Kirmanşan'ın tarihi mirası ihmalin gölgesinde yok oluyor
Kirmaşan'daki tarihi eserler, ihmal, tahribat ve hükümetin kültür politikaları nedeniyle her geçen gün daha fazla zarar görüyor. Tak-ı Gera, Anubanini Yazıtı ve bölgedeki tarihi miras, yetersiz koruma nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
SARPUR HAZERİ
Kirmanşan - Dünyanın en eski uygarlık merkezlerinden biri olan İran, binlerce tarihi esere ev sahipliği yapıyor. Savaşlara, depremlere ve doğal koşullara yüzyıllarca direnen bu mirasın önemli bir bölümü ise son kırk yılda ihmal, kötü yönetim ve hem resmi kurumların hem de bireylerin yol açtığı tahribat nedeniyle zarar gördü. Beş bin yıllık Anubanini Yazıtı da bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösteriliyor.

Tarihi yapılar tehlike altında
Mevcut verilere göre yazıtın yaklaşık yüzde 40'ı son kırk yılda tahrip oldu. Uzmanlara göre bu durum, kültürel mirasın korunmasındaki yönetsel ve siyasi ihmali ortaya koyuyor. Sorun yalnızca Anubanini Yazıtı ile sınırlı değil, Kirmanşan’daki çok sayıda tarihi eser de koruma programlarının yetersizliği, plansız kentleşme ve ilgili kurumların ilgisizliği nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
Yaklaşık bin 500 yıl önce, Kirmanşan eyaletine bağlı Serpol-i Zehab'da kimliği bilinmeyen, ancak usta bir mimar tarafından inşa edilen Tak-ı Gera, yüzyıllar boyunca doğanın yıpratıcı etkilerine, savaşlara, iklim değişikliğine ve zamanın tahribatına direnerek ayakta kaldı. Ancak yapının mimarı, bir gün bu görkemli eserin tarihi kimliğini yansıtan bir anıt olmaktan çıkıp, üzerine isim kazınan bir yüzeye dönüşeceğini muhtemelen hiç düşünmemişti. Eseri inşa eden usta ardında hiçbir imza bırakmazken, günümüzde bazı kişiler isimlerini yapının taşlarına kazıyarak kalıcı olabileceklerini sanıyor.

Anubanini Kaya Kabartması ile Derun Dehl bölgesindeki kabartmalar zarar gördü
Arkeoloji yüksek lisans öğrencisi Meryem K., Kirmanşan’ın sahip olduğu tarihi eser yoğunluğu nedeniyle İran'ın en önemli kültürel bölgelerinden biri olduğunu, ancak buna rağmen en az korunan bölgeler arasında yer aldığını söyledi. Meryem K., "Son yıllarda Anubanini Kaya Kabartması ile Selas Babacani'nin Derun Dehl bölgesindeki binlerce yıllık kaya kabartmaları başta olmak üzere birçok eser onarılması mümkün olmayan zararlar gördü. Bu tahribat, hükümetin tarihi mirası koruma konusundaki yapısal ihmaliyle doğrudan bağlantılı. Ancak sorun yalnızca bu eserlerle sınırlı değil. İran İslam Cumhuriyeti döneminde birçok tarihi yapı asli işlevini kaybederek tarihi değeriyle bağdaşmayan alanlara dönüştürüldü. Mahideşt Kervansarayı bunun en somut örneklerinden biri. Devlet yapının restore edildiğini iddia etse de bugün burası bağımlı ve sosyal açıdan dezavantajlı kişilerin toplandığı bir mekan haline gelmiş durumda. Böylece yapı hem koruma hem de kültürel kullanım işlevini fiilen yitirmiş bulunuyor" dedi.

Hükümetin çalışmaları zarar veriyor
Kirmanşan’daki tarihi eserlerin zarar görmesinin başlıca nedenlerinden biri de koruma alanlarının dikkate alınmaması olarak gösteriliyor. Son yıllarda sahadan elde edilen bulgular ve yerel raporlara göre hükümet, bu alanlarda yürüttüğü kazı çalışmaları, yol yapımı ve ağır yapı projeleriyle tarihi mirasa doğrudan zarar verdi. Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, Anubanini Yazıtı'nın yalnızca birkaç metre yakınına bir okul inşa edilmesi oldu. Uzmanlara göre bu durum, plansız kararların kültürel peyzajı bozduğunu ve binlerce yıllık eserleri her geçen gün yok oluşa biraz daha yaklaştırdığını.

