İran ve Rojhilat’ta dijital şiddet kadınların hayatını tehdit ediyor

Rojhilat ve İran'da kadınların görüntü ve bilgilerinin Telegram kanallarında izinsiz paylaşılması, dijital şiddetin yanı sıra aile baskısı, tehdit ve toplumsal dışlanmaya yol açıyor. Kadınların maruz kaldığı baskılar, failler yakalansa da sürüyor.

JUWAN ŞERİFZADE

Mehabad- Birkaç yıldır farklı isimlerle faaliyet gösteren çeşitli Telegram kanallarında, özellikle genç kadınlara ait fotoğraf, kişisel bilgi ve telefon numarası yayımlanıyor.

Rojhilat Kürdistan’ın Mehabad, Bokan, Kamyaran, Serdeşt, Sayinqela, Urmiyê, Seqiz, Loristan ve diğer kentlerinde faaliyet gösteren bu kanallar, birçok kadın için ciddi sosyal, ailevi ve psikolojik sonuçlara yol açıyor. Rojhilat Kürdistan ve İran, kadınların bu tür dijital taciz biçimleriyle karşı karşıya kaldığı tek bölgeler değil. Ancak kültürel yaklaşımlar, toplumsal baskılar ve sorumlu kurumların tutumu, birçok kadın açısından bu tür durumlarla başa çıkmayı daha da zorlaştırıyor.

Hem dijital taciz hem şantaja maruz kaldı

Bavan Kerimi (güvenlik gerekçesiyle adı değiştirilmiştir), 2023 yılında, adının, telefon numarasının ve fotoğrafının Telegram'da “Tımarhane” adıyla faaliyet gösteren bir kanalda paylaşıldığını gören kadınlardan biri.

Mehabad'da Siber Polis'e (FATA) başvurmasına rağmen sorununun çözülemediğini belirten Bavan Kerimi, “Kanalın yöneticisi benden para istedi. Siber Polis'e başvurdum, ancak bana, fotoğraflarımı silmeleri için para göndermem gerektiği söylendi. Kanal kapatıldı, ancak aynı durum birkaç kez daha tekrarlandı. Çünkü yalnızca kanal şikayet ediliyor, yöneticisi ise yakalanmıyor” dedi.

Polis öneri sunmakla yetiniyor

Kanalın faaliyetlerine başladığı ilk dönemde konu henüz medyada yeterince gündeme gelmezken, polisin de bu tür paylaşımlara karşı etkili bir müdahalede bulunmadığı görülüyor. Zamanla sorunun büyümesiyle birlikte, kadınları korumaya yönelik adımlar atmak yerine ailelere kızlarını kontrol etmeleri yönünde tavsiyelerde bulunulmaya başlandı. Kadınlara ise dijital medya hesaplarında paylaşım ve hikaye yayımlamamaları, profil fotoğrafı kullanmamaları önerildi.

Bu yaklaşım, toplumun da dijital şiddetin yeniden üretilmesine katkıda bulunmasına neden oluyor.

Son olarak yayımlanan haberlere göre, Loristanlı genç kadınlar Esma. C., Reha B. ve Reyhan G.’nin fotoğraflarının bir Telegram kanalında paylaşılmasının ardından intihara sürüklendikleri belirtiliyor.

Kadınlar intihara sürükleniyor

Kadın hakları aktivisti Şadi M., dijital şiddetin geldiği noktayı değerlendirerek, aileden, özellikle babadan, erkek kardeşlerden ve kuzenlerden duyulan korkunun, bazı kadınları intihara sürüklediğini söyledi.

Bazı kadınların ise fiziksel şiddete maruz kaldıklarını ifade eden Şadi M., “Bu kadınların bir kısmı eğitimlerinin durdurulması, evden çıkmalarının yasaklanması, telefonlarının ellerinden alınması, boşanmaya zorlanma ve özel hayatlarının tamamen kontrol edilmesi gibi sorunlarla karşı karşıya kaldı. Küçük kentlerde kanal yöneticilerinin yakalanması bile sorunu çözemedi. Çünkü mağdur kadınların suçlanması ve yaşadığı sorunlar daha uzun süre devam ediyor” diye belirtti.

Mehabad'da yaşayan Senur V., “İnternetin yaygınlaşmasından önce de gençlerin isimleri ‘kara liste’ adı altında oluşturuluyordu ve bu durum birçok hayatı mahvediyordu. Ta ki o kadar yaygınlaştı ki artık kimse bunu önemsemez hale geldi” diye belirtti.

Bu tür ortamlarda özel fotoğraf ve videoların paylaşılması gibi olaylar, özellikle kadınların bedenlerinin ve itibarlarının güç ve kontrol aracı olarak kullanıldığı bir kültürün ve zihniyetin yansımasıdır. Bazıları ayrıca hükümetin, özellikle kritik dönemlerde kamuoyunun dikkatini başka yöne çekmek amacıyla, bazı kanalların arkasında yer aldığını veya bu kanalların kurulması ya da yönlendirilmesinde rol oynadığını düşünüyor. Bu tür tacizlerin yayılmasına hangi faktörlerin katkıda bulunduğundan bağımsız olarak, mevcut koşullarda bu sorunla mücadele etmenin yollarını bulmak ciddi bir kaygıya dönüşmüş durumda.

‘Mağduru suçlayan kültürün sona erdirilmesini gerekiyor’

Avukat Kejhal H. ise konuya ilişkin şunları söyledi:

“Bu tür tacizlerle mücadelenin ön koşulu zihniyette bir devrimdir. Bu olguyla mücadele, yalnızca kanal yöneticilerine yönelik hukuki işlemlerle sona ermez. Mağdurların yasal yollara başvurabilmesi ve sorumlu kurumların hesap vermesi gerekli olsa da bu tür şiddetin kökünü kazımak; toplumsal bakış açılarının değiştirilmesini, kamuoyunun bilinçlendirilmesini, mağdurların desteklenmesini ve şiddetin failini sorgulamak yerine mağduru suçlayan kültürün sona erdirilmesini gerektiriyor.”