İran’da nüfus artışı politikası: Tarama azalıyor, risk büyüyor
İran’ın nüfus artırma politikaları, gebelik taramalarının ve kürtaj imkanlarının sınırlandırılması nedeniyle eleştiriliyor. Özellikle dezavantajlı bölgelerde bu durum, engelli ve özel ihtiyaçları bulunan çocukların doğumuna ilişkin kaygıları artırıyor.
SARA POURKHEZARİ
Kirmanşan — Farklı toplumlarda nüfusun yönetimi ve kontrolündeki temel ilkelerden biri, doğum ve ölüm oranları arasında denge oluşturmaktır. Bu dengenin bozulması, toplumu ani biçimde aşırı gençleşmeye ya da ciddi bir yaşlanmaya sürükleyebilir ve beraberinde geniş kapsamlı ekonomik, toplumsal ve hatta güvenlik sorunları getirebilir. Bu nedenle devletler, ekonomik koşullar ve nüfusun yaş yapısına göre, nüfus patlaması veya nüfus gerilemesini önlemek amacıyla doğurganlığı teşvik eden ya da sınırlandıran politikalar uygulamaktadır.
İran’ın demografik verileri, 1960’lardan 1990’lara kadar, özellikle İran’ın nüfus politikaları ve diğer toplumsal faktörler nedeniyle ülkenin çok hızlı bir nüfus artışı yaşadığını gösteriyor. Ancak son yıllarda benzeri görülmemiş enflasyon, yaşam maliyetlerindeki artış, ekonomik güvenliğin azalması ve yaşam tarzındaki değişimler, birçok ailenin önceki neslin aksine daha az çocuk sahibi olmaya veya hiç çocuk sahibi olmamaya yönelmesine neden oldu.
Doğum oranındaki düşüşe karşı hükümet, son beş yılda Genç Nüfus Planı adı verilen bir planı hazırlayıp uygulamaya koydu. Planın amacı gençleri evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya teşvik etmek. Hükümet bu hedef doğrultusunda araç kaydı, arazi tahsisi ve mali destekler gibi çeşitli teşvikler öngördü. İlk bakışta bunlar olağan destek politikaları gibi görünse de planın endişe verici maddelerinden biri, gebelik dönemindeki taramaların zorunlu olmaktan çıkarılarak isteğe bağlı hale getirilmesi. Bu değişiklik, tıbbi nedenlerle gebeliğin sonlandırılmasının yasal yolunu da fiilen sınırlandırdı. Hükümet bu değişikliği çeşitli gerekçelerle önemsiz göstermeye çalışsa da çok sayıda rapor, taramaların zorunlu olmaktan çıkarılmasının ardından, özellikle dezavantajlı bölgelerde yaşayan birçok kadının bu testleri gebelik sürecinden çıkardığını gösteriyor.
Kadınların yüzde 50’si tarama yaptırmıyor
Bunun sonucunda taramalara başvurulmasında ciddi bir düşüş yaşanırken, Down sendromu gibi kromozomal bozuklukların ve diğer genetik hastalıkların bulunduğu bebeklerin doğumunda artış görüldü. Yayımlanan verilere göre İran’ın yoksul eyaletlerinde hamile kadınların yaklaşık yüzde 50’si tarama yaptırmaktan vazgeçti. Bu durum, çeşitli hastalıklarla doğan çok sayıda bebeğin dünyaya gelmesine yol açabilecek bir sürecin başlangıcı olabilir.
Kirmanşan kentindeki Muhammed Kirmanşahi Hastanesi çalışanı Şirin M., konuyla ilgili şu ifadelerde bulundu:
“Çocuk sahibi olmaya yönelik geniş çaplı propaganda, gerçek ve kalıcı devlet desteği ile gerekli altyapı oluşturulmadan yürütüldüğü için, dezavantajlı ve kenar mahallelerde yaşayan birçok kadının devlet yardımlarından ve desteklerinden yararlanma umuduyla hamile kalmaya karar vermesine neden oldu. Oysa bu kadınların bir kısmı uygun gebelik yaşında değil ve hamilelik onlar açısından ciddi riskler taşıyabilir. Bu kadınların çoğu 35 yaşın üzerinde ve genellikle üçüncü veya dördüncü kez anne oluyor. Bildiğimiz gibi ileri yaşlarda gebelik, anne ve fetüs açısından bazı risklerin artmasına neden olabilir. Buna rağmen son yıllarda devletin taramaların yapılmasına yönelik zorunluluğu veya ciddi takibi azaltmasıyla birlikte, birçok kadın ekonomik, kültürel nedenlerle veya yeterli bilgiye sahip olmaması nedeniyle bu kontrolleri yaptırmaktan vazgeçti.
