İran’da aile hukukunda eşitsizlik: Kadınların hakları yasal sınırlarla karşı karşıya
İran Anayasası kadınların haklarının korunmasını ve ailenin güçlendirilmesini öngörse de medeni kanundaki düzenlemeler, kadınların çalışma, boşanma, ekonomik bağımsızlık ve çocukları üzerinde karar alma haklarını sınırlandırıyor.
SEMİRA MUHAMMEDİ
Haber Merkezi- İran’da kadınların aile içindeki hakları, anayasal güvenceler ile medeni kanundaki düzenlemeler arasındaki çelişkiler nedeniyle tartışılmaya devam ediyor. Anayasa, kadınların korunmasını ve ailenin güçlendirilmesini devletin sorumlulukları arasında sayarken, aile hukukuna ilişkin birçok düzenleme karar alma yetkisini erkeklere tanıyor. Kadınların çalışma yaşamına katılımından ekonomik bağımsızlığına, boşanma hakkından çocuklarının geleceği hakkında söz sahibi olmasına kadar pek çok alanda yasal eşitsizlikler varlığını sürdürüyor.
Aile, bireysel haklar, yasal yetkiler ve toplumsal beklentilerin bir arada şekillendiği temel alanlardan biri. Ancak aile kurumunun korunması, bu kurumun üyeleri arasında eşit hakların güvence altına alındığı anlamına gelmiyor. İran'daki hukuki düzenlemeler de kadınların sahip olduğu haklarla bu hakları kullanabilme olanakları arasındaki farkı ortaya koyuyor.
Ailenin korunması mı, eşitliğin güvence altına alınması mı?
İran Anayasası'nın 10'uncu maddesi, aileyi “İslam toplumunun temel birimi” olarak tanımlıyor. Bu madde, yasaların ve devlet politikalarının aile kurmayı kolaylaştırmasını, ailenin kutsallığını korumasını ve aile ilişkilerini İslami haklar ve ahlak temelinde güçlendirmesini öngörüyor.
Anayasa'nın 21'inci maddesi ise devletin, İslami ölçütler çerçevesinde kadınların haklarını her alanda güvence altına almasını zorunlu kılıyor. Bu kapsamda özellikle hamilelik ve çocuk bakımı dönemindeki annelerin desteklenmesi, aile desteğinden yoksun kadınların korunması ve aile kurumunun devamlılığını sağlayacak yetkili mahkemelerin oluşturulması öngörülüyor.
Ancak söz konusu düzenlemeler, kadınların aile içinde erkeklerle eşit karar alma yetkisine sahip olup olmadığı sorusunu yanıtsız bırakıyor. Kadınların hakları çoğunlukla eş, anne ve aile içindeki sorumlulukları üzerinden tanımlanırken, bağımsız bireyler olarak sahip oldukları yetkilerin sınırları da tartışma konusu oluyor.
Anayasa'nın 20'nci maddesi kadın ve erkek bütün yurttaşların hukuki korumadan ve insani, siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel haklardan yararlanmasını kabul ediyor. Ancak bu hakları “İslami ölçütlere uygunluk” koşuluna bağlıyor. Bu koşul, kadınların haklarının resmi dini ve hukuki yorumlar çerçevesinde sınırlandırılmasına olanak tanıyor. Dolayısıyla sorun yalnızca anayasal güvencelerin uygulanmaması değil, aynı zamanda kadın ve erkek arasındaki farklı hukuki konumların yasalarla tanımlanması olarak öne çıkıyor.

Aile reisliği erkeğe veriliyor
İran Medeni Kanunu'nun 1105'inci maddesi, eşler arasındaki ilişkilerde aile reisliğini erkeğe tanıyor. Aynı kanunun 1104'üncü maddesi, eşlerin aileyi güçlendirmek ve çocuklarını yetiştirmek için iş birliği yapmasını öngörüyor. Ancak ortak sorumluluk ilkesi, aile reisliğinin erkeğe ait olduğu yönündeki düzenlemeyi ortadan kaldırmıyor.
