Tunus'ta su krizi derinleşiyor: En büyük bedeli kadın çiftçiler ödüyor

Tunus'ta yıllardır süren yapısal su krizi giderek ağırlaşıyor. Son günlerde etkisini artıran aşırı sıcaklarla birlikte ülke genelinde su kesintileri sıklaşırken, en büyük yükü tarımla geçimini sağlayan kadınlar taşıyor.

NAZİHA BOUSSAİD

Tunus – Tunus, yıllardır devam eden ve bu yaz daha da ağırlaşan ciddi bir su kriziyle karşı karşıya. Uzmanlar, krizin ülkenin su güvenliği üzerindeki tehlikeli sonuçlarına dikkat çekerken, yurttaşlar da anayasal hakları olan suya erişim talebiyle protestolarını artırıyor. Yapılan uyarılara rağmen bugüne kadar uygulanan politikalar soruna kalıcı çözümler üretemedi. Hava sıcaklıklarının 47 dereceye ulaştığı olağanüstü sıcak hava dalgasıyla birlikte kriz daha da derinleşti; aileler, hayvanlar ve bitki örtüsü yaşam için vazgeçilmez olan sudan mahrum kaldı.

Uzmanlar, hükümeti gerekli çözümleri üretmemek ve su kaynaklarını kötü yönetmekle eleştiriyor. Su krizinin yalnızca iklim değişikliğinin sonucu olmadığına dikkat çeken uzmanlar, yıllardır uygulanan kamu politikalarının da sorunu derinleştirdiğini belirtiyor. Son elli yılda izlenen yanlış su yönetimi politikalarının ülkenin su sistemine zarar verdiği, ihracata yönelik çilek, karpuz ve hurma gibi yüksek su tüketen tarım ürünlerine öncelik verilmesinin su kaynaklarının israfına yol açtığı ve Tunus'u su kıtlığı yaşayan ülkelerden biri haline getirdiği ifade ediliyor.

Ülkenin birçok bölgesinde su kesintilerine karşı protestolar düzenlenirken, gösterilerin ön saflarında kadınlar yer aldı. Kadınlar, bazı bölgelerde sık sık yaşanan su kesintileri, bazı yerlerde ise su kaynaklarının kilometrelerce uzakta bulunması nedeniyle günlük yaşamlarının büyük bölümünü su temin etmeye ayırmak zorunda kaldıklarını dile getiriyor.

Kayrevan su krizinin simgesi

Kayrevan vilayeti, uzun yıllardır su krizinden en fazla etkilenen bölgelerden biri olarak öne çıkıyor. Tarımın özellikle kadınlar için temel geçim kaynağı olduğu kentte kadınlar hem tarım işçisi olarak çalışıyor hem de kendilerine ait arazileri işliyor.

Sivil toplum aktivisti Hayat Attar, Kayrevan'daki su krizinin geçici ya da belirli bir döneme özgü olmadığını, aksine su kaynaklarının yönetimi ve idaresine ilişkin ulusal politikaların sonucu olan yapısal bir kriz olduğunu söyledi.

Hayat Attar, son yıllarda iklim değişikliği, yer altı su rezervlerinin azalması ve su sektörünü düzenleyen yasaların ekonomik, sosyal ve çevresel koşullara uyum sağlayamamasının krizi daha da ağırlaştırdığını ifade etti.

‘Kadınlar kilometrelerce yol yürüyerek su taşıyor’

Her yaz sıcaklıkların zaman zaman 47 dereceyi aştığı Kayrevan'da kadınların su bulmak için kaynaklara, kuyulara ve göletlere gitmek zorunda kaldığını anlatan Hayat Attar, "Her yaz aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Kadınlar ve genç kızlar kilometrelerce yürüyerek dağlık ve engebeli yollardan su taşıyor. Kimi zaman bunu yaya, kimi zaman da hayvanlarla yapıyorlar. Ağır su kapları nedeniyle sırtları kamburlaşıyor, uzun bekleyişler ve kavurucu güneş altında yürümek bedenlerini tüketiyor. Çocukluklarından itibaren aileye su sağlama, getirilen suyu içme, yemek yapma ve temizlik için paylaştırma sorumluluğunu üstleniyorlar" dedi.

