Xûnav Xelîl: Soykırım projelerine karşı kadınlar olarak mücadele alanlarını genişletmeliyiz

Kongra Star Üyesi Xûnav Xelîl, kadınlara karşı soykırım projesinin yürütüldüğünü belirterek, "Kadınlar mevcut çatışma ve savaşın merkezinde yer alıyor, mücadele alanımızı genişletmeliyiz" dedi.

BERÇEM CÛDÎ

Kobanê - Ortadoğu'da ve dünyada Üçüncü Dünya Savaşı giderek daha da belirginleşiyor. Mevcut gelişmeler ve gidişata göre, özellikle kadınların projelerine, devrimlerine ve kazanımlarına karşı bir saldırı olduğu görülüyor.

Kuzey ve Doğu Suriye’nin Kobanê şehrindeki Kongra Star Koordiasyon Üyesi Xûnav Xelîl, devam eden savaşlar, kadınlara yönelik saldırılar ve kadınların savunma kararlılıklarına dair sorularımızı yanıtladı.

*Ortadoğu'daki Üçüncü Dünya Savaşı, derin çatışmalara yol açmaktadır. Bu savaşta kadınların varlığı ve kimliği giderek daha fazla saldırıya uğramaktadır. Bu nedenle, kadınların bu savaşta örgütlenmelerini ve mücadelelerini nasıl güçlendirip sürdürecek?

Ortadoğu'da ve genel olarak dünyada, Üçüncü Dünya Savaşı’nın yaşandığını görüyoruz. Bu savaş toplumların parçalanması ve katliamları amaçlıyor. Bu savaşın kendisi onlarca toplumsal, ekonomik, siyasi ve diğer krizleri beraberinde getiriyor. Kriz, savaş dalgalarıyla birlikte daha da ciddileşiyor ve derinleşiyor.

Şüphesiz ki, bu hegemonya savaşı kadınları doğrudan etkiliyor. Ancak bu sefer, katliamlardan daha çok, kadınların iradesini ve kimliğini yok etme girişimi söz konusu. Bu konuda, kadınların öncülük rolünü ortadan kaldırmaya, demokratik, özgür ve adil bir kadın sistemi aracılığıyla örgütlenen toplumları yok etmeye yönelik özel bir saldırı var. Burada sadece Kürt kadınları değil, tüm kadınlara yönelik bir saldırı var. Bu saldırılara karşı hem Kürdistan'da hem de Ortadoğu ve dünyada kadınlar bir birbirlerini tamamlıyorlar. Ortadoğu ve dünyadaki kadınlar bir araya gelerek, birleşmeli. Ancak bu şekilde kimliğimizi ve varlığımızı koruma mücadelemizi sürdürebilir ve kadınları yok etme projesine karşı durabiliriz.

*İsrail ve ABD gibi hegemonik güçlerin, cihatçı güçler ve çetelerle Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme planı var. Bu zihniyet aynı zamanda kadınların soykırımını ve ahlaki ve politik toplumun yok edilmesini de amaçlıyor. Buna karşılık, Kürt kadınlarının üçüncü çizgide ne tür bir rolü ve misyonu olmalı?

Özellikle ulus devletlerin ve cinsiyetçi yapılar bu saldırıları çeteci güçlerin sistemi aracılığıyla sürdürüyor. Çünkü demokratik bir toplumdan bahsettiğimizde, bu kadınların ve gençlerin iradesinin tezahürü anlamına gelir. Eğer bu gerçekleşirse, hegemon güçlerin projeleri hayata geçirilemez. Bu nedenle, bu güçler hegemonyalarını korumak için demokratik toplumlara birçok şekilde saldırıyorlar. Bu doğrudan çete yöntemleriyle gerçekleştiriliyor. Toplumu kendi egemenlikleri altında tutmak ve her zaman ulus devlet bilincinin hakimiyeti altında yaşatmak istiyorlar. Bu nedenle, Ortadoğu'da çok büyük saldırılar yürütülüyor, İran'da yaşanan savaş da bu kapsamda. Her güç hayatta kalmak ve egemenliğini genişletmek için savaşıyor.

*Peki Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, demokratik-ekolojik, kadın özgürlükçü paradigması kapsamında, kadınlar kendi sistemlerini nasıl kurmalı ve korumalıdır?

Ortadoğu'ya çözüm getirecek ve kadınların kendilerini savunmalarında bir güç olan proje, Önder Apo'nun demokratik ulus projesi ve ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısıdır. Önderimiz, her mesajında tüm çatışmaların siyasi ve hukuki yollarla çözebileceğini dile getirdi. Bu projenin Ortadoğu'nun kurtuluşu olabileceği de bir gerçektir. Özellikle bu projenin temel ilkelerinden biri olan kadın özgürlüğünün, kadınlar için de bir çözüm gücü olacağına inanıyoruz. Özgür kadınlar ve artık evrenselleşmiş olan ‘Jin jiyan azadî’ felsefesi doğrultusunda, kadınların bir güç haline geldiğini ve görüyoruz. Bu nedenle, kadınlar olarak felsefemizi nasıl savunduğumuz ve kadın özgürlüğü ilkelerine göre çalışmalarımızı nasıl güçlendirdiğimiz çok önemlidir.

Kadınlar savaş ve soykırım projelerini kabul etmiyor. Bu nedenle, kadınlar olarak mevcut mücadele çemberimizi genişletmemiz, kadınlar olarak ortak bir mücadele vermemiz ve her kadının kendisini bu özgürlük projesinin bir parçası olarak görmesi gerekiyor. Özgürlüğü savunan kadınlara yönelik çok büyük saldırılar var. Bunun en açık örneği, YPJ’nin varlığının ve gücünün reddedilmesidir. Mücadelesiyle bir kimlik ve felsefe haline gelen YPJ, artık uluslararası olarak da tanınıyor ve güç haline gelmiştir. Birçok ulus ve ülkeden kadınlar YPJ içinde yer almaktadır. Ancak şu anda yapılan anlaşmalarda, mevcut hükümet YPJ'yi kabul etmiyor ve onu kadınların korunması için ana güç olarak görmüyor. Sadece bu da değil, mevcut yönetim kadınların felsefesini, varlığını, kimliğini ve çalışmalarını hiçbir şekilde kabul etmiyor. Bu yaklaşım, kadınların kazanımlarının yok edilmesi amacı taşıyor.

Biz, Rojava’da kadınlar olarak, mevcut kazanımlarımızı korumak için bir mücadele içindeyiz. Bu günlere ulaşana kadar çok ağır bedeller ödedik; bu nedenle artık kimseye boyun eğmeyiz. Kadınların iradesi, kimliği ve varlığı güvence altına alınsın diye geçici yönetime karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Bir kez daha söylüyoruz ki, büyük bir kriz içinde yaşıyoruz ve kadınlar bu krizin merkezinde yer alıyor. Bu krizi başarıyla aşmak için güçlü bir mücadele gerekiyor ve siyasi ve diplomatik çabalarımız güçlendirilmelidir. Ancak bu şekilde varlığımızı kazanmak ve kimliğimizi korumak için mücadele edebiliriz. Jin, jiyan, azadî ve özgür kadın felsefesiyle, mücadele alanlarımızı her zamankinden daha fazla genişletmeli ve hegemonik çeteleşmiş güçlerin projelerine engel olmalıyız.