Caferi Medeni Kanunu’nun birinci yılında kadın haklarına ilişkin kaygılar sürüyor

Caferi Kişisel Statü Kanunu’nun kabulünün üzerinden bir yıl geçerken, avukat Merve Abdür Rıza, kadın ve çocuk hakları, erken evlilik, velayet ve aile içi şiddet konularında yeni düzenlemenin yarattığı sorunlara dikkat çekti.

TEMENNÎ EL-SERVÎ

Bağdat — 27 Ağustos, Irak Parlamentosu’nun Caferi Kişisel Statü Kanunu’nu kabul etmesinin birinci yıl dönümü. Kanun, 1959 tarihli 188 sayılı Kişisel Statü Kanunu’nda yapılan değişiklik kapsamında kabul edildi ve Caferi mezhebine mensup Iraklılara, evlilik sözleşmelerinde Caferi kanununun hükümlerinin uygulanmasını seçme imkanı tanıdı. Bu kapsamda, 188 sayılı Kişisel Statü Kanunu’nu savunmak amacıyla oluşturulan 188 İttifakı üyesi avukat Merve Abdür Rıza, değişiklik ve Caferi Medeni Kanunu hakkındaki başlıca değerlendirme ve eleştirilerini, uygulama sırasında ortaya çıkabileceğini düşündüğü sorunları anlattı.

‘Karar pratikte erkeğin eline geçti’

Merve Abdür Rıza, 1959 tarihli 188 sayılı Kişisel Statü Kanunu’nun evlilik, boşanma, velayet ve aile bireylerinin hakları konusunda önemli güvenceler sağladığını belirterek, “Bu kanun, bölgedeki en önemli kişisel statü kanunlarından biriydi” dedi. Caferi Kişisel Statü Kanunu’nun kabul edilmesiyle kadın ve çocukların hakları ile kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin sorunların ortaya çıktığını ifade eden Merve Abdür Rıza, özellikle kanun hükümlerinin uygulanmasını seçme hakkına dikkat çekti. Kararın pratikte erkeğin eline geçtiğini dile getiren Merve Abdür Rıza, evlilik sözleşmesinin iki taraf arasında yapıldığını ve bu kararın kadın ile çocukları da doğrudan etkilediğini söyledi. Merve Abdür Rıza, mahkemeler arasında kadının bu karardan haberdar edilme yöntemlerinin farklılık gösterdiğine dikkat çekerek, “Kadının karar sürecinde fiili bir rolü olmadan erkeğin Caferi kanununa geçmesi mümkün hale geliyor” diye belirtti.

‘Mahkeme dışı evliliklere ilişkin denetimlerin zayıf’

Merve Abdür Rıza’ya göre erken evlilik, endişe yaratan en önemli başlıklardan biri. Caferi Kişisel Statü Kanunu’nda evlilik için net bir yaş sınırı belirlenmemesinin küçük yaşlarda evliliklerin önünü açabileceğini belirten Merve Abdür Rıza, önceki Kişisel Statü Kanunu’nun evlilik yaşını 18 olarak belirlediğini, belirli koşullarda ise 15 yaşında evliliğe izin verdiğini söyledi. Caferi kanununda ise evlilik yaşının ergenlik olarak belirlendiğine dikkat çeken Merve Abdür Rıza, “Mahkeme dışı evliliklere ilişkin denetimlerin zayıf olması, çocukların evlendirilmesine ve ihlallerin artmasına zemin hazırlayabilir. Kız çocuklarının rızasının aranması tek başına sorunu çözmüyor. Özellikle küçük yaşlarda bu rızanın özgür ve gerçek bir iradeye dayanıp dayanmadığı sorgulanmalı. Kanunda, din adamını kızın rızasını doğrudan teyit etmekle yükümlü kılan açık bir mekanizma bulunmuyor. Bu nedenle bazı durumlarda rıza yalnızca şekli bir prosedüre dönüşebilir” ifadelerinde bulundu.

Velayette çocuğun yararının esas alınması

Merve Abdür Rıza, velayet konusunda temel sorunun annenin yeniden evlenmesi halinde velayetin babaya geçmesi olduğunu belirtti. Velayette esas alınması gereken ölçütün annenin medeni durumu değil, çocuğun yararı olması gerektiğini vurgulayan Merve Abdür Rıza, “Bu, her durumda velayetin anneye verilmesi anlamına gelmiyor. Bazı durumlarda çocuğun yararı babasının yanında olabilir. Önemli olan kararın çocuğun gerçek yararı gözetilerek verilmesidir” şeklinde konuştu. Merve Abdür Rıza, önceki Kişisel Statü Kanunu’nun da çocuğun yararının gerektirmesi halinde velayetin anneden babaya geçirilmesine olanak tanıdığını ifade etti. Velayet davalarında sosyal araştırmacıların ve psikolojik değerlendirmelerin etkinleştirilmesi gerektiğini belirten Merve Abdür Rıza, çocuğun durumu ve ebeveynleriyle ilişkilerinin kapsamlı biçimde değerlendirilmesi için uzman komisyonların oluşturulması çağrısında bulundu.

‘Bazı kadınlar şiddet içeren ilişkiler içinde bırakılıyor’

Yeni hükümlerin önceki durumlara veya sözleşmelere uygulanmasının hukuki açıdan karmaşık sonuçlara yol açabileceği konusunda uyarıda bulunan Merve Abdür Rıza, ayrıca mahkemeler arasında, hakim ve fıkhi merci farklılıklarına bağlı olarak hükümlerin değişebileceğini belirtti. Merve Abdür Rıza, bu farklılığın, benzer davalardaki kadınların davalarına bakan mahkemeye bağlı olarak farklı kararlar almasına yol açabileceğini ifade etti. Caferi kanununun sonuçlarını aile içi şiddet dosyasıyla ilişkilendiren Merve Abdür Rıza, kadının evlilik ilişkisini sona erdirmek için sahip olduğu hukuki araçların daraltılmasının bazı kadınları şiddet içeren ilişkiler içerisinde bırakabileceğini ifade etti.

‘Eleştiriler mali ve hukuki hakları da kapsıyor’

Merve Abdür Rıza, “Ayrılık konusunda yapılan değişiklikler, şer’i hakimin ve zararı ile şiddeti değerlendirecek, evlilik ilişkisinin devamı ya da sona ermesi konusunda karar verecek merciin rolü konusunda da soru işaretleri yaratıyor. Eleştiriler yalnızca velayet ve ayrılıkla sınırlı değil, nafaka ve haksız boşanma nedeniyle tazminat gibi mali ve hukuki hakları da kapsıyor. Bu güvencelerin bazıları geriledi veya kaldırıldı, bazı yargısal yorumlar ise kadınların kanunda yer alan haklardan yararlanmasını sınırlayabilir” dedi.

Caferi kanununun kabulünün üzerinden bir yıl geçmesinin ardından tartışmaların sona ermediğini, aksine uygulamanın Irak ailesi üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi aşamasına geçildiğini belirten Merve Abdür Rıza, “Asıl mesele, bu değişikliğin aileyi gerçekten daha fazla koruyup korumadığı ya da yeni sorunlar yaratıp yaratmadığıdır. Kadın ve çocuk haklarının korunması, çocuğun yararı, evlilik güvenceleri, özellikle erken evlilik ve şiddet durumlarında kadının evliliği sona erdirebilme imkânı hala temel tartışma konuları” diyerek sözlerini tamamladı.