Hayat Attar, Kayrevan kırsalındaki su krizinin kadınlar için günlük bir yüke dönüştüğünü belirterek, bunun kız çocuklarının eğitimini, kadınların tarım sektöründeki ücretli işlerini ve ücretsiz ev içi emeğini doğrudan etkilediğini söyledi. Bunun da eğitim, sağlık ve insana yakışır çalışma hakkı gibi temel hakların kullanımını engellediğini, kadınların ekonomik ve sosyal kırılganlığını daha da artırdığını vurguladı.

‘Kuyu kazma ve inşa faaliyetlerinin maliyeti çok yüksek’

Bu çerçevede, 164 kadından oluşan tarımsal üretim kooperatifinin üyesi çiftçi Fatima Salmi, "Bölgedeki diğer kadın çiftçiler gibi ben de su kıtlığından büyük zarar görüyorum. Çünkü Tunus'un orta kesiminde yaşıyorum ve burası diğer bölgelere kıyasla çok ciddi su sıkıntısı çekiyor" dedi.

Barajların bulunmasına rağmen bazı bölgelerin sulama sistemine dahil edilmediğini belirten Fatima Salmi, çiftçilerin zeytin ağaçlarını yüksek maliyetlerle tankerle sulamak zorunda kaldığını söyledi. Kuyu açmanın çözüm olabileceğini ancak kuyu kazma ve inşa etme maliyetlerinin küçük ölçekli çiftçiler için çok yüksek olduğunu ifade etti.

Hükümetten tarımsal üretimi sürdürebilmeleri için çiftçilere destek verilmesini isteyen Fatima Salmi, su yetersizliği nedeniyle zeytin ağaçlarının üç yıldır ürün vermediğini, oysa daha önce her yıl düzenli üretim yapıldığını hatırlattı.

Su birliklerinin çiftçilere ücret karşılığında ve sınırlı miktarda su verdiğini belirten Fatima Salmi, "Sebze ve zeytin üretimimi sürdürmek istiyorum. Üyesi olduğum kadın tarım kooperatifinde 164 kadın kayıtlı olmasına rağmen göç ve evlilik nedeniyle bugün yalnızca 50 kadın aktif olarak faaliyet gösteriyor" dedi.

Hükümet müdahalesi şart

Kırsalda yaşayan, toprağı işleyen ve tarımsal üretimi sürdüren kadınlar, hem ev işlerinde hem de büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık, kümes hayvanı yetiştiriciliği, meyve ve zeytin ağaçlarının sulanması ile sebze üretiminde suya en fazla ihtiyaç duyan kesim olarak öne çıkıyor. Bu nedenle kadınlar her gün su yetersizliğiyle mücadele ederken hükümetin ve sivil toplum kuruluşlarının desteğini talep ediyor.

Veslatiye bölgesinde tarım işçisi olarak çalışan Hadda Bamri ise, "Veslatiye verimli tarım arazilerine sahip bir bölge ancak suyun olmaması nedeniyle adeta felç olmuş durumda" dedi.

Kendisinin hem tarım işçisi olduğunu hem de aile tarımı yaptığını belirten Hadda Bamri, "Sebze yetiştiriyor, meyve ağaçlarıyla ilgileniyor, hayvan ve kümes hayvanı besliyorum. Ancak ne yazık ki suyun olmaması hem çalışmamı hem de üretimimi ciddi şekilde sınırlandırıyor" ifadelerini kullandı.

Hadda Bamri, bölgede bulunan bir vadinin suyundan yeterince yararlanılmadığını belirterek, bu suyun dağ göletlerine yönlendirilmesi halinde depolanabileceğini ve çok daha verimli şekilde kullanılabileceğini söyledi.