Türkiye’de çocuk olmak: Yoksulluk, ihlal ve cezasızlık kıskacında bir kuşak

Resmi veriler ve saha raporları, Türkiye’de çocukların derinleşen yoksulluk, artan hak ihlalleri ve cezasızlık politikaları arasında çok yönlü bir kriz yaşadığını ortaya koyuyor; milyonlarca çocuk temel haklara erişemeden büyüyor.

SARYA DENİZ

Haber Merkezi- Türkiye’de çocukların yaşam koşulları, resmi veriler ve saha raporlarının ortaya koyduğu tabloyla giderek daha ağır bir krizin işaretlerini veriyor. Nüfus içindeki oranı düşen çocuklar, bir yandan derinleşen yoksulluk, diğer yandan sistematik hak ihlalleri, şiddet ve sömürü sarmalı içinde büyümeye çalışıyor. Eğitimden sağlığa, barınmadan güvenliğe kadar temel haklara erişimde yaşanan eşitsizlikler, özellikle kırılgan gruplarda çok daha görünür hale gelirken; çocuk işçiliği, erken yaşta evlilikler, cinsel saldırılar, katliamlar, adalet sistemindeki eksiklikler ve cezasızlık politikaları bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor.

Uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış haklara rağmen, uygulamada yaşanan ciddi boşluklar çocukların korunmasında sorunlara işaret ediyor. Mülteci çocuklardan ‘suça sürüklenen’ çocuklara, kayıp vakalarından şiddet olaylarına kadar geniş bir alana yayılan ihlaller, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda sistemsel bir kriz olarak öne çıkıyor. Ülkede 23 Nisan gibi sembolik bir tarihte ortaya çıkan bu tablo, milyonlarca çocuğun bayramı eşitlik, güvenlik ve refah içinde değil; yoksulluk, güvencesizlik ve ihmal koşullarında karşıladığını gözler önüne seriyor.

Kindar nesil

Türkiye’de de çoklu krizlerin yaralarını en derin hisseden çocuklar. AKP’nin onlarca yıllık iktidarı boyunca çocuklar görmezden gelinirken gelecekleri de bir bir ellerinden alındı. ‘Kendine yeni bir nesil’ yaratmaya çalışan AKP tüm alanlarda bu yönde düzenlemeler gerçekleştirdi. Eğitim alanında temel dersleri kısıtlayıp anaokulundan liseye müfredatı değiştiren iktidar birçok düzenlemeye gitti. Diyanet ile iş birliği içinde yapılan düzenlemelerde eğitim alanı neredeyse bilimden uzaklaştırıldı. Bu düzenlemelerle Türkiye’de yeni bir toplum mühendisliğinin de kapıları aralanırken rehber öğretmenlerin yerini din görevlileri aldı. Elbette bununla kalınmadı, en eski tarihlerden bu yana birer asimilasyon kalesi olarak kullanılan okullarda ‘Tek vatan, tek millet, tek bayrak’ söylemi ve ideolojisi ile çocuklara şekil verilmeye çalışıldı.

33 bini aşan dosya

Çalıştırılan çocuklar, cinsel saldırı, çocuk yaşta zorla evlilikler, ebeveynleriyle cezaevinde olan çocukların maruz bırakıldığı hak ihlalleri gibi pek çok başlıkta ciddi hak ihlalleri yaşanmaya devam ediyor. Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı 2025 yılı Adalet İstatistikleri, tecavüz, cinsel taciz ve cinsel saldırı suçlarında cezasızlığın sürdüğünü ortaya koyuyor. 2025 yılında çocuğun ‘cinsel istismarı’ şeklinde tanımlanan suçtan 30 bin 591 faile 33 bin 407 yeni soruşturma dosyası açıldı. 2025 yılında savcılıklarda sonuçlandırılan 35 bin 60 çocukların ‘cinsel istismarı’ dosyasının 12 bin 582’sinde 15 bin 272 fail hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. Yani dosyaların yüzde 35’i mahkemeye bile sevk edilmeden "kovuşturmaya yer yoktur" kararı ile savcılık tarafından kapatıldı. 12 bin 314 dosyada 13 bin 760 kişi hakkında kamu davası açıldı. Faillerin yüzde 45’i beraat etti.

Cinsel saldırı soruşturmalarının yüzde 46’sına ‘kovuşturmaya yer yok’ kararı

2025 yılında kapatılan 18 bin 756 cinsel saldırı soruşturmasının 8 bin 699’unda 9 bin 993 kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. Cinsel saldırı soruşturmalarının yüzde 46’sı mahkemeye bile sevk edilmeden kapatıldı.  2025 yılında cinsel saldırıdan yargılanan 8 bin 172 failin yüzde 35’i mahkumiyet alırken, yüzde 37’si beraat etti.

