Kadın ve Dengbêjlik: Yasaklardan doğan sesler

Kadınlar, tarihsel olarak dengbêjlik kültürünün en önemli yaratıcılarından. Ancak toplumsal baskılar nedeniyle erkeklerden bir adım geride durmak zorunda bırakıldılar. Onlarca kadın dengbêj müziğe duydukları inanılmaz sevgi için karşılarına çıkan zorluklarla mücadele etmenin yollarını da kendileri buldu. Bu dosya kadın dengbêjlerin yıllarca süren mücedelelerini özetliyor. 
NİMET ÖLMEZ
Van- Kadın dengbêjler, yokluğun, çaresizliğin, aşkın, sevginin, göçün, çatışmanın, toprağın kokusunu dünyanın her tarafına yazarak değil söyleyerek ulaştırdı. Söyledikleri klam, stranlarıyla tarihi olaylardan kahramanlıklara, aşklardan savaşlara, göçlere kadar yaşadıkları her şeyi tarihe birer not olarak düşürdüler. 
“Deng” ses, “bêj” ise sese biçim verendir, sesi söyleyendir. Sese ruh kazandıran, sesi canlı hale getirendir. Sesi meslek edinmiş usta, mekanı ses olmuş insandır. Dengbej sese nefes ve yaşam verir. Dengbêj, sesi kelam, kelamı klam, türkü haline getirir. Dengbêj söyleyendir, anlatandır. Dengbêjliği; genelde okuma yazma bilmeyen, sözlü kültürün özellikleri ve değerleri ile yetişmiş, yaşadığı toplumu, geleneklerini, koşullarını, çelişkilerini iyi bilen, güçlü bir belleğe sahip, sese ve söze biçim verebilirken onu estetize edebilen yetenekte, Kürt halk hikayelerini bir ezgiyle yoğurarak, kimi zaman da bir enstrüman eşliğinde belli bir zaman diliminde hünerini dinleyici topluluğu karşısında icra eden anlatıcılar olarak tanımlanır. Mehmet Uzun dengbêjleri Homeros'a benzetir ve onların Homeros gibi toplumların destanlarını halklara ulaştırma misyonunu üstlendiğine dikkat çeker.
Serhad; dengbêjliğin anaüssü
Serhad Bölgesi, ( Kars, Ardahan, Iğdır, Ağrı, Muş, Erzurum ve çevresi) dengbêjlerin ana üssü denilebilir. Bu bölgenin, özellikle yüksek alanları ve iklim koşulları dengbêjler için ilham kaynağı olmuştur. Serhad Bölgesi’nde yaşayan dengbêjlerin, klamının melodik ritmi daha hızlı ve diktir. Şakıro bu tarzın en tanınmış dengbêjidir.  
Belli formlar altında anlatıla gelen olaylar, temel amacı olan ezgisel bir dinlenmeyi sağlamasının yanında anlatılan olay kurgusu bağlamında dinleyicilerin kendi toplumunun kültürel kodları ile temas kurmasını da sağlar. Ağıt tarzı bir klam dillendirilirken, dinleyiciler hem ruhsal anlamda bir duygunun tatminini yaşarken hem de geçmişte yaşanan olumsuz bir olayın detaylarını öğrenmiş olur.  Örneğin “Erdhêja Lîcê” klamını dinleyen bir kişi, hem klamın tınısındaki duyguları yaşamakta hem de geçmiş bir zamanda Lice’de bir depremin yaşandığını ve bu depremin hangi boyutlarda olduğunu öğrenir. Kürt sözlü geleneğinin en güçlü unsuru olarak dengbêjlik kurumu, Kürt halkının belleğini, hafızasını canlı tutmuş ve tarihselliğiyle birlikte Kürt kimliğinin yok olmasının önündeki en büyük engel oldu. Dengbêjler bir taraftan dinleyenleri eğlendirirken öbür taraftan da belleğin korunması ve aktarımını sağlar. Bu durumun örneklerine başka kültürlerde de rastlamak mümkün. 
