Avukat Şükriye Yusuf: Yeni anayasa kadınlar için gerçek eşitlik sağlamalı
Avukat Şükriye Yusuf, Suriye’de geçiş sürecinde hazırlanacak anayasanın kadınların karar alma mekanizmalarına katılımını güvence altına alması, kişisel statü yasalarının düzenlenmesi ve şiddetin tüm biçimlerinin suç sayılması gerektiğini vurguladı.
ESMA MUHAMMED
Qamişlo - Suriye, geçiş sürecinde anayasal ve hukuki sistemin geleceğine dair geniş tartışmalara sahne oluyor. Artan talepler, yeni bir anayasanın yalnızca genel sloganlarla sınırlı kalmaması, aksine tüm yurttaşların temel haklarını güvence altına alan adil bir hukuki sürecin temelini atması gerektiğine işaret ediyor. Bu taleplerin başında ise, toplumun inşasında ve karar alma süreçlerinde temel bir ortak olarak görülen kadınların hakları yer alıyor.
Avukat Şükriye Yusuf’a göre anayasal bildiri, doğası gereği geçici bir aşamayı ifade ediyor ve kalıcı bir anayasaya ulaşıncaya kadar geçiş sürecini düzenlemeyi amaçlıyor. Şükriye Yusuf, kadın haklarına ilişkin her türlü düzenlemenin açık, bağlayıcı ve yoruma ya da parçalı uygulamalara açık olmayacak şekilde hazırlanması gerektiğini vurguluyor. Aksi halde bu hakların, uygulanabilirliği olmayan genel ilkeler olarak kalacağına dikkat çekiyor.
Şükriye Yusuf, anayasa metinlerinde kadın ve erkek eşitliğinden söz etmenin tek başına yeterli olmadığını, bunun ayrıntılı yasal düzenlemelerle desteklenmesi gerektiğini ifade ediyor. Özellikle velayet, vesayet ve aile içi karar alma gibi alanlarda kadınların kişisel haklarını güvence altına alacak somut yasal mekanizmaların oluşturulmasının zorunlu olduğunu belirtiyor. Mevcut hukuki çerçevenin ise bu hakları etkin biçimde korumaktan uzak olduğunu dile getiriyor.
Her alanda eşit temsiliyet
Uzun yıllar süren krizden çıkan ve bu süreçte toplumsal yapıda ciddi dönüşümler, hasarlar ve kadınlar üzerindeki yükün artması gibi sonuçlar yaşayan Suriye’nin, daha güçlü ve açık anayasal düzenlemelere ihtiyaç duyduğunu belirten Şükriye Yusuf, eşitliğin yalnızca metinlerde yer alan bir ifade olmaktan çıkıp bağlayıcı bir hukuki yükümlülüğe dönüşmesi gerektiğini söylüyor.
Şükriye Yusuf ayrıca, anayasanın ele alması gereken temel konulardan birinin “kadın kotası” olduğunu ifade ediyor. Kadınların karar alma mekanizmalarındaki temsil oranlarının bazı kurumlarda hala düşük olduğunu ve kimi durumlarda yüzde 7’yi dahi aşmadığını belirten Şükriye Yusuf, uluslararası hak standartları ve toplumsal gerçeklikler doğrultusunda bu oranın en az yüzde 30 olması gerektiğini vurguluyor. Kadınların geçmiş deneyimlerde daha yüksek temsil oranlarına ulaşabildiğini hatırlatarak, kotanın çatışma sonrası toplumlarda karar mekanizmalarında dengeyi sağlamak açısından yalnızca sembolik bir tercih değil, zorunlu bir araç olduğunu ifade ediyor.
Kadınların siyasi kurumlarda daha güçlü şekilde yer almasının yalnızca biçimsel eşitlikle sınırlı olmadığını belirten Şükriye Yusuf, bunun aynı zamanda gerçek anlamda ortaklığa dayalı, dengeli bir demokratik toplumun inşası için temel bir adım olduğunu dile getiriyor. Bu meselenin yalnızca belirli bir bölgenin değil, Suriye’nin tüm bölgelerinden kadınların katılımıyla yürütülmesi gereken kapsamlı bir ulusal mücadele olarak ele alınması gerektiğini de sözlerine ekliyor.
