6-7 Eylül: Kadınların yaşadıkları sessizliğe gömüldü

İstanbul’da gayrimüslimlere yönelik saldırıların üzerinden 71 yıl geçti. Yağmalanan evler, işyerleri ve ibadethaneler fotoğraflarla hafızalara kazındı; ancak o gece kadınların ve çocukların maruz kaldığı cinsel saldırılar uzun süre anlatılmadı.

Haber Merkezi- Bazı geceler vardır; sabah olduğunda sokaklar temizlenir, kırılan camlar yenilenir, yağmalanan dükkanların kepenkleri yeniden açılır. Ama bazı yaralar vardır ki ne zamanla kapanır ne de üzerinden geçen yıllarla görünmez olur. 6-7 Eylül 1955 gecesi İstanbul’un sokaklarında yalnızca evler, dükkanlar, kiliseler ve mezarlıklar yağmalanmadı. İnsanların hayatları, hafızaları ve onurları da hedef alındı. Ve o gecenin en karanlık hikayelerinden bazıları, kadınların bedenlerinde ve suskunluklarında kaldı.

Bugün 6-7 Eylül denildiğinde çoğumuzun gözünün önüne yağmalanmış dükkanlar, sokaklara saçılmış eşyalar ve ellerinde sopalarla bekleyen kalabalıkların fotoğrafları geliyor. Oysa fotoğrafların kadrajına sığmayan bir başka gerçek daha vardı. Korkudan konuşamayan, yaşadıklarını yıllarca kimseye anlatamayan kadınlar ve çocuklar… Onların hikayeleri, yıllar boyunca büyük ölçüde sessizliğin içinde kaldı.

6-7 Eylül’ün kadınlara bıraktığı iz, resmi bilançolardaki ev, işyeri, kilise ve okul sayılarının çok ötesindeydi. O gece yüzlerce kadın ve çocuğun maruz kaldığı cinsel saldırılar, işkenceler ve aşağılanmalar da bu tarihin bir parçası oldu.

İnsani boyut geri planda bırakıldı

6-7 Eylül gecesinde 4 bin 214 ev, bin 4 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır ve 26 okul saldırıların hedefi oldu. Fabrika, otel ve barların da aralarında bulunduğu toplam 5 bin 317 mekanın zarar gördüğü kayıtlara geçti. Olayların ardından uzun yıllar boyunca yaşananların insani boyutundan ziyade ortaya çıkan maddi hasarın bilançosu ön plana çıkarıldı. Döneme ilişkin fotoğraflar da çoğunlukla İstiklal Caddesi’nde yağmalanan işyerlerini ve sokaklarda biriken eşya yığınlarını gösterdi. İnsan Hakları Örgütü Helsinki Watch’ın verilerine göre saldırılarda 15 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı. Hayatta kalan Rumların önemli bir bölümü Yunanistan’a; Ermenilerin ise Avrupa ve Amerika’ya göç etmek zorunda kaldığı bir süreç başladı.

200 kadın tecavüze maruz kaldı

Gayrimüslimlere yönelik saldırıların oluşturduğu bu ağır tablo anlatılırken kadınların yaşadıkları uzun süre gündemin dışında bırakıldı. Saldırıların yalnızca mülklere ve ibadethanelere değil, kadınların bedenlerine de yöneldiği gerçeği çoğu anlatıda görünmez kaldı. 6-7 Eylül gecesini fotoğraflarıyla belgeleyen Ekümenik Patrikhane fotoğrafçısı Dimitrios Kalumenos, Atina’da 1966 yılında İngilizce ve Yunanca yayımlanan “The Crucifixion Of Christianity” (Hıristiyanlığın Çarmıha Gerilişi) adlı kitabında o gece yaşananlara ilişkin tanıklıklara yer verdi. Kitapta cinsel saldırı ve istismar vakaları da anlatıldı. Kalumenos’un aktardığı bilgilere göre 200 kadın tecavüze uğradı ve işkence gördü.

