Gülistan Doku dosyası ve Dêrsim gerçeği: Kayyım, cezasızlık ve özel savaş (1)
Gülistan Doku dosyası, Dêrsim’de kayyım yönetimi, yanıtsız bırakılan soru önergeleri, cezasızlık rejimi ve kadınlara yönelik şiddet arasındaki yapısal ilişkiyi açığa çıkardı. Yaşananlar, bir kentin toplumsal varlığının hedef alındığını gösteriyor.
Dêrsim’in sosyolojine saldırı: Kayyımlar kırım aparatına dönüştü
ARJİN DİLEK ÖNCEL
Dêrsim - Gülistan Doku’nun 5 Ocak 2020’de kaybedilmesinin ardından uzun süre ilerleme kaydedilmeyen soruşturma dosyasının bir anda “cinayet” kapsamında ele alınması ve aralarında dönemin Dêrsim Valisi Tuncay Sonel’in de bulunduğu 12 kişinin tutuklanması, sürecin seyrine dair önemli soruları beraberinde getirdi.
Bu gelişmeler, devlet gücüyle ilişkili kişilerin karıştığı kadınlara yönelik suçlarda cezasızlık mekanizmasının nasıl işlediğini görünür kılarken; aynı zamanda Dêrsim’de “özel savaş” politikaları çerçevesinde bir kentin kimliğinin nasıl hedef alındığını da ortaya koyuyor.
2016 darbe mekaniği: Dêrsim’in örgütlü kimliğine saldırı
Kültürüne bağlılığı, örgütlü oluşu ve politik kimliği ile bilinen Dêrsim, aynı zamanda kadın etrafında örülen bir yaşam modelinin de en somut mekanlarından biri.
Demokratik siyasetin gerilemesi, yasama, yürütme ve yargı erklerinin işlevsizleşmesi, nefret söylemlerinin ve ırkçılığın artması, kadınlara karşı cins kırımının devreye konulması 15 Temmuz 2016’da darbe girişimine giden yolu açarken, darbe girişimi ile ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL), hali hazırda var olan güvenlikçi politikaların da daha hızlı hayata geçirilmesini sağladı.
Darbe mekanizmasının Kürdistan kentlerinde hayata geçmesiyle belediyelere kayyımlar atandı. “Tek adam rejiminin” Kürdistan'daki tezahürü olan kayyımlar, Kürt kimliğine ve iradesine yönelik bir saldırı olarak dünden bugüne varlığını koruyor.
Kayyımlar, sadece yönetimsel değişikliklerle sınırlı kalmayıp, bir halkın politik kimliğini yok etmeyi amaçladı. Halkın kültürel yapısını, eğitim sistemini hedef alan kayyımlar, Kürt kimliğini ve kültürünü yok etmeyi amaçladı.
Gülistan Doku soruşturmasıyla kentteki özel savaş politikaları da ayyuka çıktı, elbette bu politikalar kayyım siyasetinden bağımsız düşünülemez.
Yerel öncüler ile toplum arasındaki bağı koparmak
Toplumsallık etrafında birleşen Kürtler, özellikle kırsal yerlerde doğal komün ve meclisleriyle bu yapısını bugüne kadar korudu. Komün ve meclislerin devlet karşısında özgürleşmesi ve güçlenmesi, ahlaki politik toplumun da temellerini oluşturuyor.
Toplumsal ilişkilerin korunması, kültürel değerlerin bir miras olarak sürdürülmesinde yerel temsilci ve öncülerin de rolü açığa çıkıyor. Kayyımlar tam da burada devreye giriyor, yerel öncüler ile toplumun arasına girerek, öncelikle bu ilişkiyi koparmayı amaçlıyor. Öz yönetim topluma öz yapısını korumayı öğretirken, kayyımlar yabancı yönetim pratiklerinin topluma dayatılmasıyla, toplumu kendi kimliğinden uzaklaştırıyor.
Toplumun kendi içindeki dayanışma ağlarına müdahale ediyor, yerel yönetimler üzerinde kontrol sağlıyor ve yönetimi ele geçirerek, toplumun öz gücüne darbe vuruyor.

Bir kentin sosyolojine müdahale: Kayyımlar ve özel savaş politikaları
Kürdistan kentlerine atanan kayyımların yöneldiği ilk alanlar kadın ve kültür alanları oldu. Kayyımlar bu yönelim ile özel savaş politikasına da zemin hazırlıyor.
Kadın odaklı bir anlayışla yönetime gelen demokratik belediyelerin açtığı kadın yaşam merkezlerini, kadın şiddet istasyonlarını kapatıyor, kadın sığınma evlerinin açılmasına engel oluyor, dolayısıyla kentlerde şiddet gören ya da farklı bir şekilde mağdur olan kadınların başvuru mekanizmaları ortadan kaldırılıyor. Bu merkezlere ulaşamayan kadınlar bir şiddet sarmalı içine atılıyor.