Kişisel statü yasaları çeşitliliği gözetmeli
Şükriye Yusuf, kişisel statü yasalarına ilişkin olarak, bu yasaların kadınların günlük yaşamını doğrudan ve hassas biçimde etkilediğine dikkat çekerek, Suriye’deki toplumsal, dini ve kültürel çeşitliliği gözeten modern bir medeni hukuk çerçevesinde yeniden ele alınmaları gerektiğini belirtti. Çok eşlilik gibi konuların ise açık ve katı bir yasal düzenlemeye tabi tutulması gerektiğini vurgulayan Şükriye Yusuf, bunun ya kadının açık rızasının şart koşulması ya da bu uygulamanın yalnızca belirli ve zorunlu istisnai durumlarla sınırlandırılması yoluyla sağlanabileceğini ifade etti. Bu konuda daha katı hukuki yaklaşımlar benimseyen bazı deneyimlere de atıfta bulundu.
Şükriye Yusuf ayrıca keyfi boşanmanın ciddi hukuki sorunlardan biri olduğunu belirtti. Bazı durumlarda boşanmanın kadının bilgisi, haberi ya da görüşü alınmadan gerçekleştiğini, bunun ise adalet ve insan hakları ilkesine açık bir ihlal oluşturduğunu söyledi. Taraflar arasında hak ve yükümlülükler açısından açık bir dengesizliğe yol açan düzenlemeler sürdüğü sürece gerçek eşitliğin sağlanamayacağını ifade eden Şükriye Yusuf, bu alanın her iki taraf için adaleti güvence altına alacak, kadının onurunu ve yasal haklarını koruyacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.
Buna bağlı olarak velayet ve vesayet konularının da çocuğun üstün yararını esas alacak biçimde ele alınması gerektiğini belirten Şükriye Yusuf, çocukların bakım ve yetiştirilmesindeki rolü nedeniyle annenin aile içi kararlardaki konumunun güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdi. Ayrıca cinsiyetle ilgili meselelerin ele alınmasının ve aile içi anlaşmazlıklar, toplumsal koşullar ya da hukuki ihtilaflar nedeniyle çocukların yasal haklarından mahrum bırakılmasının önlenmesinin önemine dikkat çekti.
Şiddetin tüm biçimleri istisnasız suç sayılmalı
Şükriye Yusuf, şiddetle ilgili bazı ceza yasalarında ciddi boşluklar bulunduğuna işaret ederek, cezanın hafifletilmesine ya da herhangi bir gerekçeyle düşürülmesine yol açabilecek tüm istisnalar olmaksızın, şiddetin her türünün suç sayılması gerektiğini belirtti. Failin cezasız kalmasına imkan tanıyan her düzenlemenin adalet ve kadın ile insanın korunması ilkeleriyle çeliştiğini, ayrıca toplumun hukuk ve kurumlara olan güvenini zayıflattığını ifade etti.
Şükriye Yusuf, yeni bir Suriye’nin inşasının, hiçbir bileşeni dışlamayan kapsamlı bir toplumsal sözleşmeyi gerektirdiğini vurguladı. Bu sözleşmenin, herkesin din, etnik kimlik ya da toplumsal aidiyet temelinde ayrımcılığa uğramadan eşit hak ve yükümlülüklere sahip olduğu bir yurttaşlık anlayışını tesis etmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca bu çerçevenin, hukuk devleti ilkesini ve kuvvetler ayrılığını açık biçimde güvence altına alması, özellikle yasama ve yargı alanlarında hiçbir kurumun diğerine müdahale etmemesini sağlaması gerektiğini ifade etti.
Uygulama mekanizmalarına ilişkin olarak ise yalnızca yasaların varlığının yeterli olmadığını, bunların etkili ve bağlayıcı uygulama araçlarıyla desteklenmesi gerektiğini belirten Şükriye Yusuf, ihlallerden sorumlu olanların istisnasız biçimde hesap vereceği bağımsız yargı ve yürütme kurumlarının önemine dikkat çekti. Ayrıca çatışma yılları boyunca yaşanan tüm ihlallerin hesap verilebilirliğini sağlayacak açık bir geçiş dönemi adaleti sürecinin benimsenmesi gerektiğini, bunun hukuk ve kurumlara olan güveni güçlendireceğini ve mağdurların itibarını iade edeceğini ifade etti.
Şükriye Yusuf sözlerini, ne kadar gelişmiş olursa olsun herhangi bir hukuki sistemin, sahada adil ve etkin bir biçimde uygulanmadığı sürece eksik kalacağını vurgulayarak tamamladı. Bu uygulamanın ise hem insan haklarını hem de kadın haklarını güvence altına alacak, adalet, eşitlik ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir toplumun inşasını mümkün kılacak şekilde olması gerektiğini belirtti.