Avukat Rufind Xelef: Yasaların hazırlanmasında kadınların söz ve karar gücü olmalı
Suriye’de zorla evlendirme, zorla gebelik ve cinsel şiddetin yasalarla yeterince karşılık bulmadığına dikkat çeken Avukat Rufind Xelef, “Yasaların hazırlanmasında kadınların söz ve karar gücüne ihtiyaç var” dedi.
SORGUL ŞÊXO
Qamişlo – Suriye’de zorla evlendirme, zorla gebelik ve cinsel şiddet, kadınların temel haklarını ihlal eden başlıca sorunlar arasında yer almaya devam ediyor. Uluslararası hukukta ağır insan hakları ihlalleri kapsamında değerlendirilen bu fiillere karşı etkili önleme ve koruma mekanizmalarının yetersizliği ise kadınları şiddet karşısında savunmasız bırakıyor.
Savaşın yarattığı toplumsal ve ekonomik koşulların yanı sıra mevcut yasalar, ataerkil toplumsal yapı ve adalete erişimde yaşanan sorunlar da kadınlara yönelik hak ihlallerinin sürmesine zemin hazırlıyor. Özellikle zorla evlendirme, zorla gebelik ve cinsel şiddet konusunda kadınları koruyacak etkili yasal düzenlemelerin gerekliliği önemini koruyor.
Rojava Kürdistanı’nın Qamişlo kentinden Avukat Rufind Xelef, Suriye’de kadınların karşı karşıya kaldığı bu sorunların hukuki ve toplumsal boyutlarını, mevcut yasaların eksikliklerini ve çözüm için atılması gereken adımları değerlendirdi.
*Zorla doğum, zorla evlendirme ve cinsel şiddet sorunları Suriye’de hala çözüme kavuşturulmadı. Bu sorunlar neden çözülemiyor ve kadınlar bugün hangi engellerle karşı karşıya?
Bu sorunlar birbirinden bağımsız değil. Zorla evlendirme, cinsel şiddet, zorla gebelik ve bunların beraberinde getirdiği benzer suçların tümü birbiriyle bağlantılı. Burada üç faktör var: Birincisi yasalar, ikincisi toplumsal kültür, üçüncüsü ise adalete erişim ile mahkemeler ve hükümete bağlı idari kurumların sunduğu hizmetler.
Bunun birçok nedeni var ancak temel mesele yasalardır. Bu sorunlar yasalar yoluyla ele alındıktan sonraki adım, kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizliği besleyen toplumsal kültürün ve kadınlara karşı bu tür suçlar işlendiğinde ortaya çıkan küçümseyici yaklaşımın değiştirilmesidir. Çünkü bu suçlar işlendiğinde kadınlar yalnızca hedef değil, aynı zamanda suçluymuş gibi görülüyor. Suç, kadının hiçbir iradesi ya da rızası olmadan işlenmiş olsa dahi yine kadın cezalandırılıyor.
Mevcut yasalar evlilik içi cinsel saldırıyı suç olarak görmüyor. Oysa kadın cinsel ilişkiye rıza göstermeyebilir. Yasa, failin evlilik teklif ederek cezadan kurtulmasına imkân tanıyorsa, kadın neden onunla evlenmeye mecbur bırakılıyor? Bu suçların yeniden tanımlanması ve yeni çözüm yollarının geliştirilmesi son derece önemlidir.
*Kadın neden kendisine tecavüz eden kişiyle evlenmek zorunda?
Bir kadın cinsel saldırıya ya da tecavüze uğradığında, faille evlenip evlenmemesine bakılmaksızın failin cezalandırılmasını talep etme hakkı korunmalıdır. Böyle durumlarda kadın toplumsal baskıyla karşı karşıya kalıyor. İtibarını korumak için faille evlenmek zorunda bırakılıyor. Bu, kabul edilemez bir insanlık adaletsizliğidir. Bir kadın, kendisiyle ilk karşılaşmasında ona cinsel saldırıda bulunan bir erkekle nasıl evlenebilir? Böyle biriyle ortak bir yaşamı nasıl hayal edebilir?
