Taliban Daykundi’de kadınların sokağa çıkışını korkuya dönüştürdü
Dağlık coğrafyası nedeniyle temel hizmetlere erişimin zaten güç olduğu Daykundi’de Taliban baskıları kadınların yaşam alanını daha da daraltıyor. Zehra Wahab, kadınların gözaltı ve şiddet korkusuyla evlerinden çıkamadığını söyledi.
BAHARİN LEHİB
Daykundi – Daykundi, Afganistan’ın 34 vilayetinden biri ve yüksek dağların arasında yer alıyor. Afganistan’ın birçok vilayetinde olduğu gibi burada da yeterli imkan ve düzgün yollar bulunmuyor. Başta kadınlar olmak üzere bölge halkı bir sağlık merkezine ulaşabilmek için saatlerce yürümek zorunda kalıyor. Ulaştıkları sağlık merkezlerinde ise en temel imkanlar dahi bulunmuyor.
Tüm bu koşullara rağmen, Afganistan’ın diğer bölgelerinde olduğu gibi çoğunluğunu Hazaraların oluşturduğu Daykundili kadınlar da eğitim alabilmek, okuryazar olmak ve kendileriyle ailelerinin yaşam koşullarını iyileştirmek için çaba gösterdi.
Ancak Taliban yönetiminin son beş yılında kadınlara yönelik baskı, Taliban yönetiminin sıradan bir pratiğine dönüştü. Yüksek dağların ve ulaşılması güç yolların arasında yaşayan Daykundili kadınlar da bu baskılardan muaf değil. Ne yazık ki burada yaşananlar bugüne kadar medyada geniş ölçüde yer bulmadı. Herat ve diğer vilayetlerde olduğu gibi Daykundi’de de kadınlar, “uygun örtünmedikleri” gerekçesiyle İyiliği Emretme ve Kötülükten Sakındırma Bakanlığı Görevlileri tarafından gözaltına alınıyor ancak bu konuda kimse konuşmuyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri vilayetin uzaklığı ve imkanların yetersizliği.
Dağların arasında görünmeyen kadınların yaşamı
Daykundi’de kadınların yaşadığı koşulları öğrenmek için Zehra Wahab ile konuştuk. Zehra Wahab sözlerine şöyle başladı: “Daykundi’de kız çocuklarının ve kadınların içinde bulunduğu koşullardan söz etmek istiyorum. Daykundi, Afganistan’ın en uzak vilayetlerinden biri. Merkezi gerçekten çok uzak ve dağlık bir bölge. Burada kadınlar için koşullar gerçekten çok ağır. Afganistan’ın tamamında olduğu gibi bütün kurslar, okullar ve eğitim kurumları kapalı. Kadınların dışarı çıkma hakkı yok. Çadır-ı namaz (baştan ayağa vücudu örten büyük örtü) ya da çadari (burka) olmadan dışarı çıkılması kabul edilmiyor. Burada hicap bile kabul edilmiyor. (Hicap, başta Kabil olmak üzere birçok vilayette kadınların giydiği uzun siyah kıyafet, siyah örtü ve siyah maskeden oluşuyor.) Çadır-ı namaz ya da çadari giymek zorundayız.
Kadınlar yarı yoldan evlerine dönüyor
Bana göre burada Emr-i Bil Maruf görevlilerinin kızlara yönelik davranışları korkunç. Kızlar evden çıkıp pazara gitmek istediklerinde, yolun yarısına gelmiş olsalar bile o gün Bakanlık görevlilerinin pazara geleceği haberini aldıklarında geri dönüyorlar. Çünkü davranışları gerçekten korkunç. Özellikle ilk dönemlerde durum çok daha kötüydü. Birkaç kez kızları kırbaçla ya da kabloyla dövdüler. Kızları Ranger tipi askeri araçlara bindirip götürüyorlardı.
Çok katı kurallar getirdiler. Bir kız mahremi olmadan ya da çadır-ı namaz giymeden pazara giderse onu götürüyorlardı. Hicabı bile kabul etmiyorlardı. Serbest bırakılmaları için babaları, anneleri ya da eşleri 5 bin, 10 bin veya 15 bin Afganî ödüyordu.”
Gözaltı ve hapis
Zehra Wahab, “Herkes korkuya kapılmış durumda. Eğitim, kursa gitmek ya da buna benzer hiçbir şey yok. Koşullar gerçekten çok kötü. Kızların tamamı evlerine kapanmıştı. Yarısı, belki daha fazlası ya da daha azı ruhsal ve psikolojik sorunlarla karşı karşıya kalmıştı” dedi.
Daykundi’de kadınların nasıl gözaltına alındığını sorduğumuzda Zehra şunları anlattı: “Evet, kızları Daykundi’de hapsediyor ve uyarıyorlar. ‘Mahremsiz ya da hicapsız dışarı çıkarsanız sizi götürürüz’ diyorlar. Ailelerinin gelip kızlarını götürebilmeleri için para ödemeleri gerekiyor. Bu uyarıları yapıyorlardı ve insanlar korkuya kapılıyordu. İnsanlar hiçbir şekilde dışarı çıkmıyordu.”
‘Ben çok nadiren evden çıkıyorum’
Zehra, Daykundi kentinde kendi yaşadıklarını da şöyle anlattı: “Ben çok nadiren evden çıkıyorum. Bana anlatılanları duyduğumda, erkeklerin bile Emr-i Bil Maruf görevlileriyle karşılaşmak istemediğini görüyordum. Onların da koşulları zordu. Örneğin erkeklerin saçlarını istedikleri gibi kestirmelerine, sakallarını tıraş etmelerine izin verilmiyordu ve yerel kıyafetler giymek zorunda bırakılıyorlardı.
Pazarda herkes korkuyla kaçışıyor
Pazara gittiğimiz birkaç seferde hem kızların hem de erkeklerin kaçtığını gördüm. Bir gün pazara gitmiştik, erkekler her tarafa kaçışıyordu. İlk başta ne olduğunu anlamadım. Arkadaşıma, ‘Ne oluyor?’ diye sordum. Bana, ‘Sakalları olmadığı için kaçıyorlar. Bu nedenle onları cezaevine götürüp cezalandırmak istiyorlar’ dedi.”
Daykundi’den aktarılanlar, Taliban’ın kısıtlamalarının okul ve eğitim alanının çok ötesine geçerek kadınların hareket özgürlüğüne ve gündelik toplumsal yaşamdaki varlığına kadar uzandığını gösteriyor. Hizmet merkezlerine uzaklığın başlı başına bir engel olduğu bölgede, gözaltına alınma ve cezalandırılma korkusu kadınların zaten sınırlı olan kamusal alandaki hareket alanını daha da daraltıyor.