Kadın dengbêjler hep varolmak istedi
Kadınlar, ataerkil söylemlerle üretilen ve her toplumda hakim olan cinsiyete dayalı bakışın yol açtığı ayrımcılıklara, zaman içerisinde yaşanan bazı değişimlere rağmen karşı karşıya kalıyor. Dengbêj Gulê’den Meryem Xan’a ve günümüz kadın dengbêjlerine kadar, kadın dengbêjler de yaşamları boyunca bu bakışla mücadele ederek var olmak istedi. Bu sebeple, onların bilgi, birikim, deneyim ve üretimlerinin paylaşılması, görünür kılınması, kalıcı olabilmesi için yazılı hale getirilmesinin toplumsal cinsiyet ilişkilerindeki önemi büyük. 
Kadın dengbêjlerin varoluşlarında, geleneğin kendi içinden gelen kısıtlamalar ile “günah”, “ayıp”, “ahlaksız” gibi ataerkil söylemlerle oluşturulan baskı ve engellemeler belirleyici oldu. Geleneksel olarak kadınların genellikle ev, mahalle, tarla, bahçe, yayla yollarında ve kına, düğün, nişan, yas ritüelleri ile kendi kültürel ortamlarını oluşturdukları ve buralarda müzikal üretimlerini gerçekleştirdikleri bilinir.  İş yaparken söylenenler, ağıtlar, ninniler ve kına-nişan-düğün törenlerinde söylenen; gelin hazırlama, gelin uğurlama, gelin getirme, evden çıkarma, anne-kız vedalaşması gibi birçok temada şarkıları kadınlar yazıp; acı, hüzün, sevinç, ayrılık gibi her türlü duygularını bu şarkılarda dile getirdi. Kadınlar, sözlü kültür alanındaki bu öznel yaratımlarıyla kendilerini ifade etmenin ve bu sayede de yenilenmenin yollarını buldu. Onların, toplumsal belleğin oluşması, kültürel birikim ve devamlılığın sağlanmasında üstlendikleri kültürel taşıyıcılık rolü, kendi bireysel varoluşları ile birlikte gerçekleştiğine dikkat çekilir. Eşit güce ve özgürlüğe sahip olmayan kadının şarkı söylemesi caydırılmaya, engellenmeye çalışıldı ve kadın şarkı söylemek için babasından, evli ise de kocasından izin almak zorunda bırakıldı.
Kadınlar “Stranbêj” olarak bilinirdi
Kürt kültürü etrafında kadınların şarkı söyleme geleneği dengbêjlik öncesi dönemlerde görülür. Söz konusu kadınların bir ezgi ve ritimle kendilerini ifade etmesi; farklı toplumsal olaylar karşısında da aldıkları tavır ve duruş olarak da görülebilir. Kadınlar eski çağlardan beri duygularını sese yansıtarak ifade biçimlerini kaydetti. Kadın dengbejlere başta “Stranbêj” kelimesi ile hitap edilse de bu sonralarda değişti. İlk defa Ayşe Şan’a dengbej denilerek bu yeniliğe adım atıldı. Kadın dengbêjler, Besna, Xerabo, Siyabend u Xecê, Memê Alan, Dewrêşê Evdî, Mem û Zîn ve Zembîlfroş gibi büyük masalların, Dimdim gibi destanların, sayısız halk hikâyeleri ve aşk şiirlerinin bestekarları, yorumcuları ve izleyicileri arasında oldu.  Zembîlfroş destanında Xatun’un Zembîlfroş’a duyduğu aşkı cesurca dile getirdiği ve bunu yine stranlar aracılığıyla dillendirdiği görülüyor.  
