İran’da baskı dalgası: İdamlar, gözaltılar ve mal varlığına el koymalar artıyor

Son bir haftada İran’da yüzlerce gözaltı, siyasi ve siyasi olmayan idamlar, zorla kaybetmeler ve mal varlığına el koymalar eş zamanlı olarak arttı.

Haber Merkezi - İran, son bir haftada eş zamanlı ve yoğun baskı biçimlerinin en sert örneklerine sahne oldu.

Güvenlik suçlamalarıyla yapılan geniş çaplı gözaltılar, tutukluların nerede tutulduğuna dair ailelerin tamamen bilgisiz bırakılması, mahkumların önceden haber verilmeden tek kişilik hücrelere veya uzak cezaevlerine sevk edilmesi, ölüm cezalarının verilmesi ve onaylanması, siyasi ve siyasi olmayan idamların uygulanması, hak arayan ailelere baskı ve hem cezaevinde olan hem de ülkeyi terk etmek zorunda kalan kişilerin mal varlıklarına el konulması bu sürecin parçaları oldu.

Bu uygulamalar, İran rejiminin savaş dönemine benzer yeni politikasını açık şekilde ortaya koyuyor.

Yüzlerce kişi gözaltına alındı

Son günlerde güvenlik kurumları, her zamanki “casusluk”, “İsrail ile bağlantı”, “terör eylemi” ve “güvenliği bozma” suçlamalarını gerekçe göstererek ülke genelinde yüzlerce kişiyi gözaltına aldı. Yalnızca resmi kaynaklar, birkaç eyalette 250’den fazla kişinin ve sadece Kirman’da 101 kişinin gözaltına alındığını bildirdi. Ancak bu rakamlar genellikle kimlik açıklanmadan, avukata erişim sağlanmadan ve yargı şeffaflığı olmadan duyuruluyor; bu da bilgilendirme yerine korkutma amacı taşıyor.

Gözaltındakilerin akıbetleri bilinmiyor

Bu hafta kaydedilen gözaltıların neredeyse tamamında aynı yöntem tekrarlandı: mahkeme kararı olmadan baskın, ev araması, telefon ve elektronik cihazlara el konulması, bilinmeyen yerlere götürülme ve aileyle iletişimin tamamen kesilmesi. Tahran’da bir çevre aktivisti ve bir felsefe araştırmacısı ayrı operasyonlarla gözaltına alındı; ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda kişisel eşyalar, yazılı çalışmalar ve elektronik ekipmanlar toplandı. Aileler hala onların nerede tutulduğunu bilmiyor.

Buşehr’de kalp hastalığı olan bir öğretmen sendikası aktivisti gözaltına alındıktan sonra kayboldu ve sağlık durumuna dair endişeler arttı. Abdanan’da ise bir sağlık çalışanı, keyfi gözaltının ardından resmi açıklama yapılmadan cezaevine sevk edildi; aile bu bilgiyi günler sonra öğrenebildi.

Rojhilat’ta yaygın gözaltılar

Rojhilat Kürdistan bölgesinde de gece baskınlarıyla gözaltı dalgası sürdü. Birçok kişi güvenlik güçlerince evlerinden alınarak bilinmeyen yerlere götürüldü. Aileler resmi makamlardan net bilgi alamadı. Bu durum, son aylarda sıkça görülen zorla kaybetme pratiğinin devamı olarak değerlendiriliyor.

 

Bu haftanın en endişe verici gelişmelerinden biri, özellikle gençler ve Beluc yurttaşlara yönelik baskının artması oldu.

 

 

Serbaz ilçesinden en az iki 17 yaşındaki genç, gözaltına alındı ve yaklaşık on gün sonra bir gözaltı merkezine götürüldü. Aileler, nerede tutulduklarına, suçlamalara veya görüş iznine dair hiçbir bilgiye sahip değil. Ayrıca 30 yaşındaki bir Beluc yurttaş, bir aylık gözaltının ardından Zahidan Merkez Cezaevi’ne nakledildi. Aynı zamanda istihbarat bakanlığı, beş eyalette en az 15 kişinin “genel güvenlik suçlarıyla” gözaltına alındığını açıkladı; bu tür suçlamalar savaş ortamında hak ihlallerini artıran bir araca dönüşmüş durumda.

Cezaevlerine sürgünler

Gözaltıların yanı sıra gizli nakiller ve tek kişilik hücre uygulamaları da arttı. Kirman’da 29 yaşındaki bir tutsağın duruşma öncesinde ani şekilde hücreye alındığı bildirildi. İsfahan’da ise Ocak protestolarıyla bağlantılı 22 yaşındaki bir tutuklu, yaklaşık 100 gündür belirsizlik içinde tutuluyor ve idam riski altında.