‘Eserler devlet kontrolündeyken tahrip edildi’
Meryem K., tarih alanında çalışan birçok araştırmacı ve sivil girişimin, yeni bir tarihi eser keşfedildiğinde bunu resmi makamlardan gizlemeyi tercih ettiğini kaydetti. Meryem K., buna örnek olarak 2018 yılında Kirmanşan'ın Selas Babacani bölgesinde ortaya çıkarılan değerli bir kaya kabartmasını gösterdi. Meryem K., "Bu eserin keşfi kamuoyuna duyurulduktan kısa süre sonra kaya kabartması kasten tahrip edildi ve geri dönüşü olmayan büyük zarar gördü. Hükümete bağlı medya, tahribatın kimliği belirsiz kişiler tarafından gerçekleştirildiğini öne sürdü. Ancak bölge halkı bu açıklamaya inanmıyor. Çünkü bu kaya kabartması yıllardır yöre halkı tarafından biliniyordu ve bugüne kadar hiçbir zarar görmemişti. Keşfin duyurulmasının ardından eser tamamen devlet kontrolüne alındı ve kimsenin yaklaşmasına izin verilmedi. Buna rağmen tam da bu süreçten sonra tahrip edildi. Bu çelişki, resmi açıklamaların gerçeği yansıtmadığını gösteriyor. Eser tamamen devlet denetimindeyken zarar gördüğüne göre, resmi kurumların bu olaydaki rolüne ilişkin ciddi şüpheler bulunuyor" ifadelerinde bulundu.
Kirmanşan eyaletinde 4 binden fazla tescilli tarihi eser bulunuyor. Ancak kültürel ve tarihi önemlerine rağmen bu eserlerin büyük bölümü yeterince korunmuyor. Bütçe yetersizliği, denetim eksikliği ve bilimsel olmayan restorasyon uygulamaları, birçok tarihi yapının korunması yerine daha fazla zarar görmesine neden oluyor. Öte yandan tarihi eser parçalarının kaçırılarak kaçak yollarla satılması da bölgenin kültürel mirasını tehdit eden başlıca sorunlardan biri olarak öne çıkıyor.
‘Tarihi eserler organize bir şekilde satılıyor’
Tarihi eserlerin yok edilmesinin yalnızca son yıllardaki yanlış restorasyonlarla sınırlı olmadığını aktaran Meryem K., sözlerine şöyle devam etti:
"İran'daki kültürel mirasın en önemli tehditlerinden biri tarihi eserlerin organize biçimde satılmasıdır. Bu süreç son yıllarda hız kazansa da kökleri İran İslam Cumhuriyeti öncesine uzanıyor. Pehlevi döneminde çok sayıda tarihi eser zarar gördü, önemli bir bölümü de gizli anlaşmalar ve devlet destekli kaçakçılık yoluyla ülke dışına çıkarıldı. Bugün dünyanın büyük müzelerinde ve özel koleksiyonlarında bulunan pek çok İran eseri, o dönemde 'bilimsel inceleme', 'uluslararası uzmanlık çalışması' ya da 'ortak kazı' gibi gerekçelerle ülke dışına götürüldü. Bu kadar değerli eserlerin dönemin yönetiminin bilgisi olmadan çıkarılması fiilen mümkün değildi. Ancak bu uygulamalar yalnızca tek bir döneme ait değil. İran'ın kültürel mirası hem Pehlevi döneminde hem de İran İslam Cumhuriyeti döneminde farklı yöntemlerle sistematik biçimde tahrip edildi. Bugün değişen tek şey, bu yıkıcı politikanın bir yönetimden diğerine devredilmiş olmasıdır."
Meryem K.’nin değerlendirmelerine göre Pehlevi döneminde tarihi eserlerin önemli bir kısmı organize satışlar yoluyla ülke dışına çıkarılırken, İran İslam Cumhuriyeti döneminde buna ek olarak taşınması mümkün olmayan eserlerin doğrudan tahrip edildiği görülüyor. Bu yaklaşımın yalnızca idari bir tercih değil, ideolojik bir anlayışın sonucu olduğu ortaya çıkıyor. Örnek olarak, 2015 yılında IŞİD, antik Hatra kentini tahrip ederken, özellikle kadın heykellerini hedef aldı. Kirmanşan’daki Taq-e Bostan kaya kabartmalarında da kadın figürlerinin yüzleri tahrip edildi. Tahribatın failleri kesin olarak bilinmese de, kadın figürlerinin hedef alınmasının benzer ideolojik yaklaşımlara işaret ediyor.
Otoriter yönetimler tarih karşısında genellikle iki farklı yol izliyor. Bir kısmı geçmişi öne çıkararak kendi meşruiyetini güçlendirmeye çalışırken, bir kısmı ise kendi öncesindeki tarihi silikleştirerek yeni bir resmi tarih inşa ediyor. Pehlevi yönetimi antik İran tarihini ön plana çıkarırken, İran İslam Cumhuriyeti resmi tarih anlatısını 1979 Devrimi sonrasından başlatıyor. Her iki yaklaşımın da ilk hedefi, resmi anlatıyla örtüşmeyen tarihi miras oluyor.
Ancak ne askeri güç ne de siyasi iktidarlar tarihi bütünüyle silebiliyor. Bazen dağın yamacındaki bir kaya yazıtı ya da bir kabartma, geçmişi yeniden gün yüzüne çıkarabiliyor. Sansüre ve siyasi müdahalelere rağmen tarihi eserler geçmişe tanıklık etmeyi sürdürüyor. Tarih zaman zaman gizlenmeye çalışılsa da sonunda gelecek kuşaklara ulaşmanın bir yolunu buluyor.