Sadece şiddet ile sınırlı kalmayan kayyım pratikleri, ahlaki politik toplumu da hedef alıyor. Boşaltılan kurumlara özel savaş elemanları yerleştirilerek, onlara sonsuz güç ve alan tanınıyor.
Dêrsim başta olmak üzere “güvenlik” adı altında hayata geçirilen politikalar kenti adeta bir karakola çevirdi. Polis, asker ve uzman çavuşların yanı sıra kente gelen memurlar kadın ve kız çocuklarına karşı cinsel saldırılarla gündeme geldi.
Kültürel tahribat: Kimliksiz bırakılmak istenilen bir kent

Dil ve kültür bir halkı halk yapan en temel unsurlardandır. Kayyımlar kentlerde “kültür kırımı aparatına” dönüşürken, politikasını Kürtçeyi yok sayarak tek dil üzerinden yürüttü. Bu toplumun kimliğine yabancılaşmasının en büyük adımı olarak öne çıktı.
Belediye tabelalarında yazılı olan Kürtçe isimlerin değişimi ile işe koyulan kayyımlar, Kürtlerin tarihselliğine dair ne varsa ortadan kaldırmaya çalıştı. Asimilasyon-inkar ve imha politikasının yereldeki adı olan kayyımlar aracılığıyla, mekan isimleri değiştirildi, Kürtçe ders veren kurumlar kapatıldı. Hafızasız bırakılmak istenilen bir toplum üzerinde adeta bir mühendislik çalışması yapıldı.
Böyle bir tablo karşısında devletin özel savaş politikasının uygulayıcısı olarak Tuncay Sonel, bu sistemi Dêrsim’de hayata geçirmeye çalışan figürlerden biri oldu. 2017 yılında Tunceli Valiliği ve Belediyeye kayyım olarak atanan Tuncay Sonel, tüm bu politikaların uygulayıcısı olmakla birlikte bir kadın katliamına da karıştı.
Gülistan Doku soruşturması kapsamında gözaltına alınan dönemin valisi ve kayyımı Tuncay Sonel hakkında tutuklama kararı verildi. Tuncay Sonel’e toplam 5 suçtan tutuklama talep edilmişti.
Kayyım vali Tuncay Sonel
Tuncay Sonel, Dêrsim’de 13 Haziran 2017 ve 9 Haziran 2020 tarihleri arasında görev yaptı. Belediye binasına geçer geçmez Dêrsim Belediyesi’nin tabelasını “Tunceli” olarak değiştirdi. Kentte her yıl düzenlenen kültür festivalleri, Tuncay Sonel döneminde yasaklandı.

Tuncay Sonel’in icraatları
Belediyedeki taşınmazların satılması, ekolojik tahribatlar ve yolsuzluklarla gündeme gelen Tuncay Sonel, yetkisini kullanarak işlenen bazı suçların da üzerine örtmekle gündeme geldi.
Tuncay Sonel’in kayyım olarak atanmasının ardından bazı icraatları şu şekilde:
“*Dêrsim Belediyesi’ne atanan kayyım Tuncay Sonel, kurumun gelir kaynağı olan iş yerleri, otopark, mağaza, ev, market gibi taşınmazları ihaleye çıkardı.
*Kayyım Sonel, yol yapım genişletilmesi kapsamında onlarca ağacın kökünden sökülmesi için talimat verdi.
*24 Haziran seçimlerinde Pertek ilçesinde AKP’ye oy istedi.
*Dêrsim’de yapılan bir köprüye kentin kutsallarından olan Ana Fatma ile birlikte kendi adını verdi.
*Ovacık ilçesi Bilgeç köyü Çakılyayla mezrasında 15 Temmuz 2018’de meydana gelen patlamada yaşamını yitiren Ayaz kardeşlerin ölümüyle Sonel, aileye “Aş, ev vereceğiz. Çocuklar bizim şehidimizdir” diye açıklama yaparak tepkileri üzerine topladı.”
Tuncay Sonel’in adı sayısız yolsuzluğa da bulaştı. Sık sık ihale usulsüzlükleriyle gündeme gelen Tuncay Sonel’in neredeyse tüm ihalelerde, kanunen sadece afet gibi acil durumlarda kullanılması gereken davet usulünü kullandığı ortaya çıktı. Bu yöntemde sadece davet edilen firmalar ihaleye katılabiliyor.
Meclis’e sunulan soru önergeleri yanıtsız bırakıldı
Dêrsim’in özgün kimliğine yönelik saldırılar fuhuş, uyuşturucu ve kadınlara yönelik cinsel suçlar olarak açığa çıkarken, bu konuda Meclis’e sunulan soru önergeleri ise yanıtsız bırakıldı.
2019 yılında, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından yanıtlanması istemiyle Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından soru önergesi verildi.
Önergede; Munzur Üniversitesi Bilgi İşlem Daire Başkanı Cem Tekinoğlu’nun kadın öğrencileri bazı kaymakam ve valilerle zorla cinsel ilişkiye zorladığı belirtildi.
Önergede, İçişleri Bakanlığı’nın konu hakkında soruşturması ve iddialarda yer alan bazı vali ve kaymakamların kim olduğu soruldu.
