Suriye’de demografik değişimin tarihi ve sonuçları

Baas rejiminden günümüze uzanan demografik müdahaleler, savaş ve zorunlu göçlerle birleşerek Suriye’nin çok kültürlü toplumsal dokusunu parçalanmanın eşiğine getirdi.

SİLVA EL İBRAHİM

Haber Merkezi – Suriye’deki demografik değişim, Baas rejiminin başlattığı ve Türkiye’nin işgal ettiği bölgelerde uyguladığı Türkleştirme ve zorunlu göç politikalarıyla derinleştirdiği tarihsel bir nüfus mühendisliğinin devamı niteliğinde. Tarihi kimliğin silinmesini hedefleyen bu politikalar, bugün Colani başkanlığındaki geçici yönetim döneminde de “sessiz göç”, yoksullaştırma ve mülklere el koyma yöntemleriyle sürdürülüyor. Böylece yeni yönetimin çıkarlarına hizmet eden parçalanmış bir toplumsal harita miras alınıyor.

“Demografik değişim” kavramı, Suriye krizinin en belirgin sonuçlarından biri olarak ortaya çıktı. Yerli halkların topraklarından koparılması ve zorla yerlerinden edilmesini hedefleyen sistematik uygulamalar bu kavramın temelini oluşturdu. Ancak bu politika yalnızca son yılların ürünü değil; Baas rejiminin iktidara gelmesinden bu yana uyguladığı nüfus mühendisliği stratejisinin devamı olarak değerlendiriliyor.

Bu tür uygulamalar uluslararası hukuka göre insanlığa karşı suç kapsamında değerlendiriliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’ne göre sivillere yönelik yaygın veya sistematik saldırılar kapsamında gerçekleştirilen zorla yerinden etme ve nüfus transferi insanlığa karşı suç sayılıyor. Ayrıca 1949 tarihli Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 49. maddesi, bireysel ya da toplu zorunlu göç ve sürgün uygulamalarını kesin olarak yasaklıyor.

Yaklaşık 23 milyon nüfusa sahip olan Suriye, son derece çeşitli bir demografik yapıya sahip. Ülkede Sünni Arapların yanı sıra Aleviler, İsmaililer ve Şiiler gibi farklı Müslüman topluluklar bulunuyor. Ayrıca Dürziler, Süryaniler, Asuriler ve Ermenilerden oluşan Hristiyan topluluklar ile Kürtler, Türkmenler, Çerkesler ve Êzidîler gibi etnik ve dini bileşenler de ülkenin toplumsal dokusunu oluşturuyor.

Sömürge döneminden miras kalan politika

Suriye’deki demografik değişimin kökleri sömürge dönemine kadar uzanıyor. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Ortadoğu’nun paylaşılması sırasında uluslararası güçler, nüfus yapılarıyla örtüşmeyen siyasi sınırlar oluşturdu. Fransa ise bölge üzerindeki kontrolünü sürdürmek amacıyla “böl ve yönet” politikasını uyguladı. Bu politika çerçevesinde bazı azınlıklara siyasi ve askeri ayrıcalıklar tanınırken toplumsal farklılıklar derinleştirildi.

Fransız Mandası döneminde kurulan mezhepsel devletçikler ve “Özel Doğu Kuvvetleri” bu yaklaşımın en belirgin örnekleri oldu. Bazı toplulukların öne çıkarılması ve diğerlerinin dışlanması, ortak ulusal kimliğin zayıflamasına ve toplumsal bileşenlerin birbirinden uzaklaşmasına yol açtı.

Esad döneminde nüfus mühendisliği

1963 yılında Baas Partisi’nin yönetime el koyması ve 1970’te Hafız Esad’ın devlet başkanı olmasıyla birlikte, Fransız dönemindeki uygulamalara benzer bir siyaset daha da derinleşti. Belirli topluluklara ayrıcalık tanınırken diğerleri sistematik olarak dışlandı.

Baas rejiminin 53 yıllık yönetimi boyunca Esad ailesinin ve ona yakın çevrelerin, özellikle de Alevi toplumu içindeki destekçilerinin güçlendirilmesine öncelik verildi. Bu yaklaşım, Şam ve Humus gibi büyük kentlerde yürütülen sistematik bir “demografik mühendislik” politikasıyla hayata geçirildi.