Aile reisliğinin erkeğe verilmesi, onun evlilik yaşamındaki bütün kararları sınırsız biçimde alabileceği anlamına gelmiyor. Bununla birlikte yasa, eşlerden birine diğerinden farklı bir hukuki konum tanımlayarak aile ilişkilerini eşit bireylerin ortaklığı yerine hiyerarşik bir yapı içerisinde düzenliyor. Bu eşitsizlik, kadınların mülkiyet hakları ile ekonomik ve toplumsal yaşamda karşılaştıkları sınırlamalarda da görülüyor.
Medeni Kanun'un 1118'inci maddesi, kadınların kendi mal varlıkları üzerinde bağımsız tasarruf hakkını tanıyor. Evli bir kadın, evlilik nedeniyle mülkiyet hakkını kaybetmiyor ve eşinin onun mal varlığı üzerinde kendiliğinden tasarruf yetkisi bulunmuyor. Ancak hukuken mal sahibi olmak, ekonomik açıdan bağımsız bir yaşam sürdürebilmekle aynı anlama gelmiyor. Kadınların istihdama erişimi, ev içi bakım sorumlulukları, düzenli gelir elde edebilmesi ve boşanma sonrasında yaşamını sürdürebilme olanakları ekonomik bağımsızlığın belirleyici unsurları arasında yer alıyor.

Kadınların çalışma hakkı yasal sınırlamalara tabi
İran Anayasası'nın 28'inci maddesi, herkesin meslek seçme hakkını tanıyor ve devletin eşit istihdam koşulları oluşturmasını öngörüyor.
Buna karşılık Medeni Kanun'un 1117'nci maddesi, erkeğe aile çıkarlarına veya eşlerden birinin itibarına aykırı olduğu değerlendirilen bir meslekte kadının çalışmasını engelleme olanağı veriyor.
Bu düzenleme, erkeğin eşinin her türlü çalışmasını koşulsuz olarak yasaklayabileceği anlamına gelmiyor. Sınırlamanın uygulanması, yasada belirtilen koşullara ve hukuki değerlendirmelere bağlı. Ancak bu yetkinin erkeğe tanınması, kadınların meslek seçme özgürlüğü ile aile hukukundaki düzenlemeler arasında önemli bir çelişki yaratıyor. Kadının çalışma hakkı, yalnızca kendi isteğine ve mesleki yeterliliğine değil, aile içindeki anlaşmazlıklara ve mahkemelerin “aile çıkarları” ya da “itibar” gibi kavramları nasıl yorumladığına da bağlı hale gelebiliyor.
Kadınların mali hakları: Yasada var, uygulanmasında engeller bulunuyor
İran aile hukukunda mehir, nafaka ve ev içi emeğin karşılığına ilişkin çeşitli mali haklar bulunuyor. Ancak bu hakların yasada tanınması, kadınların bunlardan her koşulda yararlanabileceği anlamına gelmiyor.
Medeni Kanun'un 1082'nci maddesine göre kadın, evlilik sözleşmesinin yapılmasıyla birlikte mehir üzerinde hak sahibi oluyor ve bu hakkını talep edebiliyor. Mehir, hukuken erkeğin borcu olarak kabul ediliyor. Bununla birlikte erkeğin ödeme yapmaması, mal varlığını gizlemesi veya ödeme gücünün bulunmadığının tespit edilmesi, kadının alacağını tahsil etmesini zorlaştırabiliyor.
Nafaka da sürekli evlilik kapsamında kadınlara tanınan mali haklardan biri. Medeni Kanun'un 1106'ncı maddesi nafaka yükümlülüğünü erkeğe verirken, 1107'nci madde barınma, giyim, beslenme ve sağlık giderleri gibi ihtiyaçları bu kapsamda değerlendiriyor.
Buna karşılık 1108'inci madde, kadının meşru bir gerekçe olmadan evlilikten doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda nafaka hakkını kaybedebileceğini düzenliyor. Bu hüküm, her aile içi anlaşmazlıkta kadının otomatik olarak nafakadan mahrum kalacağı anlamına gelmiyor. Uyuşmazlığın koşulları ve kadının yükümlülüklerini yerine getirmemesinin haklı bir gerekçeye dayanıp dayanmadığı hukuki inceleme gerektiriyor.
İran aile hukukunda kullanılan genel itaat ve özel itaat kavramları da bu tartışmanın önemli bir parçasını oluşturuyor. Genel itaat, evlilik yaşamına ilişkin yasal yükümlülükleri; özel itaat ise cinsel ilişkiye ilişkin yükümlülükleri ifade ediyor.
