İlham Ehmed: Biz Suriye’nin gerçek ortakları olmak istiyoruz

Avrupa Parlamentosu’ndaki Kürt konferansında konuşan İlham Ehmed, “Biz entegrasyon kararı aldık; ancak bu, geri adım atmayı kabul ettiğimiz anlamına gelmiyor. Biz bu ülkenin gerçek ortakları olmak istiyoruz” dedi.

Haber Merkezi- Belçika’nın başkenti Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu’nda (AP) 14 Ekim’de düzenlenen resepsiyonla başlayan Kürt konferansı, ikinci gününde devam etti. Konferansın öğleden önce gerçekleştirilen ikinci ve üçüncü oturumlarında, Ortadoğu’daki jeopolitik değişimler, demokratik dönüşüm, Kürt birliği ve kadınların barışın inşasındaki rolü ele alındı.

Konferansın ikinci oturumu, “Orta Doğu bir dönüm noktasında: Jeopolitik değişimler, demokratik dönüşüm ve barış arayışı” başlığıyla gerçekleştirildi. Gazeteci Dilek Odabaşı’nın moderatörlüğünü yaptığı oturumda, Ankara Üniversitesi’nden Doğu Ergil, gazeteci Amed Dicle ve ABD’deki Baltimore Üniversitesi’nden Colin Starger konuştu.

Konferansın üçüncü oturumu, “Geleceği Şekillendiren Kadınlar: Ortadoğu’da Demokratik Dönüşüm, Kürt Birliği ve Barış” başlığıyla yapıldı. Siyaset bilimci Arzu Yılmaz’ın moderatörlüğündeki oturumda, Bielefeld Üniversitesi’nden Atefeh Ramsari, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski milletvekili ve Tevgera Jinen Azad (TJA) aktivisti Sebahat Tuncel ile Rojava temsilcisi İlham Ehmed konuşmacı olarak yer aldı.

Atefeh Ramsari: Kürtlerin bağımsız siyasi iradesi tanınmalı

Atefeh Ramsari, Kürdistan’ın dört parçasındaki duruma dikkat çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu: “Kürtlerin siyasi iradesi tarihsel olarak toprakların bölünmesi, birbiriyle rekabet eden devlet kurma projeleri, sınırları aşan Kürt hareketliliği ve bölgesel güvenlik stratejilerinin etkileşimi içinde şekillenmiştir. Dolayısıyla parçalanmışlık yalnızca coğrafi bir durum değildir; siyasi ve kurumsal uygulamalar aracılığıyla sürekli yeniden üretilmektedir. Buradaki temel çelişki, Kürt meselesinin yönetildiği ulusal çerçeve ile bu meselenin yeniden üretildiği bölgesel ilişkiler arasındadır. Her devletin kurumları, Kürtlerin siyasi taleplerini öncelikle kendi egemenlik, toprak bütünlüğü ve ulusal güvenlik anlayışı üzerinden değerlendirmektedir. Uluslararası diplomasi de büyük ölçüde devlet merkezli bu yaklaşımı güçlendirmiştir. Oysa Kürt meselesi, birbirinden ayrı ve bağımsız azınlık sorunlarının toplamı olarak yeterince anlaşılamaz. Çünkü Kürdistan’ın her bir parçasındaki siyasi koşullar, ilgili devletin toprak sınırlarını aşan ilişkiler tarafından şekillendirilmektedir. Bu mesele, barışın nasıl sağlanacağına ilişkin her türlü tartışmanın merkezinde yer almaktadır.”

Kürt sorununun çözümünün silahsızlanmaya indirgenemeyeceğini vurgulayan Atefeh Ramsari, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kürt meselesinin çözümü; silahsızlanmaya, silahlı çatışmaların sona erdirilmesine ya da Kürt aktörlerin mevcut devlet kurumlarına dahil edilmesine indirgenemez.Kalıcı bir çözüm, Kürtlerin dışlanmasını ve tabi kılınmasını yeniden üreten siyasi ilişkilerin ele alınmasını gerektirir. Bu da yetkinin nasıl paylaştırılacağını, kolektif hakları, demokratik katılımı ve Kürtlerin bağımsız siyasi iradesinin tanınmasını kapsar. Barışın sağlanmasına ilişkin sorumluluk esas olarak Kürt aktörlerin üzerine yüklenemez. Siyasi bir uzlaşmanın koşulları, dört devletin politikaları ve stratejik kararları bölgesel güç dengelerini etkileyen uluslararası aktörler tarafından şekillendirilmektedir.”

