Sevda Çelik Özbingöl: Kendi barışımızı tesis etmeliyiz

DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Sevda Çelik Özbingöl, Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme sürecinin ikinci yılında gelinen aşamayı ajansımıza değerlendirdi.

ELİF AKGÜL

İstanbul- Türkiye’de Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme tartışmalarında yeni dönem, 1 Ekim 2024’te TBMM’nin yeni yasama yılının açılışında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Parti sıralarına giderek milletvekilleriyle tokalaşması ve 22 Ekim’de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrıyla başladı. 27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın kamuoyuna açıklanmasının ardından PKK, 12 Mayıs 2025’te kongresini topladığını ve örgütsel yapısını feshetme ve silahlı mücadeleyi sona erdirme kararı aldığını açıkladı. 11 Temmuz 2025’te ise bir grup PKK’linin silahlarını imha ettiği tören gerçekleştirildi.

Bu gelişmelerin ardından TBMM’de 5 Ağustos 2025’te Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına başladı. Komisyon, 18 Şubat 2026’da raporunu 47 kabul, 2 ret ve 1 çekimser oyla kabul etti. Raporda silahların bırakıldığının ve örgütün tasfiye edildiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesi “kritik eşik” olarak tanımlandı. 10 Ağustos 2026’da kabul edilen ve 18 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlanan 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun ile sürecin hukuki çerçevesine ilişkin düzenleme yasalaştı.

DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Sevda Çelik Özbingöl, ikinci yıla girerken sürecin hukuki zeminini, Meclis’te oluşturulan komisyonların rolünü ve  Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın süreçteki konumunu değerlendirdi.

‘Teyit-tespit eşiğinin atlatılması gerekiyor’

Sevda Çelik Özbingöl, sürecin iki yıllık dönemde hızlı ilerlediğini ve Meclis’te kabul edilen çerçeve yasayla birlikte hukuki zeminde önemli bir aşamaya gelindiğini belirtti:

“Hızlı ilerleyen, kararlı irade beyanlarının en son Meclis'te çıkarılan çerçeve yasayla da aslında negatif barış sürecinin önemli bir adımla da hayat kazandırıldığı bir süreç içindeyiz. İlk silahların bırakılması kararı, Meclis'te oluşturulan komisyon ve akabinde yürütülen çalışmalarla toplumsal bir uzlaşıyla oluşturulan yasa, elbette ki kendi içerisinde eksiklikler barındıran, bir sonraki aşamalarda adım adım yasal düzenlemelerle desteklenmesi gereken bir süreç, başlangıç açısından önemli bir düzenleme.”

Sevda Çelik Özbingöl, bundan sonraki aşamada sürecin işleyişini sağlayacak kurulların oluşturulmasının yanı sıra izleme mekanizmaları ve toplumsal bileşenlerin sürece katılımının tartışılması gerektiğini söyledi. Sevda Çelik Özbingöl devamında şöyle konuştu: 

“Bu süreci yürütecek kurulların oluşturulması çok önemli. Kurulların yanında izleme komisyonları ve toplumsal bileşenin dahiliyeti üzerine başlıkları da tartışmamız gerekiyor. Hukuki olarak komisyonların oluşturulmasıyla ilgili kararlar var. Ancak yasanın hayata geçmesi konusunda da Millî Güvenlik Kurulu'nun tespit ve teyit olarak tanımladığı bir eşiğin de atlatılması gerekiyor. Biz bu eşiğin uzun sürmeyeceğini ve uzun sürmemesi gerektiğini düşünüyoruz.

‘Öncelikli olan kurulların ve komisyonların doğru temelde oluşturulması’

Karşılıklı hazırlıkların devam ettiği bir süreçten geçildiğini belirten Sevda Çelik Özbingöl, “Bu süreç elbette ki bir dizi karşılıklı hazırlık gerektiriyordur. Ve bu hazırlıklar devam ederken öncelikli olan şey, bu süreci yürütecek kurulların ve komisyonların, bu süreci doğru bir temelde yürütebilecek pozisyonlarda konumlandırmalarla, toplumsal bileşeni de içine dahil edecek şekilde işlevli komisyonlar olarak hayat bulmasını sağlamak üzerine bir çalışma yürütmek” dedi.

Sevda Çelik Özbingöl, sürecin yalnızca silahların bırakılmasıyla sınırlı olmadığını, cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerden yurt dışında yaşayanlara, PKK’lilerin siyasal yaşama dönüşünden örgütsel isnatlarla mağdur edilen kesimlere kadar geniş bir alanda hukuki düzenlemeler gerektiğini söyledi:

“Bu sürecin içerisinde Sayın Öcalan'ın bu süreçteki yürütücülüğünün misyonunun da doğru tanımlanması ve konumlandırılması çok önemli. Bu çok farklı aşamalarda da tartışılıyor ve biz bunun her halükarda doğru temelde bir konumlandırmayla da statüsünün de doğru tanımlanmasıyla da şekilleneceğini düşünüyoruz.

