Suriye’de Kişisel Statü Yasası: Metin ile uygulama arasındaki boşluk

Suriye Kişisel Statü Yasası’ndaki değişikliklere rağmen kadınlar hala yasal metin ile uygulama arasındaki boşlukla karşı karşıya. Yargısal yorumlar kadınların mali ve ailevi haklarını etkilerken, çocukların korunmasına ilişkin soru işaretleri sürüyor.

RANİM HİLUF

Şam- Suriye’de ilk Kişisel Statü Yasası, 7 Eylül 1953 tarihinde 59 sayılı yasama kararnamesiyle çıkarıldı. Hükümleri İslam hukukundan alınan yasa, aile, evlilik ve boşanma davaları için temel bir başvuru kaynağı olarak kabul ediliyor. Yasa, üç aşamada çeşitli değişikliklerden geçti.

Yasadaki ilk değişiklik 1975 yılında 34 sayılı yasa ile yapıldı. Bu değişiklik evlilik yaşının yükseltilmesi, mehir konularının düzenlenmesi, erkeğin keyfi boşama hakkının sınırlandırılması ve “keyfi boşama tazminatı”nın kabul edilmesine odaklandı. Ayrıca annenin velayet hakları güçlendirildi.

İkinci değişiklik 2003 yılında, ardından üçüncü değişiklik ise 2010 yılında yapıldı. 2010 değişikliği, evliliğin tesciliyle ilgili toplumsal ve idari gelişmelere uygun ayrıntılı hükümleri ele aldı.

Ancak en önemli değişiklik 2019 yılında, sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü savunuculuk kampanyasının ardından gerçekleştirildi ve 60 madde değiştirildi. Öne çıkan değişiklikler arasında erkek ve kız çocukları için tam evlenme ehliyeti yaşının 18’e yükseltilmesi yer aldı. Daha önce küçük yaştaki çocukların çok erken yaşlarda evlenmesine izin veren istisnalar kaldırıldı. 15-18 yaş arasındaki durumlarda ise ergenlik ve buluğ şartı ile hakim izni getirildi. Ayrıca evlilik sözleşmesine eşlerden herhangi birinin lehine özel şartlar eklenmesine izin verildi. Bunlar arasında başka bir kadınla evlenmeme, kadının çalışma veya eğitimine devam etme özgürlüğü ya da boşama yetkisinin kadına verilmesi gibi şartlar bulunuyor.

Bazı kurallar değiştirildi

Yasa ayrıca babanın bulunmaması, ölümü veya ehliyetini kaybetmesi halinde anneye çocuğunun malı üzerinde velayet veya denetim hakkı tanıdı ve çocukların mali işlemlerine ilişkin bazı uygulamalarda anne ile babayı eşitledi. Kadının yargısal ayrılık talebinde bulunabileceği gerekçelerin genişletilmesi ve ailenin dağılmasını önlemek amacıyla tek taraflı iradi boşamaya ilişkin kuralların sıkılaştırılması da değişiklikler arasında yer aldı.

Kadın ve çocuk nafakasının ekonomik duruma ve yaşam koşullarına uygun şekilde yeniden değerlendirilmesi, kadın lehine keyfi boşama tazminatının artırılması talep edildi. Ayrıca soy bağının belirlenmesi veya reddedilmesinde DNA testi gibi modern bilimsel ve tıbbi yöntemlerin mahkeme kararıyla kullanılmasının önü açıldı. Ancak tüm bu değişikliklere rağmen yasanın hala yetersiz kaldığı ve kadınların karar aşamasında en zayıf halka olduğu belirtiliyor.

Konuyla ilgili ajansımıza değerlendirmelerde bulunan avukat Lema El-Cemel, Suriye Kişisel Statü Yasası’nda yapılan değişikliklerin niteliğinin anlaşılması konusunda bir sorun bulunduğunu belirterek, yasanın değiştirilmesini talep eden savunuculuk kampanyalarının çoğunlukla mevzuatın kaynağı olarak dini hükümlere odaklandığını, oysa temel sorunun metinlerden çok yargısal yorumlar ve hukuki uygulamalarda bulunduğunu ifade etti.

Lema El-Cemel, temel sorunların velayet, ispat, ayrılık, tahkim, tazminat, velayet hakkı, konut ve nafaka, uygulama mekanizmalarının yanı sıra sözleşmelerin hazırlanması ve yargısal işlemler gibi çeşitli konularla bağlantılı olduğunu kaydetti.

Çocukların velayetinde yasalar uygulanmıyor

Velayet hakkını örnek gösteren Lema El-Cemel, bunun hem kadın hem de çocuk açısından zarar doğurabilecek en önemli konulardan biri olduğunu değerlendirdi. Yasaların velayetin çocuğun üstün yararına göre belirlenmesini öngördüğünü belirten Lema El-Cemel, ancak uygulamada çoğu zaman yasal metnin kelimesi kelimesine uygulandığını söyledi. Lema El-Cemel, “Buna göre anne evli olmadığı sürece çocuğun velayeti annede kalırken, anne evlendiğinde velayet babaya geçiyor” dedi.