İlham Ehmed: Kadınların kazanımları korunmalı

İlham Ehmed ise barışın yasal güvence altına alınmadığı takdirde korunamayacağını belirterek, entegrasyon sürecinde yaşanan sorunlara dikkat çekti. Suriye’deki Arap şovenizmine işaret eden İlham Ehmed, kadınların toplumsal yaşamın ve demokratik dönüşümün inşasındaki rolünü vurguladı. İlham Ehmed, “Kadınlar, yaşamın her alanında, toplumsal yaşamın bütün boyutlarında önemli bir rol üstlendiler. Özgür bir yaşamın ve toplumsal özgürlüğün inşasına katkıda bulundular. Suriye’nin geleceği açısından da önemli bir rol oynadılar. Demokratik ve toplumsal değerler oluşturdular. Ancak Suriye’de ortaya çıkan yeni siyasi koşullarda, halkların kendi yönetimlerini oluşturmak için elde ettikleri kazanımların korunup korunamayacağı belirsizdir” dedi. Kadınların toplumsal ve siyasi hareketlerdeki rolünü sınırlamak, onları siyasetin dışına itmek isteyen yaklaşımların ortaya çıktığını belirten İlham Ehmed, “Mesele, onların yalnızca çalışan konumunda kalması değil, siyasi kararların alınmasında da etkin rol üstlenebilmesidir” diye konuştu.

Entegrasyon sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan İlham Ehmed, şunları ifade etti: “Biz kalıcı bir barış istiyoruz. Ancak entegrasyonun nasıl gerçekleşeceği ve bunun kalıcı bir barışa nasıl katkıda bulunacağı sorusu henüz açıklığa kavuşmuş değil. Şunu söyleyebiliriz: Barış, gerekli güvenceler sağlanmadığı takdirde yalnızca geçici bir durum olarak kalabilir. Barışı inşa edecek mekanizmalar ve kurumsal güvenceler oluşturulmazsa, her an bozulma ihtimali vardır. Bu nedenle çeşitli sorunlar ortaya çıkmaktadır.”

‘Suriye toplumunun bütün bileşenlerini devletin gerçek ortakları hâline getirmek gerekiyor’

Kürtlerin varlığının ve kimliğinin tanınması gerektiğini vurgulayan İlham Ehmed, “Kürtler ile Suriye yönetimi arasındaki ilişkilerde temel mesele şudur: Kürtlerin bu devletin içerisinde bir aktör olarak varlıklarının kabul edilmesi ve kimliklerinin tanınması gerekir” dedi. İlham Ehmed, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Biz entegrasyon kararı aldık; ancak bu, geri adım atmayı kabul ettiğimiz anlamına gelmiyor. Biz bu ülkenin gerçek ortakları olmak istiyoruz. Kürtler olarak eşit ve temel ortaklar olmak istiyoruz. Bu konuda hem irademiz hem de kararlılığımız var. Bu nedenle atılan adımları geri çevirmek ya da süreci geriye götürmek doğru değildir. Ancak karşılıklı kabul ve karşılıklı tanınma da gereklidir. Devletin de bu konuda daha fazla çaba göstermesi, Suriye toplumunun bütün bileşenlerini bu devletin gerçek ortakları hâline getirecek bir uzlaşma ve yapılanma oluşturması gerekiyor.”

Sebahat Tuncel: Avrupa da Kürt meselesinin bir parçasıdır

Oturumda son olarak TJA aktivisti Sebahat Tuncel konuştu. Gerekli adımların atılmaması durumunda daha sert süreçlerin yaşanabileceği uyarısında bulunan Sebahat Tuncel, barışın nasıl kurulacağına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Avrupa’nın Kürt sorununun bir parçası olduğunu belirten Sebahat Tuncel, bu nedenle çözüm konusunda sorumluluk taşıdığını vurguladı. Sebahat Tuncel, şöyle konuştu: “Avrupa da Kürt meselesinin bir parçasıdır. Kürt sorunu bugüne kadar çözülemediyse bunun nedenleri yalnızca Türkiye’deki politikalardan veya bölgesel gelişmelerden kaynaklanmıyor; Avrupa’nın yaklaşımından kaynaklanan boyutları da bulunuyor. Bugün hâlâ bir çözüm sürecinden söz ediyoruz. PKK kendisini feshettiğini ve silahları bıraktığını açıkladı. Buna rağmen PKK, Avrupa’nın terör örgütleri listesinde yer almaya devam ediyor. Biraz önce Amerikalı konuşmacı arkadaşımızın da belirttiği gibi, PKK ABD’nin terör örgütleri listesinde de bulunuyor. Bunu gerçekten sorunun çözümüne yönelik bir yaklaşım olarak değerlendirmek gerçekçi değil.”