Bunun yanında, Meclis’te oluşturulacak gözlem komisyonu elbette ki çok önemli; Meclis’te ilk oluşturulan komisyondan çıkan raporlama bir bütün halinde demokratikleşmeyi içeriyor. Bu beraberinde sadece silahların bırakılmasını içermiyor; sosyal ve siyasal yaşamın içine dahiliyeti önemseyen, 4 bine yakın tutuklu ve hükümlünün tahliyesi, sürgünde ya da cezaevinde olan, yargı tehdidiyle karşı karşıya bulunan, sayısını tam olarak tespit edemediğimiz binlerce insanın da içerisinde bulunduğu bir aşama, bunun yanında silah bırakıp sosyal ve siyasal yaşamın içerisine dahil olacak olan savaşçı gerçekliği var karşımızda.”

Sevda Çelik Özbingöl, bunun yanında örgütsel suçlama, irtibat ve iltisak gerekçeleriyle mağdur edilen kesimlerin de sürecin hukuki boyutunun içerisinde ele alınması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Sadece bununla da sınırlı değil yasa. Örgütsel suçlamalarla, örgütsel isnatlarla karşı karşıya bırakılan irtibat ve irtisak bağlantısıyla da ciddi bir toplumsal mağduriyet alanı oluşturulmuş. Mesela KHK'larla ekonomik yaşamın dışına itilen, örgütsel isnatlarla, suçlamalarla da farklı şekillerde mağdur edilen ciddi bir toplumsal kesim var ki yasanın hayata geçmesiyle beraber, açıkçası doğrudan bu yasadan yasa sebebiyle oluşturulacak barış iklimi içerisinde sosyal siyasal yaşamın içerisine dahil olacak bir kısım hak mağduriyetlerinin iadesini de gerektirecek bir sürecin yanında, aslında yüz binlerce insanı doğrudan ilgilendiren bir süreçten bahsediyoruz ki bu, bütün toplumsal kesimlerimizi doğrudan ilgilendiriyor.”

‘Barışçıl bir geleceği inşa eden eşit yurttaşlığı esas alan bir toplumsal sözleşme gerekli’

Cezaevlerindeki uygulamaların da sürecin hukuki başlıkları arasında ele alınması gerektiğini belirten Sevda Çelik Özbingöl, eşit yurttaşlığı esas alan bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç bulunduğunu söyledi:

“Türkiye'nin dört bir tarafında bir cezaevi gerçekliği var. İnfaz yakmalar var. İnfaz düzenlemesine ilişkin ikili hukuksuzluk karşımızda. Hasta tutsaklar gerçekliği önemli başlıklardan bir tanesi. Sosyal ve siyasal yaşamın içerisine dahil olurken, barışçıl bir iklim temelinde oluşturulan, 100 yıllık tarihsel süreçle birlikte birbirine düşmanlaştırılan duyguların da onarılması, barışçıl bir geleceğin inşa edilmesi ve eşit yurttaşlığı esas alan ciddi bir toplumsal sözleşme gerekliliği karşımızda duruyor.”

Sevda Çelik Özbingöl, Meclis’teki komisyonun yalnızca mevcut süreci izleyen bir yapı olarak değil, sorunları tespit eden ve sonraki yasal düzenlemelere ilişkin öneriler geliştiren bir çalışma alanı olarak işlev görmesi gerektiğini ifade ederek, “O yüzden gözlem alanı, bundan sonraki yol haritasını belirlemeye ilişkin hem sorunları tespit etmek hem de yasal düzenlemelere dair ciddi önermeleri içermek barışçıl ve demokratik bir geleceğin inşa edilmesi temelinde büyük bir sorumluluğun yüklendiği önemli bir çalışma alanı ve başlığı olacak. Biz onun çok önemli bir çalışma sahası olduğunu düşünüyoruz” dedi.

‘Bütün siyasi partilerin orada yer alması çok kıymetli’

Meclis Komisyonu’nda bütün siyasi partilerin yer almasının önemli olduğunu belirten Sevda Çelik Özbingöl, kadın temsiliyeti ve ihtiyaçlara göre alt komisyonların oluşturulması gerektiğini kaydederek şu değerlendirmeleri yaptı:

“Bütün siyasi partilerin orada yer alması çok kıymetli ve çok önemli. Oradaki kadın temsiliyeti elbette ki çok önemli. Bunun akabinde, o komisyonun oluşacak sorunlar ve ihtiyaçlara göre alt çalışma komisyonlarını yeniden oluşturabilmesi çok önemli. Belki yerel olarak ortaya çıkan sorunlara yönelik çözüm odaklı bir dizi özel çalışma yapmak gerekecek. Sivil toplum alanını da dahil etmek gerekecek. Hukukçuları, akademisyenleri doğrudan dahil etmek gerekecek. Barışa dair güvenin tesis edilmesi konusunda bir dizi farklı toplumsal önerme de yapması gerekecek.”

