık verdi. Sokağın sesini dinlemek yerine, gösteriler öldürme, tutuklama ve doğrudan baskıyla bastırıldı. Ülke içinden gelen bilgilere göre onlarca ölü, yaralı ve tutuklu var; gözaltına alınanların akıbetine dair ise hiçbir ayrıntı bulunmuyor. İnternetin zayıflatılmasına ve medya karartmasına rağmen, dijital medyada yayılan bazı görüntüler güvenlik güçlerinin protestoculara doğrudan ateş açtığını gösteriyor.
Halk net ve kararlı
Buna rağmen halkın tutumu net ve kararlı: İnsanları en temel haklarından mahrum bırakan bir rejimi artık kabul etmiyorlar. Bu duruş, Jin, Jiyan, Azadî ayaklanması sırasında da açıkça ortaya çıktı. Geniş protesto dalgası yatıştıktan sonra rejim ayaklanmanın sona erdiğini düşündü; ancak İran halkı devrim ateşini canlı tuttu ve 28 Aralık’taki eylemlerle yeniden alevlendirdi. Başka bir deyişle, ayaklanma hiç bitmedi; kıvılcımın canlı kaldığı her yerde sürüyor.
Kadınlar en ön saflarda
Kadınlar, her zamanki gibi bu ayaklanmanın ön saflarında yer alıyor. Çünkü rejim politikalarından en çok etkilenen kesim onlar: Ekonomik kriz onları önce vuruyor, antidemokratik uygulamalar hayatlarını herkesten önce kısıtlıyor ve devlet politikalarının beslediği muhafazakâr toplum en ağır yükü kadınların omuzlarına yüklüyor. Bu nedenle kadınların öfkesi daha görünür ve rejime karşı duruşları daha kararlı.
Bundan sonra İran’ın ihtiyacı olan şey demokratik bir toplum ve demokratik bir siyasettir. Çünkü ekonomik krizi aşabilecek ve toplumsal sorunları çözebilecek olan yalnızca budur. Bu gerçeğe inanmak gerekir; zira rejimin onlarca yıldır sunduğu tüm alternatifler ülkeyi krizlerinden çıkaramadı. İran toplumu demokratik bir sistem istiyor ve bu talep artık son derece açık.
İran hükümeti siyasi, askeri, toplumsal ve ekonomik krizlerinden çıkmak istiyorsa, halkın taleplerini dinlemekle işe başlamalı ve korkutma ile baskı politikasından vazgeçmelidir. Deneyimler defalarca gösterdi ki halk artık idamdan, tutuklamadan ya da güvenlik baskısından korkmuyor. Bugün İranlıların rejimi değiştirmekte kararlı olduğu açıktır.
Bu nedenle insanlar her gün sokaklarda seslerini yükseltmeye devam ediyor, saldırılara kararlılık ve dirençle karşılık veriyor; değişim iradesinin baskı araçlarından daha güçlü olduğunu vurguluyor.
Son olarak, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının İran hükümeti açısından da özel bir öneme sahip olduğunu bir kez daha hatırlatmak gerekir. Ülke, dış tehditlere karşı kendini ancak bu perspektifi benimseyerek koruyabilir; toplum da ancak bu yolla istikrara kavuşup barış içinde yaşayabilir.