Avrupa’nın bugüne kadarki yaklaşımının yeterince olumlu olmadığını belirten Sebahat Tuncel, umut hakkı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması konusunda Avrupa Konseyi’nin uyarıların ötesine geçen etkili adımlar atmadığını vurguladı. Sebahat Tuncel, “Eğer biz bu dünyanın bir parçasıysak yapılması gereken, daha etkili bir tutum ortaya koymaktır. Aksi hâlde burada yalnızca konuşur, ardından dağılırız. Gerçek bir değişim ve dönüşüm yaşanacaksa bunun her yerde gerçekleşmesi gerektiğine inanıyorum” dedi.

‘Bu döngüyü aşmak zorundayız’

Sebahat Tuncel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa Parlamentosu’nda daha önce de konuşma yaptım. Yine Kürt meselesini ve kadınların durumunu ele aldık. Ardından bir süre ara verdim, cezaevine girdim ve yedi buçuk yıl sonra yeniden buradayım. Fakat yine aynı konuları konuşuyoruz. Bu da artık bir tekrar hâline geldi. Bence Sayın Öcalan’ın 25 Şubat tarihli mesajındaki en önemli tespitlerden biri bu tekrarın aşılması gerekliliğidir. PKK’nin feshedilmesinin gerekçelerinden biri de budur. PKK’nin kuruluş koşulları, devlet politikalarından bağımsız olarak, kendi tarihsel bağlamında değerlendirilmelidir. O dönemde Ekim Devrimi’nin etkisi, uluslararası siyasi konjonktür ve bağımsız, birleşik Kürdistan perspektifi, silahlı mücadele biçiminin ortaya çıkmasında etkili olmuştu. Ancak bugün dünya koşulları değişti. Kürdistan’da, Türkiye’de ve Ortadoğu’da koşullar artık aynı değil. Dolayısıyla stratejik mücadele hattının silahlı mücadeleden demokratik siyasete yönelmesi gerektiği vurgulanıyor. PKK’nin de kendi içerisindeki güçlü tekrar döngüsünü aşması gerektiği ifade ediliyor. Bence bu önemli bir tespittir. Ancak tekrar meselesi yalnızca Kürtler, Kürdistan veya Türkiye ile sınırlı değil. Bütün dünyada benzer bir tekrar yaşanıyor. Bu döngüyü aşmak zorundayız.”

‘Kürtlerin varlığı tanınmalı’

Dünyanın dört bir yanında insanların değişim ve adalet talebiyle sokaklara çıktığını belirten Sebahat Tuncel, şöyle devam etti: “Bugün sokaklarda değişim, adalet ve daha adil bir yönetim isteyen insanlar görüyoruz. Gençler neden sokaklarda? Çünkü değişim talebi yalnızca bizim talebimiz değil; dünyanın dört bir yanındaki insanların talebidir. Bizim buna ek olarak özel bir talebimiz var: Dünya yurttaşlarının sahip olduğu, resmen tanınan yurttaşlık haklarına bizleri de dâhil edin. Çünkü biz yok sayılıyoruz.”

Sebahat Tuncel, Kürtlerin varlığının tanınmasının hakların güvenceye alınması açısından temel bir mesele olduğunu vurgulayarak, “Asıl mesele budur: Kürtlerin varlığı tanınmıyor. Varlığı tanınmayan bir halkın haklarını ve hukukunu nasıl güvence altına alabilirsiniz? Bence Sayın Öcalan’ın mesajında öne çıkan önemli konulardan biri de tanınma meselesidir. Kürt kimliğinin ve özgür kimliğin tanınmasını; Kürtlerin kendi sistemlerini kurabilmelerinin ve koruyabilmelerinin kabul edilmesini vurguluyor. Asıl mesele budur. Bunlar gerçekleştiğinde, mücadelenin diğer boyutları da bu temel çerçeve içerisinde ele alınabilir” diye konuştu.

‘Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü talep etmek barışı talep etmektir’

Kürtler arası birliğin önemine de dikkat çeken Sebahat Tuncel, “Kürtler kendi arasında birlikteliği sağlarsa, birlikte yaşadığı halklarla da birlikteliği sağlayabilir” dedi. Sebahat Tuncel, “Birlik, yalnızca dönem dönem yan yana durmak ya da ortak açıklamalar yapmak değildir. Asıl mesele, Kürtlerin demokratik geleceğini ve özgür bir yaşamı birlikte inşa edebilecekleri kalıcı bir birlik oluşturmaktır” vurgusunda bulundu.

Sürecin ilerlemesi için tarafların özgür olması gerektiğini belirten Sebahat Tuncel, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanmasını istedi. Sebahat Tuncel, “Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü talep etmek barışı talep etmektir. Kürtler adına mücadele ediyor, Sayın Öcalan’ın statüsünün tanınması, Kürtlerin siyasi statüsünün tanınmasıdır” diyerek sözlerini tamamladı.