Diğer etkenleri de unutmamalıyız. Yoksulluk, ekonomik bağımsızlığın olmaması, kaos, savaş ve göç nedeniyle birçok aile kendisini bu koşulların hedefi olarak buluyor ve yalnızca hayatta kalabilmek için bu suçlara katlanmak zorunda kalıyor.
*Bu sorunlar Ortadoğu toplumlarında neden giderek artıyor, temel neden ve etkenler nelerdir?
Ortadoğu toplumlarında bu suçlar; egemen rejimlerin yarattığı çok sayıda savaş ve kaosun yanı sıra kadınların bağımsız statüsünün kabul edilmemesi nedeniyle artıyor. Bu suçların temel nedenlerinden biri toplumsal kültürdür. Bu nedenle kadınlara yönelik eski ve kökleşmiş kültürel yaklaşımların değiştirilmesine odaklanmamız gerekiyor.
Evlilik bir aile kurumudur. Aile kültürünün ve ailelerin kadınlara nasıl yaklaştığının anlaşılması son derece önemli. Peki neden kadınlarla erkekler arasında, özellikle velayet, miras ve kişisel statüye ilişkin birçok konuda ayrımcılık var? Bunların tümü toplumsal kültürle ve bireyin Ortadoğu toplumlarında içinde yaşadığı koşullarla bağlantılıdır.
*Mahkemede resmi olarak kaydedilmeyen, yalnızca dini/gayriresmi bir sözleşmeye dayanan evlilikler neden bu kadar yaygınlaştı? Boşanma ya da erkeğin ölümü durumunda kadınları yasal haklarından mahrum bırakan bu sorunun çözümü nedir?
Son dönemde mahkemede resmi kaydı bulunmayan evlilikler yaygınlaştı. Bunun nedenlerinden biri, bu evliliklerin devlet kurumlarında kaydedilememesidir. Özerk Yönetim ile hükümet arasındaki kriz nedeniyle bu kurumlar işlevsiz hale geldi. Kurumların kapanması durumu daha da ağırlaştırdı. Resmi kayıt bulunmamasının yarattığı velayet hakkının kaybedilmesi ve gerekli belgelerin alınamaması gibi sorunların bir diğer nedeni de hukuki farkındalığın yetersiz olmasıdır.
Maddi güçlükler, yasal prosedürlerin etkisizliği ve evliliklerin kayıt altına alınmamasının doğuracağı sonuçlara ilişkin farkındalık eksikliği de diğer etkenler arasında yer alıyor. Bu risklere ilişkin farkındalığın artırılması ve evliliklerini kayıt altına almanın masraflarını karşılayamayan, korumasız durumdaki kadınlara hukuki destek sağlanması gerekiyor.
Bunun yanı sıra yasal prosedürler kolaylaştırılmalı ve farkındalık merkezleri kurulmalı. Kadınlara, evliliklerini yasal olarak kayıt altına aldırma haklarının önemi konusunda eğitim verilmelidir.
*Zorla ve sürekli doğum nedeniyle birçok kadın, aile içindeki konumunu güçlendirmek amacıyla çocuk, özellikle de erkek çocuk sahibi olmaları yönünde toplumsal ve ailevi baskı altında kalıyor. Kadınların fiziksel ve ruhsal sağlıkları göz ardı ediliyor. Bu sorun nereye doğru gidiyor? Kadınlar kendilerini bu tür baskılardan nasıl koruyabilir?
Bu durum, ataerkil iktidardan ve aile soyunun ve mirasının korunması gerektiği anlayışından kaynaklanıyor. Bu anlayış, kadınları küçümseyen bir bakış açısını da beraberinde getiriyor. Yasalar kürtajı da suç sayarak kadınları çocuk sahibi olup olmama konusunda karar verme hakkından mahrum bırakıyor. Yasa kürtajı suç saydığında, bu toplumsal meselede erkeklerin yanında konumlanmış oluyor.