Lema El-Cemel, sözlerinin devamında şu hususlara dikkat çekti:

“Çocuğun üstün yararı nerede gözetiliyor? Çocuğa bakmak için en uygun taraf nasıl belirleniyor? Sırf annenin evlenmiş olması nedeniyle babanın daha uygun taraf olduğuna kim karar veriyor? Bu meselelerin çözümünde metinleri kelimesi kelimesine uygulamak yerine çocuğun yararı ve içinde bulunduğu gerçek koşullar esas alınmalı. Bu sorunun ne kadar ciddi olduğu, geçtiğimiz ağustos ayında Dera’da bir çocuğun babası tarafından katledilmesi olayında açıkça görüldü. Çocuklara yönelik bu tür suçların tekrarlanmasını önlemek için çocuğun korunmasını ve üstün yararının gözetilmesini güvence altına alan hızlı bir Kişisel Statü Yasası reformuna ihtiyaç var. Bu reform, İslam hukukunun ilkeleriyle uyumlu bir çerçevede gerçekleştirilmelidir.”

Evlilik sözleşmesindeki değişiklikler: Gerçek bir koruma sağlamıyor

2019 yılında Kişisel Statü Yasası’nda yapılan önemli değişikliklerden biri de evlilik sözleşmesine ilişkin düzenlemeler oldu. Son değişiklikle birlikte evlilik sözleşmesi kadınların korunması açısından önemli bir araca dönüştü ve kadınlara sözleşmeye çeşitli şartlar koyarak kendilerini koruma imkanı sağladı. Örneğin kadın sözleşmeye çalışmak ve eğitimine devam etmek istediğini, çok eşliliği kabul etmediğini veya kendisini boşama hakkına sahip olmak istediğini yazabiliyor. Ancak Lema El-Cemel’e göre mevcut haliyle yasal metin kadınlar için gerçek anlamda bir koruma aracı oluşturmuyor. Çünkü bu haklardan yararlanabilmek için yargı süreçlerine başvurmak ve hakları mahkemeler önünde kanıtlamak gerekiyor.

Lema El-Cemel, kadının evlilik sözleşmesine eşinin başka bir kadınla evlenmesini engelleyen bir şart koyabilmesine rağmen, bu şartın erkeğin yeniden evlenmesini doğrudan engelleyen etkili bir hukuki güvence sağlamadığını belirtti. Lema El-Cemel, mevcut uygulamada kadının kullanabileceği en önemli hakkın, bu durumda kendisini boşama talebinde bulunmak olduğunu ifade etti. Evlilik sözleşmesinde yer alan şartların yalnızca kağıt üzerinde kalmaması gerektiğini sözlerine ekleyen Lema El-Cemel, bu hakların erkek açısından açık ve bağlayıcı güvencelere dönüştürülmesi gerektiğini söyledi. Üzerinde uzlaşılan şart ve hakların doğrudan uygulanabilir olması gerektiğini vurgulayan Lema El-Cemel, bunların ihlal edilmesinin veya etrafından dolaşılmasının önüne geçilmesi gerektiğini ifade etti.

‘Açık ve net hukuki ölçütler bulunmuyor’

Kişisel Statü Yasası ile bağlantılı yargısal yorumlardaki bir başka sorunun da boşanma sonrasında kadının mali durumuyla ilgili olduğuna dikkat çeken Lema El-Cemel, “Dini hükümler kadının mehirinin tamamını almasını, velayetini üstlendiği çocukları için gerekli konutun sağlanmasını ve diğer mali haklarının güvence altına alınmasını öngörüyor. Ancak bu haklar mahkemelerde fiilen uygulanmıyor. Kadının mali konumunun güçlendirilmesi için makul bir nafaka verilmesi, çocukların yetiştirilmesi ve velayetinin sağlanması için bir konut temin edilmesi ve mehirini almasının güvence altına alınması gerekiyor. Kadın, yargısal ayrılık davalarında uğradığı zararı kanıtlamak zorunda kalıyor. Buradaki sorun ise zararın ne olduğunun ve nasıl kanıtlanacağının belirlenmesine ilişkin açık ve net hukuki ölçütlerin bulunmaması. Açık kurallar zararın niteliğini belirlemiyorsa kadın zarar gördüğünü nasıl kanıtlayabilir?” diye sordu.

Lema El-Cemel, bazı mevzuatlarda, örneğin Ürdün yasasında, zararın manevi, psikolojik ve maddi zarar gibi kategorilere ayrılarak açık biçimde tanımlandığını belirtti. Suriye yasasında ise durumun farklı olduğunu ifade eden Lema El-Cemel, uzlaştırıcıların raporlarında kötü muameleye ilişkin oranlardan söz edildiğini, ancak bu oranların hangi ölçüt ve esaslara göre belirlendiğinin ya da nasıl hesaplandığının açıklanmadığını söyledi. Buna örnek olarak yüzde 50 oranında kusur belirlenmesini gösteren Lema El-Cemel, hakemin bu orana ulaşırken hangi hukuki temeli ve ölçütleri esas aldığının belirsiz olduğunu dile getirdi.

‘Sorun yasal metinde değil, uzlaştırıcıların yaptığı yorumlarda’

Lema El-Cemel, bu tür belirsiz değerlendirmelerin kadınların mali haklarını doğrudan etkileyebileceğine dikkat çekerek, kadının mehirinin bir bölümünden mahrum bırakılması veya sınırlı miktarda nafaka alması gibi sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Adil bir değerlendirme yapılması ve kadınların haklarının korunması için açık hukuki ölçütlerin belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Lema El-Cemel, “Sorun yasal metinde değil, uzlaştırıcıların yaptığı yorumlarda. Uzlaştırıcıların yorumları nedeniyle haklarını kaybeden kaç Suriyeli kadın var? Suriye Kişisel Statü Yasası’nın dayandığı ve İslam hukukunda güvence altına alınan haklarının farkında olmayan kaç Suriyeli kadın var?” diyerek sözlerini tamamladı.