İktidara yakın Alevi ailelerin bu kentlere yerleşmesi için çeşitli ekonomik ve idari kolaylıklar sağlandı. Nüfus kayıtları eski şehir mahallelerine taşınarak bu ailelerin yasal olarak bölgelere yerleşmeleri teşvik edildi. Amaç, kentlerin tarihi dokusu içinde yeni bir nüfus gerçekliği oluşturmaktı.

Arap Kemeri Projesi

Demografik değişimin en bilinen örneklerinden biri “Arap Kemeri Projesi” oldu. Suriye hükümeti tarafından 1965 yılında onaylanan ve 1974’te uygulanmaya başlanan proje, Türkiye sınırı boyunca yaklaşık 275 kilometrelik ve 10 ila 15 kilometre derinliğinde bir kuşak oluşturmayı hedefliyordu.

Bu kuşak, doğuda Dêrik’ten başlayıp batıda Serêkaniyê’ye kadar uzanıyordu. Proje kapsamında Kürt çiftçilerin topraklarına el konuldu ve bu arazilere Rakka ve Halep çevresinden getirilen Arap aşiretleri yerleştirildi.

Amaç, Kürtlerin sınır boyunca uzanan coğrafi ve toplumsal sürekliliğini parçalamak ve yerine rejime bağlı bir nüfus yerleştirmekti. Böylece Sykes-Picot Anlaşması’yla çizilen sınırların ötesindeki tarihsel bağların zayıflatılması hedefleniyordu.

Bu sistematik politika, Kürt nüfusun sınır hattındaki çoğunluk konumunu parçalayarak onları dağınık ve etkisiz bir azınlığa dönüştürmeyi amaçladı.

Kalkınma projeleri de kullanıldı

Demografik müdahaleler yalnızca güvenlik politikalarıyla sınırlı kalmadı. Kalkınma projeleri de aynı amaca hizmet edecek şekilde kullanıldı.

1999 yılında Fırat Nehri üzerinde kurulan Tişrin Barajı’nın oluşturduğu göl nedeniyle Kobanê’nin batısındaki çok sayıda Kürt köyü sular altında kaldı. Baas yönetimi, bölge halkını kendi coğrafi çevrelerinde yeniden yerleştirmek yerine, çoğunluğu Arap nüfustan oluşan Halep’in doğu kırsalına dağıttı.

Bu uygulama da Kürt nüfusun coğrafi bütünlüğünü zayıflatan bir başka demografik müdahale olarak değerlendirildi.

Siyasi planlamadan savaşın sonuçlarına

Önceki yıllarda uygulanan demografik politikalar, 2011 yılında başlayan halk ayaklanması ve ardından gelişen savaş sürecinde ortaya çıkan yeni nüfus haritasının altyapısını oluşturdu. Son 14 yılda Suriye, toplumsal yapısı ve nüfus dağılımı açısından tarihinin en büyük dönüşümlerinden birini yaşadı.

2024 yılının sonlarında Baas rejiminin çöküşüne kadar geçen süreçte savaş, zorunlu göç, yerinden edilme ve farklı güçlerin kontrol alanları oluşturması ülkenin demografik yapısını kökten değiştirdi. Birleşmiş Milletler verilerine göre 2011 yılında yaklaşık 21 milyon olan ülke nüfusu bugün 16 milyon civarına geriledi.

Aynı dönemde 13,4 milyondan fazla Suriyeli yerinden edildi. Bunların 6,7 milyondan fazlası Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Avrupa ülkelerine sığınırken, yaklaşık 6,5 milyon kişi de ülke içinde yerinden edildi.

Bu büyük nüfus hareketliliği, protestoların yoğun yaşandığı bölgelerin boşalmasına yol açarken, rejim yanlısı nüfusun belirli alanlarda yoğunlaşmasına neden oldu. Genç nüfusun kitlesel göçü de bu tabloyu derinleştirdi. Sonuçta Suriye’de yeni jeopolitik ve demografik sınırlar oluştu.