Xatun 'un Zembilfroş' a seslenerek aşkını dile getirdiği bir dörtlükte şöyle der: 
Çavên min mîna eynan e 
Biskê min mîna qeytan e 
Diranê min mîna mircan in 
Eniya min mîna ferşan e 
Berê min mîna fîncan e 
Fîncanên mîr û paşan e 
Sîngê min mîna zozan e 
Zozanên haft eşîran e 
Zembîlfiroş, lawikê derwêş 
Lê bike kêf û seyran e
Kadın dengbejler de siyasetten etklendi
Özellikle 90’lı yıllardan bu yana Kürt siyasi hareketinin ivmelenmesiyle gelişen politikleşme ve toplumsal örgütlülük sürecinin olumlu etkisinden bahsetmek gerekiyor. Bu süreçle birlikte Kürtlerin kimlik mücadelesinin bir bileşeni olarak Kürt kadınları, geleneksel mekanları olarak görülen evlerden çıkarak bireysel kimliklerini oluşturmaya, farklı kimliklerle ve kadın bakış açısı ile kamusal alanda konumlanma mücadelesi vermeye başladı.  Bu anlamda görünürlükleri artan kadın dengbêjler de, çeşitli festival ve şenliklerde, konser salonlarında ve tv programlarında sahneye çıkarak, ilk defa albümlerini-kliplerini yayınladı.
Erivan radyosu kadın dengbejlerin arşivini tuttu
Kürt kadın dengbejler açısından ise Erivan Radyosu’nun adeta bir enstitü görevi üstlendiği anlaşılıyor. Özellikle söz konusu dönemlerde Türkiye’de kadınlara yönelik ciddi baskı ve önyargıların olduğu bir dönemde buradaki kadınların daha özgür bir hayat ve imkanları olduğu görülüyor. Radyonun Kürt toplumu ve dengbejlik sanatına sunduğu belki de en önemli katkı oluşturduğu arşiv oldu. Nitekim günümüzde birçok dengbej özellikle de kadın dengbejlerle ilgili neredeyse yok denecek kadar az bilgi ve belge bulunurken, Erivan Radyosu onların sesini kayıt altına alarak ciddi ve zengin bir arşiv oluşturdu. Bu yönüyle sözlü olan dengbejlik sanatının aslında bir bakıma ilk defa kayıt altına alınırak sonraki nesillere ulaşmasını sağladı. 
Evlerden divanlara
Dengbêjler köy köy dolaşarak köy halkının büyük bir bölümünün katıldığı divanlara katılırlardı. Durum bu olunca akla ilk olarak kadın ve erkek dengbêjlerin topluluk için karma ortamlarda müziklerini eşit derecede serbest koşullarda içeresinde icra edip etmedikleri geliyor. Bir kadının mirlerin divanında veya gezgin olarak dengbêjlik yapması olanaksızdı. . Feqfye Teyran, Ewdalê Zeynike, Karabete Xaço gibi hep zikredilen erkek dengbêjlerin yanında bir de az görülen ve duyulan kadın dengbêjlerin varlığı inkar edilemeyecek sayıdadır. Ancak yaşamın her alanına nüfuz eden bu kültür, neredeyse hep erkeklerle özdeştirilir. Örneğin, Susika Sima, Kana Zaze, Fatma Muhammed, Aslika Qadir ve Diyarbakır'da dengbêjlik yapan Nergiz Açıkgöz ve Feleknaz Esmer gibi. Dengbêjler üzerine detaylı bir araştırma yapılsa Eyşe Şan ve Meryem Xan'dan önce başka isimlere rastlamak mümkün. 
Kürt kadın dengbejlerin büyük bir kısmı dengbêjliğin her şeyden önce geldiğini ve bu uğurda çoğu zaman ailelerini, eşlerini ve hatta çocuklarından ayrılmak zorunda kaldığını belirtmek gerekir. Nitekim Meryem Xan’ın “Ben sanatsız yaşayamam” ifadeleri bu hususun bir kadın dengbêj için ne ifade ettiğini en iyi anlatan sözcüklerdir. Kadın dengbêjlerin aslında yaşadıkları dönemde sadece kadın olmanın kendilerine getirdiği zorluklarla değil aynı zamanda toplumsal baskı, aile baskısı ve hatta eşlerinin de kendilerine ve icra ettikleri sanatlarına karşı önyargılarıyla da mücadele etmek zorunda kaldı.