Sadece bu rakamlar ülkede çocukların dokunulmazlıklarının nasıl bir tehlike altında olduğunu gösterirken birçok ailenin yaşananları gizlemesi düşünüldüğünde ortaya çok daha vahim bir tablo çıkacağı aşikar.

Çocuklar doğum yaptı

Türkiye’de her 5 kadından 1’i çocuk yaşta evlendiriliyor. Her 3 kadından 1’i çocuk yaşta anne olurken, çocuk yaşta evlenen kadınların yarısı ise fiziksel şiddete maruz kalıyor. Cinsel saldırı olaylarına ‘nikah’ adı altında resmiyet kazandırılmaya da devam ediliyor. TÜİK’in evlenme İstatistiklerine göre 16-17 yaş grubunda olan kız çocuklarının resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2025 yılında yüzde 1,5. Diğer taraftan, aynı yaş grubunda olan erkek çocukların resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2025 yılında yüzde 0,1 oldu. Son 24 yılda toplam 590 bin 317 18 yaş altı doğum yaşandı. Bu doğumların 21 bin 487’sinin 15 yaş altı olduğu tespit edildi. Bu doğumların hepsi ‘cinsel saldırı’ olarak değerlendiriliyor.

Eğitim sistemiyle birlikte çocuk yaşta evliliklerin de önünü açan sistem, kız çocukları, erken yaşta evlendirilmesi nedeniyle eğitim, sağlık ve istihdam başta olmak üzere pek çok temel haktan yoksun bırakılıyor.  Bir başka deyişle çocuğa yönelik istismar ve tecavüz resmileştiriliyor.

Üniformalı şiddet

Türkiye’de özellikle Kürdistan kentlerinde uygulanan özel savaş politikaları, yalnızca fiziki şiddetle sınırlı kalmayıp, toplumsal yapıyı çok yönlü biçimde hedef alan bir karakter taşıyor. Bu süreçte yüzlerce çocuk doğrudan ya da dolaylı olarak zarar görmüş; bir kısmı eğitim hayatını yarıda bırakmak zorunda kalırken, okula devam edebilenler ise üniformalı devlet görevlilerinin şiddetine, baskısına ve denetimine maruz kalmıştır.

Zırhlı araç çarpmaları ve fiziki şiddet binlerce çocuğun yaşamını ağır yaralarla sürdürmek zorunda bırakılmıştır. Ancak ortaya çıkan tablo yalnızca fiziksel tahribatla sınırlı değildir. Özel savaş politikaları aynı zamanda toplumun kültürel ve ahlaki dokusunu hedef alan daha derin bir müdahale biçimi olarak kendini göstermektedir.

Uyuşturucu kullanımının çocuklar arasında yaygınlaştırılması, gençliğin çeteleştirme pratikleri üzerinden örgütsüz ve kontrol edilebilir hale getirilmesi bu sürecin önemli bileşenleri arasında yer almaktadır.

AKP-MHP iktidarı döneminde çocuklar ve gençler bu politikalar karşısında giderek daha korumasız hale gelirken, yaşanan ihlallere ilişkin açılan çok sayıda dosyada faillerin cezasızlıkla korunması, bu sürecin sürekliliğini sağlayan temel mekanizmalardan biri olarak öne çıkmaktadır.

En korumasız olanlar: Mülteciler

  

Son 15 yılda resmi verilere göre 10 milyonun üzerinde sığınmacının geldiği Türkiye'de mülteci çocuklar da bu ihlallerden nasibini aldı. Mülteciler için Avrupa ülkeleri başta olmak üzere çeşitli anlaşmalar yapan ve fonlar alan Türkiye, üzerine düşen sorumluluğu hiçbir zaman yerine getirmedi. Mülteci çocuklar ucuz iş gücü olarak kullanıldı. Yaşadıkları ihlaller kayıt altına bile alınmadı.

‘Suça itilen çocuklar’

Tüm bu tablo içinde özellikle bir yıl için de ‘suça itilen çocukların’ durumu çok sık gündeme geldi. Kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla yargı karşısına çıkarılan çocukların sayısında ciddi oranda artış yaşandı. TÜİK’in verilerine göre, güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların toplam sayısı 2021 yılında 499 bin 319 iken, 2022’de yüzde 20.5 oranında artarak 601 bin 754’e yükseldi. 2023’te 537 bin 583 olarak açıklandı. Örneğin son bir yıl içinde sadece okullara 44 saldırı düzenlendiği belirtildi. Riha ve Mereş’teki olaylar ise yaşananların zirvesi şeklinde yorumlandı.