Sevda Çelik Özbingöl, sürecin yalnızca Meclis Komisyonu’nun çalışmalarına bırakılmaması gerektiğini, toplumsal katılımın da sürecin bir parçası olması gerektiğini söyledi:

“Biz bunu, barışın toplumsal bir alan ve toplumsal bir mücadele başlığı olduğu gerçeğinden yola çıkarak söylüyoruz. Herkesin kendini öncelikli barış mücadelesinin parçası olarak kabul ederek de bu sürece dahil olma çabası içerisinde olması gerekiyor.”

‘Mevcut yasal aksaklıklara dair de çözüm önerileri geliştirilmeli’

Komisyonun mevcut yasal sorunlara ilişkin de çalışma yürütmesi gerektiğini belirten Sevda Çelik Özbingöl, AİHM kararları, seçilmiş iradeye yönelik uygulamalar ve farklı mağduriyet alanlarının ele alınmasını istedi:

“Ancak her halükarda toplumsal inşa, eşit yurttaşlığı, demokratik düzenlemeyi ve yasal zorunlulukları beraberinde getiriyor. Biz isteriz ki yeni düzenlemelere dahi gerek kalmadan mevcut yasal aksaklıklara dair de çözüm önerileri geliştirilsin. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına dair önermeler, seçilmiş iradeye dair en önemli hukuksuz uygulamaların başında yer alan kayyımla ilgili ciddi çözüm önerileri geliştirilsin.”

Sevda Çelik Özbingöl, gelinen aşamayı sürecin başlangıcı olarak gördüklerini ve çalışmaların gecikmeden sürdürülmesi gerektiğini dile getirerek,  “O yüzden sürecin aslında yeni başladığını söyleyebilirim. Komisyonlara büyük sorumluluklar düşüyor ama uzatmadan, çok zamana da yaymadan; özellikle hem ülkemizde hem coğrafyamızda hem Ortadoğu'da hem de dünyanın politik-siyasi konjonktürü içerisinde kendi barışımızı kendimiz kurabileceğimiz inancının yanında, gecikmeden kendi barışımızı tesis etmemiz konusunda özel bir çaba içinde olmamız gerektiğini de bilerek bu sürece yaklaşmak gerekiyor” diye belirtti.

‘Sayın Öcalan bu sürecin doğrudan yürütücüsü ve en önemli mimarı’

Sevda Çelik Özbingöl, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolü ve statüsüne ilişkin “Sayın Öcalan bu sürecin doğrudan yürütücüsü ve en önemli mimarı” diyerek şöyle devam etti:

“Bu gerçeklik temelinde, bu sürecin doğru yürütülmesi ve Sayın Öcalan'ın statüsünün de doğru bir temelde adlandırılması, ayrıca bu sürecin yürütücüsü olarak konumlandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun da tartışmasız bir başlık olduğu kanaatindeyiz.”

Sevda Çelik Özbingöl, Abdullah Öcalan’ın rolünün doğru tanımlanmasının sürecin bundan sonraki aşamalarının yürütülmesi açısından gerekli olduğunu ifade etti:

“Elbette ki bu süreci güçlendirmek, katkı sunmak çok önemli. Ancak bu sürece bundan sonra hayat kazandıracak pozisyonda olan Sayın Öcalan'ın da misyonunun doğru tanımlanması ve doğru adlandırılması gerekiyor. Bu sürecin doğru yürütülmesi de elbette ki buna dayanıyor. Çünkü 2 yıllık sürecin yürütülmesi ve bu aşamaya gelmesi konusunda Sayın Öcalan'ın tartışmasız rolü ve misyonunu konuşmamıza gerek yok. Bu sürecin bundan sonraki yürütücülüğü de doğrudan Sayın Öcalan'ın dahiliyeti ve koordinasyonuyla olmak zorunda. Statüyü de bu temelde değerlendirmek gerekiyor.”

Sevda Çelik Özbingöl, yasanın uygulanmasında ayrımcılık yaşanmaması gerektiğini belirterek Abdullah Öcalan’ın konumunun hukuki olarak da doğru biçimde tanımlanması gerektiğini söyledi:

“Barış yasasının ayrımcı uygulanmamasını ve gerçekten hayat kazandırılması temelinde de doğru konumlandırmayı, doğru tanımlamayı ve statüyü de hukuki temelde doğru adlandırmayı bu temelde ele alıyoruz. Biz bu sürecin yürütücülerinin bu hassasiyetle yaklaştıklarını düşünüyoruz; bundan sonraki süreçte de beklentimiz, bu sürecin gereklerine uygun bir konumlandırma ve statüsünün doğru tanımlanması.”

Sevda Çelik Özbingöl, sözlerini  Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın süreçteki konumunun hukuki ve siyasi çerçevesinin belirlenmesi gerektiğini belirterek şöyle tamamladı:

“Bundan sonra yapılması gereken Abdullah Öcalan’ın özgür yaşar, özgür çalışır ve bu süreci nihayete ulaştıracak bir şekilde bu sürecin işletilmesinin sağlanması olacaktır.”