Down sendromlu bebeklerin doğumunda artış yaşanıyor
Bunun sonucu ise bazı bebeklerin çeşitli sorun ve hastalıklarla dünyaya gelmesi. Bu sorunların bir kısmı daha iyi bakım, annenin yeterli beslenmesi ve koruyucu sağlık hizmetlerine erişimle azaltılabilir. Mutazedi Hastanesi’nin NICU bölümünde her gün fiziksel bozukluklar veya gelişimsel sorunlarla dünyaya gelen bebeklerle karşılaşıyoruz. Birçok vakada yoksulluk, annenin yetersiz beslenmesi, riskli yaşlarda gebelik ve yeterli bakımın bulunmaması bu koşulların oluşmasında önemli rol oynuyor.”
Yayımlanan istatistik ve bilgilere göre Genç Nüfus Planı’nın uygulanmasından bu yana Down sendromlu bebeklerin doğumunda artış yaşandı ve bazı raporlar bu artışın yaklaşık 2,5 katına ulaştığını tahmin ediyor. Bu alanda öne çıkan önemli nedenlerden biri, fetüsün genetik bozukluklara veya ciddi sağlık sorunlarına sahip olma ihtimali bulunan durumlarda dahi gebeliğin sonlandırılması imkânının sınırlandırılması. Uygulamada daha katı yasa ve prosedürler, tıbbi nedenlerle gebeliğin sonlandırılması için izin alınmasını yalnızca belirli ve karmaşık koşullarda mümkün hale getirdi. Bu durum da söz konusu artışta rol oynayabilir.
Bu çerçevede İran İslami Şura Meclisi Nüfus ve Aile Komitesi Başkanı Emir Hüseyin Bankipur, Genç Nüfus Planı’nın uygulanmaya başlamasından bu yana üçüncü çocuk doğumlarının yüzde 65 arttığını, gebeliklerin sonlandırılma oranının ise yaklaşık yüzde 52 azaldığını açıkladı. Bu rakamlar, zor ekonomik koşullarla birlikte şu soruyu gündeme getiriyor: Doğum oranındaki bu artışın bir bölümü, özellikle dezavantajlı ailelerde, ekonomik teşviklerin ve devlet desteği alma umudunun etkisiyle mi gerçekleşti? Başka bir ifadeyle, bazı aileler ağır ekonomik koşullar altında, çocuklarının sağlığını ve geleceğini güvence altına alacak yeterli imkana sahip olmadan daha fazla çocuk sahibi olmaya yönlendirilmiş olabilir.
Öte yandan tıbbi nedenlerle gebeliğin sonlandırılması imkanının sınırlandırılması, etkili tarama ve uzman danışmanlığına erişimin azalması; fiziksel, zihinsel engelleri veya özel ihtiyaçları bulunan daha fazla bebeğin dünyaya gelmesine yol açabilir. Bu yalnızca bireysel veya ailevi bir mesele değil, giderek geniş kapsamlı bir toplumsal soruna dönüşüyor. Çünkü özel ihtiyaçları bulunan nüfusun artışıyla karşı karşıya kalan bir toplumun aynı zamanda buna uygun sağlık, rehabilitasyon, eğitim, refah ve kültürel altyapıyı da oluşturması gerekiyor.
‘Kamusal alan engelli bireylerin varlığına uygun tasarlanmamış’
Sosyal Refah Kurumu ile gönüllü olarak çalışan Tûbî Y., “Kesinlikle söyleyebilirim ki toplumun kamusal alanı engelli bireylerin varlığına hiçbir şekilde uygun şekilde tasarlanmamış. Daha açık ifade etmek gerekirse, onların kentsel alanlarda bağımsız biçimde yaşamalarını sağlayacak gerekli altyapı bulunmuyor ve ihtiyaçlarına uygun imkanlar da yeterince sağlanmıyor. Bu insanların büyük bir bölümü için ne uygun istihdam olanakları ne kapsayıcı ve standart eğitim ortamları ne de kabul edilebilir sosyal ve eğlence imkanları bulunuyor” dedi.