‘Bir Kürdü daha öldürdük’
HDP 2020 yılında ise Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın, yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
Önergede, Dêrsim’de kadın öğrencilerin kaldıkları yurtların önünde araçlarıyla sürekli bekleyen uzman çavuş ve askerlerin, kadın öğrencileri sosyal medya üzerinden taciz ve tehdit ettiklerine yönelik iddialar yer aldı.
Önergede şu ifadelere yer verildi: “Bazı basın yayın organlarında yer alan haberlere göre Dêrsim’de kadın öğrenci yurtlarının etrafında bekleyen ve dolaşan uzman çavuşları taciz ve tecavüze maruz bıraktıkları ve görüştükleri her öğrenci için ‘Bir Kürdü daha öldürdük’ dedikleri ifade edilmektedir. Uzman çavuşların taciz ve tecavüzüne uğrayan kadın öğrencilerin ya üniversiteyi bıraktıkları ya da kenti terk ettikleri iddia edilmektedir.”
Tecavüze uğrayan öğrenci ile ilgili önergeler yanıtsız kaldı
Önergede yine 2020 yılında Tunceli Devlet Hastanesi’ne ağır yaralı olarak kaldırılan ve kilitli kapılar arkasında gizlice tedavi edilen bir kadın öğrencinin akıbeti soruldu. Önergede, “Geçtiğimiz günlerde yine bir kadın öğrencinin tecavüze uğradığı, hastaneye kaldırıldığı ve şikayetçi olmaması için kendisine burs bağlandığı iddia edilmektedir” ifadeleri yer aldı.
Önergede, Sağlık Bakanı’nın yanıtlaması istemiyle şu sorular yöneltildi:
*Tunceli Devlet Hastanesine tecavüz nedeniyle başvuran bir öğrenci olmuş mudur?
*Geçtiğimiz günlerde Dersim’de bir kadın öğrencinin tecavüz nedeniyle hastaneye kaldırıldığı ve şikayetçi olmaması adına tehdit edildiği iddiası doğru mudur?
*Son 2 yıl içerisinde Tunceli Devlet Hastanesine cinsel istismar ve tecavüz nedeniyle başvuran kadın öğrenci var mıdır?
*Tecavüze uğrayan kadın öğrencilerin hamile kaldığı ve düşük yaptığı iddiaları gündeme gelmektedir. Son iki yılda hamile kalan ve düşük yapan kadın öğrenci var mıdır?”
Soru önergesi yanıtsız bırakıldı.
Aynı önerge Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a da, “Munzur Üniversitesi’nde ve Dêrsim’de bulunan kadın öğrenci yurtlarında yaşanan taciz ve tecavüz iddialarına yönelik bakanlığınıza ya da ilgili kurumlara kaç şikayet başvurusu gerçekleşmiştir? Bu başvuruların kaçı işleme alınmıştır?” sorularıyla yöneltildi.
Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından yanıtlanması istemiyle HDP, “*Geçtiğimiz günlerde yine bir kadın öğrencinin tecavüze uğradığı, hastaneye kaldırıldığı ve şikayetçi olmaması için kendisine burs bağlandığı iddia edilmektedir.
*Dêrsim’de son iki yıl içerisinde taciz ve tecavüz iddiasıyla ilgili birimlere kaç kişi başvurmuştur?” sorularını yöneltti.
Ancak hem uzman çavuş ve polislerin cinsel tacizleri hem de tecavüze uğradığı belirtilen kadının akıbeti ile sorulan sorular yanıtsız bırakıldı.
Bir toplum nasıl korunabilir?
Bu nedenle Dêrsim’de yaşananlar, bütünlüklü bir müdahale süreci olarak ele alınmalıdır. Kayyım politikaları, cezasızlık mekanizması, kadınlara yönelik şiddet ve kültürel müdahaleler, birbirinden bağımsız değil; aynı stratejinin farklı boyutlarıdır. Bu strateji, bir kentin yalnızca yönetimini değil; sosyolojisini, hafızasını ve toplumsal ilişkilerini yeniden kurmayı hedefler.

Sonuç olarak Gülistan Doku dosyası, bu bütünlüklü müdahalenin görünür hale geldiği bir noktadır. Bu dosya etrafında şekillenen tartışmalar, yalnızca bir adli sürecin değil; bir rejim biçiminin ve onun toplumsal sonuçlarının tartışılması anlamına gelir. Dêrsim’de yaşananlar, modern devletin yerel toplum üzerindeki müdahalesinin ne denli derin ve çok katmanlı olabileceğini gösterirken, aynı zamanda şu temel soruyu da kaçınılmaz kılar: Bir toplumun kendi kendini örgütleme kapasitesi, kültürel varlığı ve toplumsal hafızası, merkezi iktidarın bu ölçekteki müdahalesi karşısında nasıl korunabilir?
Bu soru, yalnızca Dêrsim’e değil; benzer süreçlerin yaşandığı tüm coğrafyalara dair bir tartışmanın kapısını aralamaktadır.