Demografik değişim

Demografik müdahaleler yalnızca rejim ve savaşın taraflarıyla sınırlı kalmadı. DAİŞ de bu süreçte öne çıktı.

Çeteler, kontrol ettiği bölgelerde yaşayan yerel toplulukları hedef aldı. Özellikle Kürt nüfusa yönelik zorunlu göç, mülklere el koyma ve etnik temelli baskılar uyguladı.

Bu politikalar ilk olarak 2013 yılında Girê Spî’ye bağlı Susik, Yarqoy ve Qizali gibi Kürt köylerinde görüldü. DAİŞ, köy sakinlerini zorla göç ettirdi ve bölgenin nüfus yapısını değiştirmeye çalıştı.

2014 yılında Kobanê kırsalında saldırılar daha da yoğunlaştı. Kürtlere ait evler işgal edildi, yağmalandı ve yakıldı.

2015 yılında ise saldırılar Hasekê’deki Til Birak köyüne kadar yayıldı. Aynı yılın Haziran ayında DAİŞ, Rakka kent merkezindeki Kürtlerin bölgeden çıkarılmasını öngören resmi bir karar yayımladı.

Temmuz 2015’te ise El Bab ve Halep’in doğu kırsalındaki yüzlerce kişiyi hedef alan geniş çaplı tutuklama ve saldırılar gerçekleştirildi. Bu uygulamalar sonucunda binlerce kişi Efrîn, Hesekê, Qamişlo ve Kobanê gibi daha güvenli bölgelere göç etmek zorunda kaldı.

Tarihi kimliğin silinmesi

Türkiye'nin 2018 yılında Efrîn’e, 2019 yılında ise Serêkaniyê ve Girê Spî’ye yönelik gerçekleştirdiği askeri operasyonlar, demografik değişim sürecini daha da derinleştirdi.

Bu operasyonlar sonucunda yüz binlerce Kürt, Êzidî ve Hristiyan yaşadıkları bölgelerden ayrılmak zorunda kaldı.

O dönem yayımlanan raporlara göre, yalnızca Efrîn’de 300 binden fazla sivil yerinden edildi. Bölgedeki Kürt nüfus oranı ciddi şekilde düştü. Göç etmek zorunda bırakılan insanların geri dönüşleri engellenirken, evlerine ve arazilerine el konuldu.

Serêkaniyê ve Girê Spî’de ise yerli nüfusun yüzde 85’ten fazlası bölgeden çıkarıldı. Serêkaniyê’de savaş öncesi en az 70 bin olan Kürt nüfus, birkaç düzine kişiye kadar geriledi. Bölgenin tarihi halkları arasında yer alan Ermeni, Süryani ve Êzidî topluluklarının varlığı da büyük ölçüde ortadan kalktı.

Türkleştirme politikaları

Nüfus değişimiyle birlikte sistematik Türkleştirme politikaları da uygulandı.

Bu politikalar yalnızca Türkçenin ve Türk lirasının kullanılmasını teşvik etmekle sınırlı kalmadı. Bölgeler idari olarak Türkiye’deki vilayetlere bağlandı, meydan ve sokak isimleri değiştirildi.

Ayrıca tarihi ve kültürel mirasın hedef alındığı, yerel kültürel sembollerin ortadan kaldırıldığı yönünde çok sayıda rapor yayımlandı.

Boşaltılan bölgelere ise Türkiye destekli çetelerin ailelerinin yerleştirildiği belirtildi.

Nüfus mühendisliğinin yeni yüzü

Yönetimin değişmesine rağmen Suriye’deki demografik müdahalelerin sona ermediği belirtiliyor. 8 Aralık 2024’te Esad rejiminin devrilmesinin ardından iktidara gelen yeni yönetimin, farklı yöntemlerle benzer politikaları sürdürdüğü belirtildi.

Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) öncülüğündeki yeni yönetimin doğrudan askeri zorlamalar yerine ekonomik baskı ve yoksullaştırma yöntemlerine başvurduğu kaydedildi.