Biz kadınlar, ataerkil kültürü kadınların hakları üzerinde dayatan baskıcı yasaların değiştirilmesi için mücadele etmeliyiz. Yasalar bu uygulamaları suç olarak ele almadığında ataerkil kültür daha da güçleniyor. Erkek yalnızca erkek çocuk sahibi olmak için evliliğin kutsallığını ihlal ediyor; eşitlik, saygı ve karşılıklı güven üzerine kurulması gereken ortak yaşamın temelini ortadan kaldırıyor. Eş, bu ilişkinin tamamını kendi isteklerine ve aile ile toplum içindeki statüsünü yükseltmeye hizmet eder hale getiriyor.
*Bu dönemde Suriye’de özellikle kadınlara ve kız çocuklarına yönelik cinsel şiddet arttı. Kadınlar ve kız çocukları savaş nedeniyle yeterince acı çekmemiş gibi şimdi de her türlü şiddetle karşı karşıya kalıyor. Onları koruyacak hangi yasal yollar var?
Sosyal medya, ekonomik krizler, yoksulluk, göç, kaos, yasaların ve adli kurumların olmaması, savaşın yaşandığı birçok bölgede meydana gelen demografik değişimler, insanların komşularını tanımaması ve ahlaki değerlerin aşınması bu suçların yaygınlaşmasında önemli rol oynadı.
Ailelerin parçalanması, çocukların annelerinden bile önce hedef haline gelmesine neden oldu. Bu nedenle bu sorunun ve suçların çözümü bir ya da iki yasa maddesiyle sağlanamaz. Öncelikle toplumsal zihniyetin değiştirilmesiyle başlanmalı, ardından örf ve gelenekler dönüştürülmeli ve son olarak yasaların kendisi değiştirilmelidir. Bu reformlar, kadınlara ve çocuklara yönelik ihlalleri ağır biçimde cezalandıran yasaları da kapsamalı; böylece ihlallerle mücadele edilmeli ve kadınların hakları korunmalıdır.
Şiddete ve istismara maruz kalan kadınlar için sığınma evlerinin kurulması, hukuki destek ve psikolojik danışmanlık sağlanması çok önemli. Kadınların kendilerine karşı işlenen suçların hedefi olduklarını, suçlu olmadıklarını bilmeleri gerekiyor. Haklarını hukuk yoluyla geri kazanabileceklerini ve faillerin cezalandırılmasını talep etme haklarının bulunduğunu bilmeliler.
Aile ve toplum, kadınların mağduru oldukları bir suç nedeniyle onlara karşı kullanılan bir silaha dönüşmemeli; aksine kadınlar için bir destek kaynağı olmalıdır.
*Suriye’de yasalar kadınları korudu mu ve bugün koruyabilir mi? Yasalar kadınları korumuyorsa kadınlar kime başvurabilir?
Yasalar hazırlanırken kadınların özgün ihtiyaçları dikkate alınmıyor. Kadınlarla erkekler arasında ayrım olduğunda hukuki bir çelişkiyle karşı karşıya kalıyoruz. Anayasa yurttaşların hak ve yükümlülükler bakımından eşit olduğunu söylüyor ancak yasaların ve suçlara ilişkin düzenlemelerin ayrıntılarına baktığımızda kadınların hakları konusunda ayrımcılık yapıldığını görüyoruz.
Yasalar; tecavüz ve cinsel saldırıya maruz kalan kadınlar açısından da mirasın paylaşılması ve evliliğin tanınması gibi konularda da kadınlara karşı adil olmadı. Burada hukuki bir devrime ve yasaların hazırlanmasında kadınların söz ve karar gücüne ihtiyaç var. Kadınların ruhunu hukuk sistemine yansıtacak bir kadın iradesi oluşturulmalıdır.