Kadının nafaka hakkının bu yükümlülüklerle ilişkilendirilmesi, özellikle bağımsız geliri bulunmayan kadınlar açısından ekonomik bağımlılığı derinleştirebiliyor.
Ev içi emeğin karşılığı için mahkemede ispat gerekiyor
İran Medeni Kanunu'nun 336'ncı maddesinin ek hükmü, kadınların ev içinde yaptıkları bazı işler karşılığında ücret talep edebilmesine olanak sağlıyor.
Ancak bunun için söz konusu işlerin dini açıdan kadının yükümlülüğü olmaması, normal koşullarda ücret karşılığı yapılabilecek nitelikte bulunması, erkeğin talebiyle gerçekleştirilmesi ve kadının bu işleri karşılıksız yapma niyetinin bulunmaması gerekiyor. Bu koşulların mahkemede kanıtlanması da zorunlu. Dolayısıyla kadınların ev içinde yıllarca emek vermesi, kendiliğinden bu emeğin karşılığını alabilecekleri anlamına gelmiyor.
Evlilik sözleşmesinde yer alabilen mal varlığının paylaşılmasına ilişkin şart ise ev içi emek karşılığında talep edilen ücretten farklı bir hukuki düzenleme. Bu şartın uygulanması, sözleşmenin içeriğine ve belirlenen koşulların gerçekleşmesine bağlı bulunuyor. Her boşanmada erkeğin mal varlığının yarısının otomatik olarak kadına verilmesi söz konusu değil.
İran Yüksek Mahkemesi Genel Kurulu'nun 15 Ağustos 2019 tarihli ve 779 sayılı kararı, ev içi emek karşılığı ücret ile mal varlığının paylaşılmasına ilişkin sözleşme şartının birlikte talep edilmesi bakımından önem taşıyor. Ancak karar, her davada iki hakkın da koşulsuz biçimde elde edileceğini güvence altına almıyor.
Mehir düzenlemesi kadınların ekonomik güvencesini tartışmaya açtı
İran Meclisi, 23 Ağustos 2026'da mali mahkumiyetlerin uygulanmasına ve Medeni Kanun'a ilişkin bazı maddelerde değişiklik öngören bir düzenlemeyi kabul etti. Düzenleme yalnızca mehri kapsamıyor; bazı mali tutuklular için elektronik denetim uygulanması, borçluların mal varlığının belirlenmesi ve eşlerin mali haklarına ilişkin değişiklikler de içeriyor. Tartışmaların merkezinde ise mehrin tahsil edilmesine yönelik yaptırımların sınırlandırılması yer alıyor.
Meclisten geçen metinde, 14 tam Bahar-ı Azadi altınına kadar olan mehir için Mali Mahkûmiyetlerin İnfazı Kanunu'nun 3'üncü maddesindeki düzenlemelerin uygulanması, bu miktarı aşan bölümde ise erkeğin ödeme gücünün esas alınması öngörüldü.
Ancak bu değişiklik, mehrin üst sınırının 14 altın olarak belirlenmesi anlamına gelmiyor. Düzenleme, mehrin miktarından çok tahsil edilmesine ilişkin yaptırımları konu alıyor. Anayasayı Koruyucular Konseyi, bu bölüme itiraz ederek borçlunun gerçek ödeme gücünün esas alınması gerektiğini bildirdi. Konseyin değerlendirmesine göre ödeme gücü bulunan bir erkeğin, mehir miktarının 14 altını aşması gerekçesiyle borcun kalan bölümüne ilişkin yaptırımlardan muaf tutulması uygun değil.
Düzenleme ayrıca Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Yüksek Denetim Kurulu tarafından da bazı yönlerden eleştirildi.
Kadının mehir ödenene kadar bazı yükümlülüklerden kaçınma hakkı da gündemde
Tartışmalı değişikliklerden biri de Medeni Kanun'un 1085'inci maddesinde yer alan ve kadının mehir ödenene kadar bazı evlilik yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmasına olanak tanıyan hapis hakkı ile ilgili. Mevcut düzenleme, gerekli hukuki koşulların bulunması halinde kadının, vadesi gelmiş mehri kendisine teslim edilene kadar eşine karşı bazı yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddedebilmesine olanak sağlıyor. Bu durum kadının nafaka hakkını da ortadan kaldırmıyor.