Özellikle sahil bölgeleri ve ülkenin orta kesimlerinde yaşayan toplulukların ciddi ekonomik baskılarla karşı karşıya kaldığı belirtiliyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin raporlarında, bazı bölgelerde yaşanan durum “aç bırakma politikası” olarak tanımlanıyor.

Bu süreçte çok sayıda kişinin ekonomik nedenlerle topraklarını ve evlerini satmak zorunda kaldığı, ardından göç etmeye yöneldiği aktarılıyor.

Sahil bölgesinde mülk alımları

Raporda, özellikle Alevilerin yoğun olarak yaşadığı sahil bölgelerinde demografik değişimi hedefleyen projelerin yürütüldüğü ifade ediliyor.

Bu iddialara göre ekonomik olarak zor durumda bırakılan ailelerin mülkleri, geçici hükümete yakın Sünni çevreler ve bölgesel destek aldığı belirtilen gruplar tarafından satın alınıyor.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Soruşturma Komisyonu’nun daha önce Lazkiye, Tartus ve Hama kırsalında yaşanan şiddet olaylarını belgelediği hatırlatılırken, günümüzde doğrudan askeri operasyonların yerini “sessiz göç” politikalarının aldığı ifade ediliyor.

Hama ve Humus kırsalında düzenlenen baskınlar ve güvenlik operasyonlarının ardından bazı ev ve arazilere “cezai müsadere” gerekçesiyle el konulduğu bilgileri de raporda yer alıyor.

Azınlıkların göçü hızlanıyor

Haberde atıfta bulunulan 2025 tarihli Avrupa Yeni Enstitüsü raporuna göre, ekonomik baskılara sosyal ve kültürel ayrımcılık da eşlik ediyor.

Raporda belirli dini anlayışları esas alan eğitim müfredatlarının uygulanması, Sünni olmayan ibadet yerlerine yönelik ihmal ve tahribat gibi uygulamaların azınlık topluluklarının göçünü hızlandırdığı belirtiliyor.

Buna karşılık İdlib’in, HTŞ üyeleri ve ailelerinin yanı sıra Sünni nüfusun yoğun şekilde yerleştirildiği yeni bir siyasi ve demografik merkez haline geldiği ifade ediliyor.

Raporda Colani farklı yöntemler kullanmasına rağmen Esad döneminden miras kalan parçalanmış toplumsal yapıyı sürdürdüğü değerlendirmesi yapılıyor.

Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî dosyası

29 Ocak 2025 tarihinde Suriye Demokratik Güçleri (QSD) ile geçici yönetim arasında yerinden edilenlerin geri dönüşünü öngören bir anlaşma imzalandı. Anlaşmanın sahadaki sonuçları beklentileri karşılamadı.

Efrîn’den göç etmek zorunda kalan çok sayıda kişi geri döndüğünde evlerinin Türkiye destekli silahlı grupların aileleri tarafından kullanılmaya devam ettiğini gördü. Bu ailelerin evleri boşaltmayı reddettiği belirtiliyor.

Serêkaniyê ve Girê Spî’den göç etmek zorunda kalanların dönüşü konusunda ise henüz somut bir ilerleme sağlanamadı.

Bu nedenle bölge halkının büyük bir kısmı yedinci yılına giren yerinden edilme sürecini hâlâ çadırlarda geçirmek zorunda kalıyor.

Suriye’nin en derin yaralarından biri

Suriye’de yaşanan son demografik dönüşümler, bir iktidarın sona ermesi ve yerine yenisinin gelmesinin, yaşanan trajediyi ortadan kaldırmadığını gösteriyor. Yöntemler değişse de nüfus mühendisliği politikalarının sürdüğü ortadadır. Doğrudan askeri müdahalelerin yerini ekonomik baskılar, mülk müsadereleri ve sessiz göç politikaları yerini alıyor.

Sonuç olarak bu süreç Suriye’nin tarihi kimliğini tehdit ediyor, toplumsal yapıyı daha da parçalayarak gelecekte onarılması güç sorunlara yol açıyor. Demografik değişim meselesinin bugün Suriye’nin karşı karşıya olduğu en derin ve çözümü en zor sorunlardan biri olduğu bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.