Gazze’de kadınlar için tiyatro psikolojik bir can simidi oldu
Buzûr Derneği, Filistin’deki kadınlara güvenli bir alan sunuyor. Sanat artık bir lüks değil; nefes almanın, travmaları azaltmanın ve kayıp, acı, baskı ile yaşanan tüm deneyimler arasında hayatı yeniden anlamlandırmanın ilk dili haline geldi.
RAFIF ESLEEM
Filistin- Buzûr Tiyatro Kültür ve Sanat Derneği, Filistin’e yönelik saldırılar boyunca kadınlara tiyatro sahnesi aracılığıyla psikolojik destek sundu. Kadınların hikayelerini sahne gösterilerine dönüştüren dernek, onların psikolojik açıdan güçlenmesine yardımcı oldu. Dernek, bu gösterilerin ardından kadınların yaşadığı acıları sanat yoluyla belgelemek amacıyla “Filtresiz Kadınlar” başlıklı bir belgesel film yayımladı. Dernek, kadınların hikayelerinin unutulmaması ve Gazze’de yaşananların dünyaya duyurulması gerektiğine dikkat çekiyor.
‘Sanat nefes almanın dili’
Buzûr Tiyatro Kültür ve Sanat Derneği İcra Direktörü, yazar ve yönetmen Wisam El-Deyravi, soykırım öncesinde tiyatronun sanatsal bir etkinlik ve yaratıcı ifade alanı olarak görüldüğünü, ancak bugün bu anlayışın değiştiğini belirtti. Wisam El-Deyravi, “Tiyatro artık psikolojik ve toplumsal bir can simidine dönüştü. Sanat artık bir lüks değil, nefes almanın, travmaları azaltmanın ve üç yıl boyunca yaşadığımız kayıp, acı, baskı ve tüm deneyimler arasında hayatı yeniden anlamlandırmanın ilk dili haline geldi” dedi.
‘Kadınların hikayeleri gün yüzüne çıkıyor’
Tiyatronun geleneksel bir gösteri alanı olmaktan çıkarak ihtiyaca göre farklı yerlere taşınabilen açık bir mekana dönüştüğünü kaydeden Wisam El-Deyravi, “Savaştan önce kadınlar gösterileri izlemek ya da katılmak için kendileri geliyordu. Ancak bugün durum değişti. Artık kadınların içlerinde birikenleri dışa vurmaları ve içlerinde kalan hikayeleri anlatmaları için onların yanına giden biz oluyoruz. Özellikle yerinden edilenlerin bulunduğu bölgelerde, çadırların arasında oluşturulan güvenli alanlarda bu hikayeler gün yüzüne çıkabiliyor” ifadelerinde bulundu.
‘Kadınların yaşamlarını değiştirmeye çalışıyoruz’
Buzûr Derneği’nin günlerinin büyük bölümünü su ve yemek kuyruklarında geçiren kadınların günlük yaşamlarını değiştirmeye çalıştığını dile getiren Wisam El-Deyravi, sözlerine şöyle devam etti:
“Kadınlara onların da bir hayatı olduğunu, hikayelerini anlatarak ve tiyatro sahnesinde yer alarak bu hayatı yaşayabileceklerini hatırlatıyoruz. Kendilerine güven duymalarını ve bir gün gurur duyacakları güzel işler ortaya koyabileceklerini görmelerini sağlıyoruz. Kadınların hikayeleri yalnızca haber bültenlerinde anlatılmamalı, Gazze’deki kadınların direnişini ve yaratıcılığını anlatmak için sanat da kullanılmalı. Kadınlar, ailelerinin yaşamını yönetme konusunda benzersiz bir örnek oluşturdu. Gündelik yaşamın içinden doğan onlarca gösteri hazırladık. Bunlar arasında ‘Yarım Kalan Hayaller’ ve ‘Sessizliğin Gürültüsü’ de vardı. Kadınların özgürce kendilerini ifade etmelerine odaklanan drama oturumları düzenledik. Bu oturumlarda kadınların yine kadınlar için hazırladığı tiyatro gösterilerinde yerinden edilme, kıtlık, kuzeyden güneye uzanan yol ve hafızalarda kalan tüm anılar anlatıldı.”