Meclisin kabul ettiği değişiklikte ise “erkeğe karşı yükümlülüklerini yerine getirmek” ifadesinin yerine “özel itaat” ifadesinin getirilmesi öngörüldü. Değişikliğin kesinleşmesi halinde kadının mehir ödenene kadar yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınma hakkının kapsamı daralabilecek. Benzer bir değişiklik, Medeni Kanun'un 1086'ncı maddesi için de öngörüldü.
Ancak bu hükümler de denetim organlarının itirazlarıyla karşılaştığı için kesinleşmiş düzenlemeler olarak kabul edilmiyor.
Mehir tahsilindeki yaptırımların ve hapis hakkının kapsamının aynı anda daraltılması, özellikle bağımsız geliri olmayan kadınların mali haklarını ararken kullanabildiği hukuki olanakları azaltma riski taşıyor.
Boşanma hakkındaki eşitsizlik sürüyor
İran aile hukukundaki eşitsizliklerin belirginleştiği alanlardan biri de boşanma. Medeni Kanun'un 1133'üncü maddesi, erkeğe yasal koşullara uyarak mahkemeden boşanma talep etme hakkı tanıyor. Kadınların boşanma talebinde bulunabilmesi ise farklı yasal koşullara bağlı.
1119'uncu madde, evlilik sözleşmesine belirli şartlar eklenmesine ve bu şartların gerçekleşmesi durumunda kadının boşanma vekaletini kullanmasına olanak sağlıyor. 1129'uncu madde, erkeğin nafaka ödememesi ve ödemeye zorlanamaması ya da nafaka sağlayamaması durumunda kadının boşanma talebiyle mahkemeye başvurabilmesini düzenliyor. 1130'uncu madde ise kadının ağır güçlük ve sıkıntı içinde bulunduğunu kanıtlaması halinde boşanma istemesine imkan tanıyor. Bu düzenlemeler kadınların boşanmasını tamamen imkansız hale getirmiyor. Ancak kadınların bazı hukuki gerekçeleri kanıtlamak ve farklı yargılama süreçlerinden geçmek zorunda olması, boşanma hakkına erişimde eşit olmayan bir yapı oluşturuyor.
Araştırmalar yasa ile uygulama arasındaki farkı ortaya koyuyor
Atiye Babahani'nin 23 Haziran 2026'da Law & Social Inquiry dergisinde yayımlanan “Navigating Codified Gender Inequality: Drivers of Legal Practice in Iranian Family Lawyers’ Approaches to Divorce” başlıklı araştırması, İran'da aile hukuku alanında çalışan avukatların boşanma davalarındaki uygulamalarını inceliyor. Görüşmelere ve hukuki deneyimlere dayanan çalışma, kadınların haklarını kullanabilme olanaklarının yalnızca yasa maddeleri üzerinden değerlendirilemeyeceğine dikkat çekiyor.
Avukatların, mahkemelerin ve kadınların mevcut yasal sınırlar içerisinde nasıl hareket ettiği de hak arama süreçlerini doğrudan etkiliyor. Bununla birlikte araştırmanın nitel bulguları, İran'daki bütün boşanma davalarını temsil eden sonuçlar olarak değerlendirilmiyor.
Avrupa Birliği İltica Ajansı'nın 28 Ekim 2024'te yayımladığı “İran'da Boşanmış Kadınların Durumu” başlıklı rapor da boşanma sonrasında kadınların karşılaştığı hukuki ve toplumsal koşulları ele alıyor.
Raporda istihdam, barınma, sosyal destek ve sağlık hizmetlerine erişim gibi başlıklar inceleniyor. Bu alanlar, kadınların boşanma sonrasında bağımsız bir yaşam kurabilmeleri açısından önem taşıyor. Ancak rapor, İran'daki bütün boşanmış kadınları temsil eden kapsamlı bir istatistiksel araştırma niteliği taşımıyor.
Arzu Osanloo'nun 2006 yılında American Ethnologist dergisinde yayımlanan “Islamico-Civil ‘Rights Talk’: Women, Subjectivity, and Law in Iranian Family Court” başlıklı araştırması ise kadınların aile mahkemelerinde haklarını savunmak için hukuki dili ve farklı stratejileri nasıl kullandığını ortaya koyuyor.