İş yaşamında sömürülen çocuklar  

  

Bu tabloda çocuk hakları son bir yılda sömürü çarkının içinde ezilen çocukların durumuyla da ilgili gündeme geldi. Özellikle son yıllarda Mesleki Eğitim Merkezleri'nde (MESEM) olanlar, çocukların hem emek hem de insan olarak nasıl sömürüldüğü, istismar ve şiddete maruz kaldığını ortaya koyuyor. 2025 yılında MESEM’de çalışan 16 çocuk, işçi cinayetlerinde yaşamlarını yitirdi. TÜİK 2023 verilerine göre 15-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 4.4’ü yani 600 binden fazla çocuk, çalışma hayatında. 2024 verileri 400 bin çocuğun daha çalışma yaşamına dahil olduğunu gösteriyor. Üstelik bu çocuklar kayıt dışı ve güvencesiz çalıştırılıyor.

MESEM'e kayıtlı çocuk işçi sayısı 2024 verileri ile 503 binin üzerinde. Yani kayıtlı çalışan çocuk sayısı 1 milyon 474 bin. Kayıt dışı çalıştırılan çocuklar da dahil edildiğinde, çocuk işçiliğinin kapsamının yaklaşık 3.5 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor.

Büyüyen yoksulluk: Çocuklar aç

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre, Türkiye'de “şiddetli yoksulluk” içinde yaşayan en az 6.5 milyon çocuk var. Bu durum her 5 çocuktan 1'inin yeterli beslenemediğini gösteriyor. Her 3 çocuktan 1'i okula aç gidiyor.

Ankara Tabip Odası’nın yaptığı araştırmaya göre; çocuk yoksulluğu son 7 yılda yüzde 40 arttı. 25 milyon kişi yoksulluk riski altında ve 171 bin çocuk ailesinin yanında en temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor.

Kayıp çocuklar meselesi  

  

Türkiye’de kayıp çocuklar meselesi de gündemdeki yerini koruyor. Türkiye’de her yıl 10 binden fazla, son 8 yılda ise 100 bine yakın çocuğun kaybolduğu iddia ediliyor. Devlet yetkilileri bu iddiaları yalanlarken bir yandan da ellerinde resmi bir istatistik olmadığını belirtiyor. TÜİK’in kayıp çocuklarla ilgili 2016’dan bu yana veri yayımlamaması, sorunu görünmez kılıyor. Oysa 2008–2016 yılları arasında 104 bin 531 çocuk kayboldu; bu, günde ortalama 33 çocuğun kaybolduğu anlamına geliyor. Açık verilerde 2015–2023 döneminde her yıl binlerce çocuğun “kayıp (bulunan)” olarak kaydedildiği görülüyor.

Zemini devlet hazırlıyor

Bu verilerle ortaya çıkan tablo, Türkiye’de çocukların karşı karşıya olduğu sorunların tekil ya da dönemsel değil, derin ve yapısal bir krize işaret ettiğini açıkça gösteriyor. Yoksulluk, eğitimde eşitsizlik, çocuk işçiliği, erken yaşta evlilikler ve cinsel saldırı gibi alanlarda yaşanan ihlallerin sürekliliği; bu sorunların yalnızca sosyo-ekonomik koşullardan değil, aynı zamanda politika tercihleri, denetim eksikliği ve cezasızlık kültüründen beslendiğini ortaya koyuyor. Özellikle adalet mekanizmasındaki aksaklıklar ve yüksek orandaki “kovuşturmaya yer yok” kararları, çocuklara yönelik suçlarda caydırıcılığın zayıfladığını ve faillerin büyük ölçüde sistem içinde korunabildiğini düşündürüyor. Bu durum hem mevcut ihlallerin devam etmesine hem de yeni ihlallerin önünün açılmasına zemin hazırlıyor.

Çözüm için adım atılmıyor

Ekonomik krizle birlikte büyüyen yoksulluk, çocukları erken yaşta çalışma hayatına iterek eğitimden kopmalarına yol açarken; bu durum kuşaklar arası yoksulluğun yeniden üretildiği bir döngü yaratıyor. Mülteci çocukların yaşadığı çok katmanlı hak ihlalleri ise bu krizin en görünür ve en ağır boyutlarından biri. Kayıp çocuklar, suça sürüklenen çocuklar ve şiddet ortamlarına maruz kalan çocuklara dair veri eksikliği ya da şeffaflık sorunu ise meselenin boyutlarının tam olarak ortaya konulmasını engelleyerek çözüm üretme süreçlerini zayıflatıyor.

Sonuç olarak, çocukların korunmasına yönelik ulusal ve uluslararası yükümlülükler kağıt üzerinde varlığını sürdürse de, uygulamadaki eksiklikler bu hakların hayata geçirilmesini ciddi biçimde sekteye uğratıyor. Mevcut tablo, çocuk politikalarının bütüncül, hak temelli ve önleyici bir yaklaşımla yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor.