Ermeni Soykırımı: Tarihsel gerçekler ve 1915'te Kürtlerin dahil edilmesi planı

Bir tarih araştırmacısı olarak şunu söylemek isterim: 1915 olayları, Türk faşizmine atfedilen mutlak bir suçtur. Bu suçun Kürtlerin üzerine yıkılmaya çalışılması, Kürt kimliğini zayıflatmayı amaçlayan bir zihniyetin devamı olarak görülmektedir.

MÜJDE ALİ*

1915'in kanlı sayfalarını açtığımızda, sadece bir insanlık felaketiyle değil, aynı zamanda tarihin en büyük ve en ayrıntılı siyasi planlarından biriyle de karşı karşıya kalırız. Türk faşizmi, "İttihat ve Terakki" kisvesi altında, sadece bir milleti yok etmekle kalmadı, aynı zamanda gerçek mimarı devletin kendisi olan bir suçla başka bir halkın (Kürtlerin) tarihini de karalamak istedi.

Peki neden Kürtler suça dahil edilmek istenildi?

Siyasi Tartışma; Neden Kürtler? Bu konuyu anlamak için şu soruyu sormalıyız: Devlet neden Kürtleri bu suça dahil etmek istedi? Türk faşizmi, bu vahşi projeyi tek başına gerçekleştiremeyeceğini çok iyi biliyordu, bu yüzden iki yönlü bir tuzağa başvurdu. Bir yandan Kürtleri "insan kalkanı" ve "öldürme aracı" olarak kullanmak isterken, diğer yandan Kürtleri gelecekte "uluslararası suçlular" olarak tanımlamayı amaçlıyordu. Bunu yaparak, sadece Avrupa'nın hesap verebilirliğinden kurtulmakla kalmadı, aynı zamanda Kürtler ve Ermeniler arasındaki tarihi ilişkiyi de sonsuza dek yok etti. Arşivlerde kalan tarihi belgeler, Kürtlerin dahil edilmesinin tesadüfi olmadığını, "Özel Teşkilat"ın siyasi bir kararı olduğunu kanıtlıyor. Belgeler, "Hamidiye Süvarileri"nin ve daha sonra "Ulusal Süvariler"e dönüştürülmesinin, ordunun katliamlardaki doğrudan sorumluluğunu gizleme planı olduğunu gösteriyor.

En ciddi belgelerden biri, Kürt bölgelerinin valilerine ve ilçe valilerine gönderilen ve "yerel güçlerin" ön saflarda yer alması gerektiğini vurgulayan gizli emirlerdir. Bunun amacı, herhangi bir uluslararası soruşturma sırasında Osmanlı devletinin "Bu, Kürtler ve Ermeniler arasında bir iç ve aşiret savaşıdır ve devletin bunlar üzerinde hiçbir gücü yoktur" diyebilmesiydi. Tarihçiler ayrıca, Türk faşizminin, Kürtler ve devlet arasında "ortak çıkarlar" kurmak amacıyla, bazı Kürt reislerinin Ermeni köylerini ele geçirmesine kasten izin verdiğini de göstermektedir. Bu şekilde Kürtler, devletin yaratmak istediği yeni gerçekliğin savunucuları haline geldi.

Kürt kimliğini tarih önünde karalamayı amaçlayan bir siyasi plan

Ancak, tarafsız tanıkların (Fayîz Xuseyn ve Johannes Lepsius gibi) belgelediği üzere, katılan Kürt güçleri Kürt toplumunun sadece küçük bir bölümünü oluşturuyordu ve Kürt milletinin ve dini liderlerinin çoğunluğu bu eyleme sempati duymamakla kalmayıp, onu "hukuktan ve insanlıktan sapma" olarak nitelendirdi. Bu, Kürtlerin bir ulus olarak sadece Ermenileri yok etmeyi değil, aynı zamanda Kürt kimliğini tarih önünde karalamayı amaçlayan bir siyasi planın kurbanı olduklarının en büyük kanıtıdır. Din ve Yağma; Aldatma Araçları Şüphesiz ki, o döneme ait arşiv bilgilerine göre, Türk yetkililer bazı Kürt aşiretlerini ortadan kaldırmak için iki hassas noktadan yararlanmıştır:

1. Dini Söylem: Bunu halifeliğin ve cihatın savunması olarak gösterdiler, oysa kararı verenler milliyetçi ve laik bir ekipti ve hiçbir kutsallığa inanmıyorlardı.

2. Mal ve Mülklerin Yağmalanması: Ermenilerin toprak ve mallarına el koyma vaadiyle Kürtlerin “suça ortak” yapılması hedeflendi. Bir insan suça ortak olduğunda artık otoriteye karşı duramaz, çünkü kaderi devletinkiyle bağlanmış olur.

Türkiye’nin resmi tarih anlatılarının görmezden geldiği gerçek

Vicdanın sesi, susturulamayan ses; Faşizmin en büyük yanılgısı, bir halkın tamamının vicdanını satın alabileceğini sanmasıydı. Tarih gösteriyor ki “Kürt vicdan cephesi” bu plandan çok daha güçlüydü. Mela Gewrê Koyê gibi bir alim, yüksek sesle bunun dine ve insanlığa aykırı bir katliam olduğunu haykırıyordu. Birçok köklü Kürt aile, evlerinin kapılarını Ermenilere açarak onları ölümden kurtardı. Bu, Türkiye’nin resmi tarih anlatılarının görmezden gelmek istediği bir gerçektir, çünkü bu tür örnekler “Kürtleri suça dahil etme” projesini boşa çıkarır. Aynı zamanda, İttihatçıların Kürt aşiretlerini yanlarına çekmek için büyük bir dini propaganda makinesi kurduklarını da gösterir.

En önemli belgelerden biri, Osmanlı Şeyhülislamı tarafından yayımlanan “kutsal cihat fetvası”ydı; bu fetvada devletin düşmanlarını öldürmek dini bir görev olarak sunuluyordu. Bu, “İttihat ve Terakki” liderlerinin aslında katı bir laik anlayışa sahip oldukları bir dönemde gerçekleşti; buna rağmen dini, katliamı meşrulaştırmak için “siyasi” bir araç olarak kullandılar.

Şêx Mehmûdê Hefîd ve Bedirxan ailesine ait fetvalar

Ekonomik ve yağma boyutunda da, “Taşınmaz Mal ve Taşınmaz Mülk” yasasına dair tarihsel belgeler bulunmaktadır. Devlet, resmi olarak bazı kesimlere şu sözü veriyordu: Ermenilerin yok edilmesi sürecine katılan herkes onların mallarına el koyabilecekti. Bu bir “ekonomik tuzak”tı; çünkü bir Kürt komşusunun kanına bulaştığında artık geri dönüş yolu kalmıyor ve kişi sonuna kadar devlete bağlı kalmak zorunda bırakılıyordu.

Daha da önemlisi, üzerinde durulabilecek en güçlü tarihsel belgelerden biri yabancı konsolosluk raporlarıdır; bu raporlar, devletin Kürdistan’ın dağlık bölgelerindeki yoksulluk ve eğitimsizliği bilinçli biçimde kullandığını göstermektedir. Buna karşılık, aksi yönde dini belgeler de vardır; örneğin Şêx Mehmûdê Hefîd ve Bedirxan ailesine ait fetvalar, dinin bu şekilde kötüye kullanılmasına açıkça karşı çıkmış ve bu tür yağmanın “haram” olduğu konusunda uyarıda bulunmuştur.

Sonuç olarak; gerçek olduğu gibi kalır. Bir tarih araştırmacısı olarak şunu söylemek isterim: 1915 olayları, Türk faşizmine atfedilen mutlak bir suçtur. Bu suçun Kürtlerin üzerine yıkılmaya çalışılması, Kürt kimliğini zayıflatmayı amaçlayan bir zihniyetin devamı olarak görülmektedir. Kürtler yalnızca fail değildir; aynı zamanda, Ermenilerin yok edilmesinin ardından kendileri de hedef alınan ve baskıya uğrayan bir başka mağdur topluluk olarak değerlendirilmektedir.

Gerçek şu ki; Kürt, bu toprakların sahibi olarak, tarih karşısında temiz bir vicdanla durmaktadır. "Suçlama" projesi, tarihin tahrif edilmesine yol açmakla kalmadı, aynı zamanda Türkleştirme ideolojisinin temelsizliğine dair bir başka belge haline geldi. Faşizm, Ermenilerin kanı ve Kürtlerin adıyla tek tip bir coğrafya yaratmak istedi, ancak başarısız oldu; çünkü ne Ermeniler tarihin hafızasında karalandı ne de Kürtler bu planları engelleyen omurgayı oluşturdu.

*Öğretmen ve yazar