Araştırma, kadınların hukuki süreçlerde yalnızca kendileri hakkında verilen kararları kabul eden pasif kişiler olmadığını, haklarını elde etmek için çeşitli yollar geliştirdiklerini gösteriyor. Ancak kadınların bireysel mücadelesi, hukuk sistemindeki yapısal eşitsizlikleri ortadan kaldırmıyor.
Çocukların bakım sorumluluğu ile yasal yetki birbirinden ayrılıyor
İran'da kadınların aile içindeki hukuki konumunu belirleyen bir diğer alan ise çocukların velayeti ve bakımına ilişkin düzenlemeler. Hukuken çocuğun günlük bakım ve gözetimini ifade eden hizanet, çocuğun bazı mali ve hukuki işlerinde temsil yetkisini içeren velayet-i kahri ve belirli koşullarda uygulanan vesayet/kayyımlık birbirinden farklı kavramlar.
Medeni Kanun'un 1169'uncu maddesine göre çocuğun bakım ve gözetiminde yedi yaşına kadar anneye öncelik tanınıyor. Yedi yaşından sonra ebeveynler arasında anlaşmazlık çıkması halinde mahkeme, çocuğun yararını gözeterek karar veriyor. Dolayısıyla çocuğun yedi yaşını doldurması, bakım hakkının her durumda otomatik olarak babaya geçmesi anlamına gelmiyor.
Buna karşılık Medeni Kanun'un 1180'inci maddesi, küçük çocuğun velayet-i kahri kapsamında baba ve baba tarafından dedenin yasal yetkisi altında olduğunu düzenliyor. Bu nedenle anne, çocuğun günlük bakımından sorumlu olsa bile mali ve hukuki konularda aynı karar alma yetkilerine sahip olmayabiliyor. Özellikle boşanma sonrasında çocuğun nerede yaşayacağı kadar, onun adına mali, idari ve hukuki kararları kimin alabileceği de önem kazanıyor.
Yasal hakların tanınması eşitliği sağlamaya yetmiyor
2013 yılında yürürlüğe giren 1391 tarihli İran Aileyi Koruma Kanunu'nun 29'uncu maddesi, boşanma kararı verilirken mehir, nafaka, çeyiz, ev içi emek karşılığı ücret, çocukların bakımı ve bakım giderleri hakkında da karar verilmesini öngörüyor. Bu düzenleme, kadınların mali haklarının boşanma sürecinde ele alınmasını sağlıyor. Ancak kadının rızası, borçlunun ödeme güçsüzlüğüne ilişkin kesinleşmiş karar veya borcun taksitlendirilmesi gibi istisnalar nedeniyle bütün alacakların hemen ve eksiksiz tahsil edilmesi garanti edilmiyor.
İran Anayasası kadınların korunmasını ve aile kurumunun güçlendirilmesini öngörürken, medeni kanundaki düzenlemeler aile içinde kadın ve erkek arasındaki yetkileri eşit biçimde dağıtmıyor. Aile reisliğinin erkeğe verilmesi, kadınların çalışma hakkına getirilebilen sınırlamalar, boşanma süreçlerindeki farklı koşullar ve çocukların bakım sorumluluğuyla yasal temsil yetkisinin birbirinden ayrılması bu eşitsizliğin temel örnekleri arasında bulunuyor.
Kadınların mülkiyet, mehir, nafaka, ev içi emek karşılığı ücret ve belirli koşullarda boşanma talebinde bulunma haklarının bulunması ise bu yapısal farklılıkları ortadan kaldırmıyor.
Kadınların evlilik içinde ve sonrasında ekonomik güvenceye sahip olabilmesi, meslek seçebilmesi, evliliğini sürdürme veya sonlandırma konusunda karar verebilmesi ve çocuklarının geleceğinde eşit söz hakkı elde edebilmesi için yalnızca koruyucu düzenlemelerin varlığı yeterli görülmüyor.
Bu çerçevede temel mesele, aile kurumunun korunması ile aile üyelerinin eşit haklara sahip olmasının birbirinden farklı olması. Kadınların yalnızca eş ve anne olarak değil, bağımsız hak sahipleri olarak tanınması, aile hukukunda eşitliğin sağlanması açısından belirleyici önem taşıyor.