Sosyal Refah Kurumu’nun da engelliliğin türü ve derecesine bağlı olarak ayda yaklaşık 800 bin ila 3 milyon tümen arasında ödeme yaptığını aktaran Tûbî Y., “Bu miktar gerçek yaşam, tedavi, rehabilitasyon ve bakım maliyetleri göz önüne alındığında son derece yetersiz. Gerçek şu ki, etkili bir destek ve uygun altyapının bulunmadığı koşullarda engelli bir bireyin ailede bulunması, ailenin yaşamının tüm boyutlarını etkileyebilir. Öte yandan engelli bireyin kendisi de böyle bir ortamda geniş kapsamlı sınırlamalarla karşı karşıya kalıyor ve sosyal, eğitimsel ve mesleki birçok fırsattan fiilen mahrum kalabiliyor” ifadelerinde bulundu.
‘İran’daki imkanların yetersizliği engelli bireylerin yaşamlarını zorlayıcı hale getirdi’
İran’da engelli bireylerin yaşam koşullarına vurgu yapan Tûbî Y., “Gelişmiş ülkelerin birçoğunda olduğu gibi engelli bireyler için uygun kentsel imkanların eğitim, toplu taşıma, istihdam olanakları ve destek hizmetleri sağlansaydı, onların yaşam kalitesini diğer yurttaşlara büyük ölçüde yaklaştırmak mümkün olurdu. Ancak İran’da imkanların yetersizliği ve kapsayıcı ve destekleyici bir yaklaşımın bulunmaması, birçok engelli bireyin ve ailelerinin yaşam koşullarını kaygı verici, zor ve yıpratıcı hale getirdi” şeklinde konuştu.
Son yıllarda İran İslam Cumhuriyeti, çeşitli politikalar, propagandalar ve araçlar kullanarak aileleri kendi ifadesiyle çocuk sahibi olmaya teşvik etmeye çalışıyor, ancak birçok kişiye göre bu süreç pratikte daha çok bir baskı ve zorlama biçimine benziyor. Bu politikalar çoğu zaman ailelerin yaşam kalitesi, ekonomik durumları, sağlık ve destek imkânları ve gelecekte doğacak çocukların yaşam koşulları yeterince dikkate alınmadan yürütüldü. Hatta bazı durumlarda engelli bir çocuğun dünyaya gelme ihtimali bulunduğunda veya aileler bu konuda ciddi kaygılar yaşadığında dahi aynı yaklaşım sürdürüldü.
Engelli bireylere gereken desteğin sağlanması ve alt yapının oluşturulması
2023 yılında İran İslam Cumhuriyeti’ne bağlı bir televizyon programında düzenlenen yarışmada yöneltilen bir soru büyük tartışmalara yol açtı. Programda katılımcılara, çocuksuz olmak ile engelli bir çocuğa sahip olmak arasında hangisini tercih edecekleri soruldu. Böyle bir soru, duygusal ve toplumsal tepkilerin yanı sıra kavramsal açıdan da sorunluydu. Çünkü izleyiciye bir anlamda, her koşulda çocuk sahibi olmanın mutlak ve çocuk sahibi olmamaktan daha üstün bir değer olduğu mesajını veriyordu. Bu süreçte engelli çocuğun yaşamı, çektiği acılar, ihtiyaçları ve hakları ideolojik bir mesajın hizmetinde araçsallaştırılmış oluyordu.
Genel olarak son yıllardaki nüfus artırma politikalarının, ailelere ve engelli bireylere destek sağlamak için gerekli altyapıyı oluşturmadan uygulanmasının kaygı verici sonuçlar doğurduğu söylenebilir. Birçok ailenin asgari düzeyde sağlık, eğitim, rehabilitasyon, istihdam ve sosyal destek imkanlarından dahi mahrum olduğu koşullarda, etkili bir planlama ve destek olmadan daha fazla engelli çocuğun doğması, yaşanan acı ve mahrumiyetin kapsamının genişlemesi anlamına geliyor. Bu açıdan bakıldığında, bu nüfusun bir bölümünün gerçek ve hak ettikleri desteği almadan, adı İran İslam Cumhuriyeti’nin çıkarları olan karanlık bir girdabın içine bırakıldığı söylenebilir.