Kışlıklar hazırlanıyor, kültür kuşaktan kuşağa aktarılıyor

Dirbêsiyê’de kadınların her sonbahar sürdürdüğü kış hazırlıkları, yalnızca yiyecek hazırlamaktan ibaret değil. Kazanların etrafında bir araya gelen kadınlar ve çocuklar, geçmişten bugüne taşınan üretim ve dayanışma kültürünü birlikte yaşatıyor.

SORGUL ŞÊXO

Dirbêsiyê – Rojava Kürdistanı’nda köylerde yaşayan kadınlar, kuşaktan kuşağa aktarılan kış hazırlığı geleneğini bu yıl da sürdürüyor. Annelerinden ve ninelerinden öğrendikleri yöntemlerle reçel yapan, sebze kurutan, buğday kaynatıp bulgur hazırlayan kadınlar, bir yandan ev ekonomisine katkı sunarken diğer yandan yüzyıllardır yaşatılan üretim kültürünü yeni kuşaklara taşıyor.

Dirbêsiyê çevresindeki köylerde sonbaharla birlikte başlayan kış hazırlıkları, kadınların kolektif emeğinin de en görünür olduğu dönemlerden biri. Kazanların etrafında bir araya gelen kadınlar ve çocuklar, ekmeğin kurutulmasından buğdayın kaynatılmasına, reçel ve kurutmalıkların hazırlanmasına kadar birçok aşamayı birlikte gerçekleştiriyor. Böylece kışlık hazırlık, yalnızca mevsimlik bir ihtiyaç olmaktan çıkarak kadınların hafızasını, bilgisini ve dayanışmasını kuşaklar arasında taşıyan bir geleneğe dönüşüyor.

Ekonomik kriz, gıda fiyatlarındaki artış ve yakıt sıkıntısı ise yüzyıllardır sürdürülen bu geleneğin bugün taşıdığı ekonomik önemi daha da artırıyor. Kendi ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü evde hazırlayan kadınlar, geleneksel üretim yöntemleriyle hem aile ekonomisini destekliyor hem de değişen yaşam koşullarına rağmen kendilerine miras kalan üretim kültürünü yaşatıyor.

‘Artık pazardan almak zorundayız’

Dirbêsiyê’nin Çetelê köyünden Beşîra Hisên, kış hazırlıklarını anlatarak sınırlı imkanlarıyla kışlık erzak hazırlamaya çalıştığını belirtti. Beşîra Hisên, “Üzüm, incir ve kayısı reçeli yaptım. Bunun yanında patlıcan ve kırmızı biber de kurutuyorum. İncir reçelini evimizin bahçesindeki ağaçlardan topladığım incirlerle yaptım” dedi.

Yaşın ilerlemesi ve hastalıkların etkisine de dikkat çeken Beşîra Hisên, artık eskisi gibi bahçesinde her şeyi yetiştiremediğini belirterek şöyle devam etti: “İnsan her geçen yıl yaşlanıyor, hastalıklar da artıyor. Bu nedenle artık eskiden olduğu gibi bahçemde yetiştirdiğim patlıcan ve biberleri toplayamıyorum. Şimdi birçok ihtiyacımızı şehirden satın almak zorunda kalıyoruz.”

70 yaşındaki Wesiya Silêman da anılarına ve yaşadığı acılara dikkat çekerek geçmişteki yaşamıyla bugünü karşılaştırdı. Bu karşılaştırma, ekonomik ve toplumsal koşulların zaman içerisinde nasıl değiştiğini de ortaya koyuyor.

Kadınlar her zaman kendi üretimlerini tercih ediyor

Beşîra, uzun yıllardır köyde yaşadıklarını, her yıl bulgurlarını kendilerinin hazırladığını ve pazardan satın almadıklarını belirterek şöyle konuştu: “Biz bulguru pazardan almaya alışkın değiliz. Her yıl buğdayı kaynatıp bir ya da iki yıl yetecek kadar bulgurumuzu kendimiz hazırlıyoruz. Evde yapılanların bereketi pazardan alınanlardan daha fazla, lezzeti de daha güzel. Pazardan aldığımız ürünler hem pahalı hem de lezzetli değil. Bu nedenle insan evinin ihtiyaçlarını mümkün olduğunca kendisi hazırlamalı.”

Beşîra ayrıca yalnızca hayvanları için değil, olası acil durumlara ve krizlere karşı da ekmek kuruttuklarını ve un depoladıklarını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Evde fazla kalan ekmeği ihtiyacı olan bir komşumuz varsa ona veriyoruz, yoksa hayvanlarımız için kurutuyoruz. Bununla da sınırlı değil. Kentteki fırının çalışmaması ya da ekmek bulunamaması ihtimaline karşı tandır ekmeği yapmaya başlıyoruz. Bunun için un da depoladık. Bir gün zor durumda kalır ve unsuz kalırsak alternatifimiz kuruttuğumuz ekmekler. Mecbur kalırsak kuru ekmeği suyla ıslatıp yeriz.”

Geçmiş günlere özlem, siyaset ve partileşme

Wesîla, geçmiş yıllara duyduğu özlemi şu sözlerle dile getirdi: “Eskiden yiyecek olmasa bile dünyamız güzeldi; ölüm bir gün bile aklımıza gelmezdi. Ama şimdi fırtınaların, korkunun ve ölüm tehlikesinin içinde yaşıyoruz. İnsan nereye dönse orada siyaset konuşuluyor. Herkes siyasetçi olmuş, partileşme de çok ilerlemiş. Eskiden yılda bir yaşlı kadın ya da yaşlı erkek bile ölmezdi; şimdi ise toprağın altı gençler ve şehitlerle dolu.”

Wesîla, yakıt krizine ve içinde bulundukları döneme ilişkin kaygılarını şöyle dile getirdi: “Belki bu yıl sobamız bile olmayacak, her şeyi bizden kestiler. Canımız devletlerin eline düşmüş, kötü koşullarda yaşıyoruz.”

Wesîla, tespihinin her bir tanesini çekerken hafızasında saklı kalan anılarını gözlerinin önüne getiriyor ve derin iç çekiyor.

Çocuklar ve kadınlar buğday kazanının etrafında buluşuyor

Eyşê Osê de bu sonbaharda buğday kaynatmaya başladı ve elde ettikleri ürünleri şöyle anlattı: “Bu yıl kendim ve eşim için yalnızca 7 teneke buğday kaynattım. Bir kısmını çocuklara kaynatılmış buğday olarak vereceğiz, kalanını da bulgur yapacağız. En güzel yanı ise çocukların ve kadınların hep birlikte buğday kazanının etrafında toplanması. Ateşin yakılmasından buğdayın yenmesine kadar bütün süreci takip ediyorlar. Eskiden annem ve ninem yapardı, şimdi ise yıllardır kendim yapıyorum.”

Herkes çözüm bekliyor

Kadınlar bu yıl da ninelerinden miras kalan kültürü yaşatırken, kış için alternatiflerini güvence altına almaya çalışıyor. Ancak gıda ürünlerindeki pahalılık, ekonomik ve toplumsal krizler ile devam eden savaş, kadınların yükünü daha da ağırlaştırıyor. Kadınlar, gözlerinde taşıdıkları umutla sorunların çözülmesini bekliyor.