Sessizlik dayatması: Regl ağrısı

Regl ağrısını gizlemek zorunda kalan kadınlar, toplumsal tabular ve ataerkil baskılar nedeniyle hem işte hem evde sessizce acı çekiyor. Bu durum, kimi zaman sağlık sorunlarının geç fark edilmesine yol açıyor.

SARA POURKHEZARİ

Kirmanşan -  Dünyanın dört bir yanındaki kadınlar, yaşamlarının yaklaşık otuz yılı boyunca her ay regl oluyor. Tamamen biyolojik ve doğal bir süreç olan regl, insan bedeninin olağan işleyişinin bir parçası. Ancak doğal ve sıradan olması gereken bu süreç, birçok toplumda ataerkil yapılar ve köklü tabular nedeniyle kadınlar için zorlayıcı bir deneyime dönüşüyor. Kadınlar yalnızca regl döneminde yaşadıkları ağrı, hormonal değişimler ve fiziksel zorluklarla baş etmek zorunda kalmıyor; aynı zamanda tüm bunları çevrelerinden gizlemeleri bekleniyor. Sanki regl olmak utanılması, saklanması ve gündelik yaşamın içinde görünmez kılınması gereken bir durum gibi değerlendiriliyor.

 

‘Ağrılarım nedeniyle izin isteyince sorgulanıyorum’

İş yerinde regl dönemlerinde yaşadığı ağrı nedeniyle zorlandığını belirten Leyli K., “İş yerimdeki tek kadın benim. Bir keresinde çalışma saatleri içinde regl oldum ve tüm bedenimi bir ağrı sardı. Ağrı o kadar şiddetliydi ki sanki bedenim içeriden sıkıştırılıyordu. Ancak biraz rahatlamak için erkek olan hizmetliden bile şekerli çay istemeye cesaret edemedim. İzin almam da mümkün değildi, çünkü müdür her izin talebinde iki saat boyunca beni sorguya çekiyordu ve regl olduğumu söyleyemiyordum. Her ay aynı durumu yaşıyorum. Böyle bir durumda izin kullanmak ve ağrı çektiğimiz günlerde ağır işler yapmamak bizim hakkımız” dedi.

Ataerkillik yalnızca toplumun genel yapılarında ortaya çıkmıyor, kadınların gündelik yaşamlarının en küçük deneyimlerine dahi sızabiliyor. Birçok kadın regl döneminde ağrı ve yorgunluğun yanı sıra fiziksel durumuna ilişkin hiçbir belirti göstermemeye çalışıyor. Bazen dinlenmek ya da faaliyetlerini azaltmak bile onlar için kolay olmuyor; sanki ağrıya katlanmak günlük görevlerinin bir parçasıymış gibi. Ağrıyı gizleme ve faaliyetlere devam etme yönündeki bu baskı, birçok kadının karşı karşıya kaldığı bir deneyim.

‘Eşim iğne yapmamı yasakladı’

Setare S., regl dönemlerinin ilk yıllarından bu yana şiddetli ağrılar yaşadığını ve ağrıyı hafifletmek için ilaç ve iğne kullanmak zorunda kaldığını anlattı. Evlendikten sonra da ağrılarının devam ettiğini belirten Setare S., ancak bu kez fiziksel ağrının yanı sıra eşi ve kayınvalidesinin baskısıyla karşı karşıya kaldığını söyledi. Eşinin ağrılarını küçümsediğini, kayınvalidesinin ise geçmişte kadınların ağrıya  katlandığını söyleyerek kendisini suçladığını dile getiren Setare S., bu baskıların ardından eşinin iğne yaptırmasını yasakladığını ifade etti.

Setare S., sözlerinin devamında şu sözlere yer verdi:

“Eşim, ‘Sorunun olduğunu bilseydim seninle asla evlenmezdim’ diyordu. Kayınvalidem de her seferinde, ‘Bizim dönemimizde böyle şeyler yoktu, herkes ağrıya katlanıyordu. Senin ağrını bastırman yanlış ve ileride çocuk sahibi olamamana neden olur’ diyordu. Bu sözler eşimin iğne yaptırmamı yasaklamasına neden oldu, sanki bedenim ve çektiğim ağrı, başkalarının benim adıma karar verme hakkına sahip olduğu bir konuymuş gibi. Şimdi her ay bayılmanın eşiğine gelene kadar ağrı çekiyorum. Buna rağmen eşim aynı günlerde yemek yapmamı, ev işlerini yapmamı ve hatta misafir ağırlamayı da eksiksiz yerine getirmemi bekliyor. Sanki benim ağrım benim görevimmiş ve bedenimin bu acımasız görev döngüsünden bir an olsun çıkmaya hakkı yokmuş gibi.”

Yanlış kültürel inanışların birçoğunda regl ağrısı, doğal bir süreç olmak yerine kadının çektiği bir cezanın ya da ahlaki bir hatanın göstergesi olarak yorumlanıyor. Bu yanlış bakış açısı, kadınların destek almak yerine yargılama ve utançla karşı karşıya kalmasına neden oluyor. Evli olmayan kadınlar açısından bu baskı daha da ağırlaşıyor, çünkü bazı yanlış geleneklerde regl ağrısı biyolojik bir tepki yerine kızın cinsel arzularının göstergesi olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle aile tarafından bu ağrının sürekli bastırılması gerektiği düşünülüyor. Böyle bir yaklaşım yalnızca bilim dışı olmakla kalmıyor, aynı zamanda bedenin doğal deneyimini ahlaki yargı alanına dönüştürüyor ve genç kadınlar için son derece yıpratıcı olabiliyor. Onları sürekli yargılanma ve ruhsal baskının dayatıldığı bir döngünün içine sokabiliyor.

‘Yıllardır kadın bedeninin üzerinde gölge oluşturan tabunun bir göstergesi’

Konuyla ilgili ajansımıza değerlendirmelerde bulunan Kirmanşan’da kadın doğum uzmanı Elahe R., şu sözlere dikkat çekti:

“Şiddetli regl ağrısından şikayet eden ergen ya da genç kızların annelerinin ilk tepkisinin, ‘Bekar bir kız nasıl bu kadar ağrı çekebilir?’ olduğunu defalarca gördüm. Bu soru, tek başına yıllardır kadın bedeninin üzerinde gölge oluşturan tabunun bir göstergesi ve gerçek ağrıların göz ardı edilmesine neden oluyor. Birçok durumda, yumurtalıklarında ciddi kistler bulunan kızlar başvurdu; bu kistler, bedenlerindeki sürekli ve rahatsız edici ağrıların temel nedenlerinden biriydi. Ancak çevrelerindeki insanların yargılayıcı bakışları nedeniyle bu kızlar, birinin bedenleri ya da özel yaşamları hakkında yanlış bir düşünceye kapılmasından korkarak yıllarca ağrılarını bastırdı. Bu zorunlu sessizlik, hastalıkların geç teşhis edilmesine ve tedavi sürecinin daha zor hale gelmesine neden oldu. Regl ağrısı ahlaksızlığın göstergesi değildir ve gizlenmesi gereken bir şey de değildir; aksine dikkat, farkındalık ve toplumsal tabuların yıkılmasını gerektiren tıbbi bir meseledir.”