Bir mücadele meselesi: Kadınlar pantolon giymeye ne zaman başladı?

Kadınların günlük yaşamının sıradan bir parçası olan pantolon, yüzyıllar boyunca yasakların ve toplumsal baskının simgesiydi. Kadınların pantolon giyme hakkı; eşitlik, özgürlük ve kamusal alanda var olma mücadelesi olarak tarihe geçti.

Haber Merkezi- Günümüzde kadınların pantolon giymesi yaygın olarak kabul edilse de esasen “pantolon giyme hakkı” oldukça yeni bir kavram. Uluslararası lüks otellerde 1970'lere kadar kadınların pantolon giymesi yasaktı. Londra'da tanınmış bir mağazaya 1970 yılına kadar pantolon giyen kadın müşterilerin içeri girmesini yasaklamıştı. Ancak bu yılların ardından kadınlar pantolon giymenin tarihini yazdı.

Orta Çağ'dan itibaren pantolon, şövalyelerin savaş kıyafetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyordu. 14. yüzyıldan itibaren pantolon, erkeklere özgü bir giysi olarak kabul edildi. Pantolon, kadınlar için genellikle yasaktı. Hatta öyle ki bazı yerlerde bu yasak için kanun çıkarılmıştı. Pantolon, ataerkil toplumda güç ve erkekliğin ideolojik bir simgesi oldu. Kadınların pantolon giymesi ciddi bir tabu olarak görülüyordu.

Elbette bu yasaklara direnen ve cesur adımlar atan kadınlar oldu. Bilinen ilk adımı da Fransız kadınlar attı. Paris, kadınların pantolon giymesine yalnızca şehir yetkililerinin onaylaması durumunda izin veren bir yasa çıkardı.

İlk tepkiler radikal bulundu

19. yüzyılın ortalarından itibaren kadın hakları hareketi, kadın pantolonu hareketiyle yakından bağlantılı hale geldi. Kadın pantolonu talebi giderek güçlendi; bunun bir örneği de ABD'li kadın hakları aktivisti Amelia Bloomer'dir. Feminist dergi The Lily'nin editörü Amelia Bloomer, kıyafet reformunu kamuoyunda savunduğunda büyük bir tepki yarattı. 1851'de dergisinde kadınlar için bilek hizasında pantolon yapımına dair talimatlar yayınladı ve bu pantolonlar daha sonra bloomer olarak adlandırıldı. Pantolonlar, kamusal alanda oldukça fazla özgürlük sağladı. Ancak genel kadın kamuoyu bu yeni moda stiline oldukça tereddütlüydü. ABD'nin kuzeydoğusunda bazı kadınlar resmi etkinliklerde bloomer giyse de, Avrupa'da büyük çoğunluk bloomer kıyafetiyle dışarı çıkmaya cesaret edemedi. Uzun süre bloomerlar çok radikal olarak kabul edildi.

Savaş ve pantolon yasağında yumuşama

Kadın pantolonu mücadelesi ancak 1910'lardan itibaren yeni bir ivme kazandı. Çağdaş Oryantalizm akımından ilham alan Parisli tasarımcı Paul Poiret, yere kadar uzanan bir külot pantolon tasarladı. Paul Poiret, pantolonlarını giyen mankenlerle halka açık bir at yarışına gittiğinde, öfkeli kalabalığa karşı mankenlerini bir sopayla savunmak zorunda kaldı. Bunun nedeni: O zamanlar pantolon giyen kadınlar sadece cinsel içerikli resimlerden bilinmesiydi.

Birinci Dünya Savaşı, birçok kadının ücretli işlerde çalışmak zorunda kalmasıyla kadınlar için geçerli olan katı pantolon yasağına son verildi. Kadınlar, daha önce erkeklere ait olan iş kıyafetleri giydiler. Örneğin, kadın fabrika işçileri tulum giymeye başladı; kamu hizmetlerinde çalışan kadınlar ise kışın uzun pantolonlu üniformalar kullandı. Ancak kadınların erkek kıyafetleri giymek zorunda kalması, cinsiyet sınırlarının ihlali olarak görülmedi. Aksine, savaş zamanında uygun, geçici bir olgu olarak değerlendirildi. Zaten savaş bitince de herkes ataerkil moda kurallarına geri döndü.

Kalıplar kırıldı

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra kimi isimler ve markalar kadın pantolonlarında öncü oldu. 1920'lerde Fransız moda tasarımcısı, Venedik'teki sallanan gondollara binmesine yardımcı olacak pantolonlar tasarladı. Korseler, volanlar, dantellere ve fırfırlara adeta savaş açıldı. Cinsiyet kalıpları kırıldı. Ancak yakın tarihe kadar birçok ülkede kadınların kamu binalarında pantolon giyme yasağı devam etti. Türkiye’de 12 Eylül darbesinde kadınlara kamu kurumlarında pantolon giyme yasağı getirildi. Bu yasak ancak 2002 yılında kaldırıldı.