En karanlık hafta: İdamlar ve yeni ölüm cezaları

Yargı cephesinde geçen hafta en karanlık dönemlerden biri oldu. Ocak protestoları sırasında tutuklanan bir kişinin idamı gerçekleştirildi ve devlet medyası eş zamanlı olarak “zorla alınmış itiraf” görüntülerini yayımladı. Bu kişi, Ocak protestolarında idam edilen dokuzuncu gösterici oldu.

Ertesi gün, gözaltına alındığında 18 yaşında olan bir Beluc siyasi mahkumun idamı infaz edildi. Dosyasında işkence iddiaları, zorla itiraf, görüş yasağı ve aileye baskı gibi ciddi ihlaller bulunuyordu. Ailesi, serbest bırakılması için yurtdışındaki bir akrabasının teslim edilmesinin şart koşulduğunu açıkladı.

Birçok mahkuma idam tehdidi

Aynı zamanda birçok mahkum için ölüm riski devam ediyor. Yeni idam kararlarının onaylanması, protesto tutuklularının ölüm cezası tehdidi altında tutulması, yargının davaları hızla idamla sonuçlandırma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Bu süreçte Fateme Abbasi’nin durumu dikkat çekiyor; ailesinden birinin idam hükmü onaylanırken kendisi 25 yıl hapis cezasıyla Evin Cezaevi’nde kadınlar koğuşunda tutuluyor. Bu durum, bir ailenin topluca cezalandırılmasına örnek olarak görülüyor.

Siyasi olmayan idamlar da devam ediyor ancak protesto idamlarının gölgesinde görünmez hale geliyor. Yezd ve Elburz gibi cezaevlerinde çok sayıda idam ve kısas infazı bildirildi. Ancak savaş atmosferi nedeniyle bu idamlar kamuoyunda neredeyse hiç yer bulmuyor.

 

Yeni baskı aracı: Mal varlığına el koyma

 

Baskı sadece cezaevi ve mahkemelerle sınırlı değil. Ekonomik baskı ve mal varlığına el koyma da cezalandırmanın bir parçası haline geldi. İze’de, 2022 protestolarında hayatını kaybeden genç Artin Rahmani’nin annesi ve kardeşine ait evlere el koyma süreci başlatıldı. Bu mülkler daha önce teminat olarak kullanılmıştı, şimdi ise bir “intikam aracına” dönüşmüş durumda.

Aynı zamanda İran yargısı yurtdışındaki İranlıları da tehdit ediyor. Yargı başkanı, “düşman medya ile işbirliği” yapanların yargılanacağı, mal varlıklarına el konulacağı ve ailelerine baskı uygulanacağı uyarısında bulundu. Bu durum, sınır ötesi bir rehine politikasına işaret ediyor: kişi erişilemezse ailesi hedef alınıyor.

Sahada infazlar

İran’da doğrudan infazlar da sürüyor. İki Beluc yurttaş, Devrim Muhafızları’nın doğrudan ateşiyle öldürüldü ve cenazeleri günler sonra ailelere teslim edildi. Yerel kaynaklara göre araçları uyarı yapılmadan vuruldu. Devlet medyası ise “terör hücresi” iddiasını tekrarladı. Cenazelerin geciktirilmesi, bağımsız otopsinin engellenmesi ve cenazelerin kontrol altında tutulması artık sistematik bir uygulama haline gelmiş durumda.

Benzer şekilde Lahican’da bir protestocunun cenazesi günlerce arandı, güvenlik baskısı altında teslim edildi ve gece gömüldü. Bu süreçte cenazeler bile siyasi dosyanın parçası haline getiriliyor.

Baskı sisteminin göstergesi

Tüm bu gelişmeler, son bir haftada yaşananların tek tek olaylar değil, bütünlüklü bir baskı sistemi olduğunu gösteriyor: gözaltı ile sesleri susturma, hücre ile psikolojik kırma, ekonomik baskı ile aileleri çökertme, idam ile korku yayma ve cenazeleri kontrol ederek yas tutmayı bile yönetme.

Buna rağmen en dikkat çekici unsur, uluslararası toplumun büyük ölçüde sessiz kalması. Bölgesel kriz tartışmalarında, idamlar, siyasi mahkumlar, Beluc tutuklular, zorla kaybetmeler ve ailelere yönelik tehditler neredeyse hiç gündeme gelmiyor.