Kitapta şu ifadeler yer aldı:

“200 Rum genç kızına vahşice tecavüz ve işkence edildi (…) Bir yığın korkunç olayın içinden insanın tüylerini ürperten sadece üç tanesine değinelim:
1- Boğaz’da, Ortaköy’de, akabinde aklını yitiren 80 yaşındaki bir kadına tecavüz ettiler.
2- Boğaz’da, Arnavutköy’de, yaşlı ve sakat bir kadını öldürdüler ve demir bir çubukla kadının kafasının posasını çıkardılar. (O gece öldürülen başka Rumlar da aynı kaderi paylaştı. Binlerce Rum dövüldü, işkence gördü, yaralandı, kötü muameleye maruz kaldı, alaya alındı ve saldırıya uğradı. Çoğu daha sonra korkudan, yüksek ateşten, kalp krizinden, yaralardan, sinir krizinden, ruhsal bunalımdan, sıkıntıdan, kederden ve şoktan dolayı öldü.)
3- Şişli’deki Rum Kabristanı’nda yakın zamanda gömülmüş olan İliaskos’un mezarını açtılar ve onun cesedini bıçakladılar! Başka mezarları da kazdılar, kemikleri çıkardılar ve kafataslarına top muamelesi yapıp tekmeleyerek Türk futbolunun ilerlemesi ve gelişmesine önemli katkı sağlayan ünlü Rum futbolcu Lefter Küçükandonyadis’i alaya almak için ‘Lefter Gol, Gol, Gol!’ diye bağırdılar!”

Aktarılanların yaşananların tamamını yansıtmadığını ve çok sayıda tanıklığın hiçbir zaman gün yüzüne çıkmayacağı vurgulandı. O gecenin ardından oluşan suskunluğun gelecek kuşaklara aktarılacak bir hafıza boşluğuna dönüşeceğine dikkat çekilerek kitapta şöyle denildi:

“Anlatmadığımız daha bir sürü dramatik olay var ve bazıları da asla anlatılmayacak, utanç içinde sessizliğe gömülecek!”

Yüzlerce kadın ve çocuk kabusu yaşadı

6-7 Eylül saldırılarının ardından cinsel saldırı ve istismar vakalarının bir bölümü Yunan Konsolosluğu’na bildirildi. Bazı kaynaklarda, iki gün boyunca yaklaşık 400 kadının tecavüze maruz kaldığı bilgisi yer aldı. Saldırıların mağdurları yalnızca yetişkin kadınlarla sınırlı değildi; çocukların da cinsel şiddetin hedefi olduğu anlatımlara yansıdı.

Speros Vryonis, 6-7 Eylül olaylarını ele aldığı “The Mechanism of Catastrophe” (Felaketin Mekanizması) adlı çalışmasında, 1995 yılında yayımlanan Leonidas Koumakis’in “The Miracle: A True Story” (Mucize: Gerçek Bir Hikaye) kitabında aktarılan örneklere de yer verdi:

“Akşam saat 7’de bir güruh sokağın ortasında altı yaşında küçük bir kızın etrafını kuşatıp onu Goril lakaplı yarı deli bir hamala teslim etti. Kapıcı kıza durmadan tecavüz ederken güruh şöyle bağırıyordu: ‘Rumların layığı budur. Öldür onu, öldür Rum köpeğini."

Dilek Güven’in “6-7 Eylül Olayları” adlı kitabında ise Yorgos Adosoğlu, saldırıların kadınlar üzerindeki boyutunu anlattı. Yorgos Adosoğlu, doktor olması nedeniyle olayların ardından bazı polislerin kendisine başvurduğunu ve hastaneye götürülen kadınların yaşadıkları hakkında konuşmakta zorlandığını belirtti.

“Mesela evlerde kadınlara tecavüz ediliyordu. O gün çok tecavüz oldu. Kadınlar sonradan Yunan Konsolosluğu’nu haberdar ettiler. O zaman polisler sivil olarak bana geldiler, doktor olduğum için. Hastaneye gittik ama kadınlar susuyordu. Bunun üzerine polise sordum: ‘Evli misin?’ ‘Evet’ dedi, ‘Bir gecede 500 kişi senin karını ya da kızını taciz etse, sen ne anlatırdın?’ Susacağını söyledi.”