Kadınlar birbirine destek oluyor
Kadınlara yönelik “Barometre” adlı psikolojik destek oturumlarının neler sunabileceği konusunda başlangıçta belirsizlik yaşanmasına rağmen sonuçların etkileyici olduğunu kaydeden Wisam El-Deyravi, kadınların aynı oturumda bazen ağladıklarını, bazen de güldüklerini ve içinde bulundukları durum hakkında birbirleriyle şakalaştıklarını dile getirdi. Bunun olumsuz duyguların dışarı çıkmaya başladığını gösterdiğini ifade eden Wisam El-Deyravi, özellikle oturumlar sırasında kadınların birbirlerine destek olduklarını belirterek, yapılan konuşmaların, senaryo yazarlarının yazamadığı şeyleri ortaya çıkardığına dikkat çekti.
Sanatla terapi
Buzûr Tiyatro Derneği’nin, uzuvlarını kaybetmiş kadınlar üzerinden sanatla terapi yöntemini kullanan ilk kuruluş olduğunun altını çizen Wisam El-Deyravi, derneğin savaştan önce de birçok gösteri sunduğunu ifade etti. Wisam El-Deyravi, temel amaçlarının kadınların ruh sağlığını iyileştirmek ve gösteriler hazırlamak olduğunu ifade ederek, biçimlendirici drama, uzman rolü, hikaye anlatıcılığı, müzik, Filistin halk şarkıları ve halk deyişleri gibi drama etkinliklerine ilişkin çeşitli teknik ve araçları bir araya getirdiklerini söyledi.
Gazze’deki kadınların deneyimleri aktarıldı
Saldırıların ardından yeni bir deneyim yaşamak istediğini sözlerine ekleyen Wisam El-Deyravi, Filistinli yönetmen Menal Berakat ile birlikte ilk belgesel filmlerini hazırladıklarını ifade ederek, “‘Filtresiz Kadınlar’ filmiyle Gazze’deki kadınların savaş, yerinden edilme, açlık, kayıp ve korku deneyimlerini sinematografik bir anlatımla dünyaya aktardık. Dünyaya, Gazze’deki kadınların insanca bir yaşam sürme hakkına sahip olduğunu anlatmak istedik. Kadınlar direniyor, güçlüler ve yoktan her şeyi var edebiliyorlar. Ancak bu, yaşamlarını bu şekilde sürdürmek zorunda oldukları anlamına gelmiyor” ifadelerinde bulundu.
Film kadınların yoğun ilgisini çekti
Belgesel filmin orta bölgedeki illerde gösterildiğini ve özellikle kadınlardan yoğun ilgi gördüğüne vurgu yapan Wisam El-Deyravi, şöyle konuştu:
“Kadınlar, acılarını ve yaşadıkları zorlukları sanat aracılığıyla görünür kılmayı sevdi. Çünkü sanat, yaşadıklarını ve hissettiklerini aktarmanın en yakın yolu. Kadınların bugün tiyatroya her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Tiyatro, sürekli fedakarlık yapan kişi rolünden uzaklaşabilecekleri, kendilerini yeniden bulabilecekleri ve destek alabilecekleri güvenli bir alan sunuyor. Buzûr Derneği olarak biz de bunu yapıyoruz. Kültürel kurumların eksik olduğu Deyr El-Belah kentinde, ‘İnsanlar Arasında Komşuluk’ adıyla açmaya hazırlandığımız mekan aracılığıyla kadınlara böyle bir alan sunmayı amaçlıyoruz.”
‘Çalışan ekip de aynı acılardan etkileniyor’
Wisam El-Deyravi, diğer kültür kurumları gibi kendilerinin de çeşitli zorluklarla karşı karşıya olduğunu dile getirdi. Bunlar arasında finansman yetersizliği, kadınlar ve çocuklarla çalışırken en sınırlı imkanlarla yetinmek zorunda kalmaları ve gerçek bir tiyatro salonunun bulunmaması yer alıyor. İnsanların gerçek bir tiyatro sahnesinde durmasının onlara daha fazla özgüven kazandırdığını söyleyen Wisam El-Deyravi, sahada çalışan ekibin özellikle kadınlarla yürüttüğü çalışmalar sırasında psikolojik olarak da yorulduğunu ifade etti. Ekip üyelerinin de aynı baskı ve acıları yaşadığını, buna ek olarak ağır bir yük taşıdıklarını kaydeden Wisam El-Deyravi, istikrarsız bir ortamda çalışmanın psikolojik açıdan güç gerektirdiğini anlattı.