Tunus'ta kadınlar dayanışmayla şiddet döngüsünü kırıyor
Tunus'un güneyinde faaliyet yürüten Çocuğun Sesi Derneği, şiddete maruz bırakılan kadınlara psikolojik, hukuki ve ekonomik destek sunuyor. Dernek, kadınların bağımsız bir yaşam kurabilmeleri için güçlenme odaklı çalışmalar yürütüyor.
ZOUHOUR MECHERGUI
Tunus – Tunus'un Medenin ve Tatavin kentlerinde faaliyet yürüten Çocuğun Sesi Derneği, şiddete maruz bırakılan kadınlar ve çocukların yaşamlarını yeniden kurabilmeleri için psikolojik, sosyal ve hukuki destek sunuyor. Dernek, ekonomik bağımsızlığı güçlendirerek kadınların şiddet döngüsünden çıkmalarını hedeflerken, yaşananların bireysel değil toplumsal ve yapısal bir sorun olduğuna dikkat çekiyor.
Sessizliğin ardındaki tablo
Sahadaki çalışmaları anlayabilmek için öncelikle ulusal verilere bakmak gerekiyor. Kadına Yönelik Şiddet Ulusal Gözlemevi'nin verilerine göre, 2024 yılında kadınlara yönelik 15 binden fazla şiddet vakası kaydedildi.
Rapora göre bu vakaların yüzde 63'ü aile içinde yaşanıyor. Böylece güvenli bir alan olması beklenen ev, kadınlar için en büyük tehdit kaynağına dönüşüyor.
Çocuklara ilişkin verilere göre ise Çocuk Koruma Komiserliği'ne ihmal, fiziksel şiddet ile sözlü ve psikolojik istismarı kapsayan 6 binden fazla ihbar ulaştı.
Ancak bu rakamların yalnızca görünen kısmı yansıttığı belirtiliyor. Uzmanlar, toplumsal baskı ve aile düzeninin bozulacağı korkusuyla çok sayıda mağdurun sessiz kalması nedeniyle gerçek tabloyu "sessizliğin sayısı" olarak tanımlıyor.
‘Kapsamlı destek’ modeli
Medenin ve Tatavin'de faaliyet gösteren Çocuğun Sesi Derneği, klasik yardım anlayışının ötesine geçen bir çalışma yöntemi geliştirdi.
Dernek Başkanı İnas Milyan, çalışmalarının temelini "destek sözleşmesi" yaklaşımının oluşturduğunu belirterek şöyle konuştu:
"Biz bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz. Sosyal hizmet uzmanları ve psikologlardan oluşan ekibimiz birbirine bağlı bir destek ağı olarak çalışıyor. Biz yalnızca vakalarla ilgilenmiyoruz, insanların yaşam yolculuklarına eşlik ediyoruz."
İnas Milyan, temel amaçlarının kadınların özgüvenini yeniden inşa etmek olduğunu belirterek şunları söyledi:
"Şiddete maruz kalan ya da ağır sosyal sorunlarla mücadele eden kadınların öncelikle kendi güçlerine yeniden inanmaya ihtiyacı var. Bu nedenle destek sözleşmesi idari bir işlem değil; dikkatle dinlemeyle başlayan, yoğun psikolojik destek ve gerektiğinde mahkemelerde hukuki korumayla devam eden bir süreçtir."
İdari ve toplumsal engeller
İnas Milyan, sahadaki deneyimlerinin şiddetin yalnızca ilk travma olduğunu, mağdurların daha sonra "idari ve toplumsal kuşatma" ile karşı karşıya kaldığını söyledi.
İnas Milyan, "Bazı kadınlar toplumsal damgalanma nedeniyle resmi işlemlerini yaptıramıyor, temel haklarına ulaşamıyor ya da gerekli belgeleri çıkaramıyor. Ekonomik güçlenme aşamasına geldiğimizde ise küçük ticaret veya el işi gibi projelerin toplum tarafından kabul görmediğini görüyoruz. Bağımsız bir ev bulmak bile başlı başına büyük bir sorun” dedi.
Bu noktada dernek, kadınlar adına arabulucu ve hak savunucusu rolü üstleniyor. Hukukçular ve gönüllüler, özellikle çocukların hukuki statüsü ile resmi kimlik ve kayıt işlemleri gibi karmaşık süreçlerde kadınlara destek veriyor.
İnas Milyan, annelere yönelik mesleki eğitim programlarının kalıcı çözümün temelini oluşturduğunu vurgulayarak, yalnızca maddi yardımın geçici bir çözüm sunduğunu, gerçek bağımsızlığın ekonomik güçlenmeyle mümkün olduğunu ifade etti.
Sahadan bir tanıklık
Derneğin iki yıl boyunca destek verdiği otuzlu yaşlarındaki bir kadın yaşadıklarını şöyle anlattı:
"Yıllarca aile içi şiddete maruz kaldım. İki çocuğumla birlikte eşimin evini terk etmek zorunda kaldım. Kendi adıma resmi belgeleri çıkarmakta büyük zorluk yaşadım ve toplumun damgalayıcı tutumuyla karşılaştım."
Kadın, Çocuğun Sesi Derneği ile tanışmasının yaşamında dönüm noktası olduğunu belirterek şöyle devam etti:
"Dernek bana psikolojik destek sağlayarak yeniden dengemi kazanmama yardımcı oldu. Çocuklarımın resmi kayıt işlemleri için hukuki destek verdi ve beni terzilik mesleki eğitim programına dahil etti."
Bugün evinde küçük bir atölye işlettiğini söyleyen kadın, "Ailemin geçimini sağlayabiliyorum. En önemlisi ise onurumu ve özgüvenimi yeniden kazandım. Artık kendimi mağdur değil, çocuklarının geleceğini kurabilen güçlü bir kadın olarak görüyorum" dedi.
Sivil toplum tek başına yeterli mi?
Çocuğun Sesi Derneği, yıllara dayanan deneyimi sonucunda kırılgan grupların topluma kazandırılmasının ancak ortak çabayla mümkün olabileceğini belirtiyor.
İnas Milyan, "Yasal düzenlemelerin varlığı tek başına yeterli değil. Asıl mesele toplumsal güvenliğin sağlanmasıdır. Sahada yürüttüğümüz çalışmalar yasa ile gerçek yaşam arasındaki boşluğu kapatmaya çalışıyor. Ancak toplumun bu gruplara bakışında köklü bir değişime ihtiyaç var" ifadelerini kullandı.
Bugün ise temel soru şu: Şiddet mağdurlarına destek olma yükü daha ne kadar yalnızca sivil toplumun omuzlarında kalacak?
Bazı geleneklerin hukuktan daha ağır sonuçlar doğurduğu bir toplumda Çocuğun Sesi Derneği gibi kuruluşlar, kadınlar ve çocukların yaşam ve onur hakkını savunan ilk savunma hattını oluşturuyor.
Ülke genelinde şiddet vakaları yüksek seviyesini korurken, bu derneklerin çalışmaları daha cesur ve kapsayıcı kamu politikaları hayata geçirilene kadar mağdurlar için geçici bir "güven köprüsü" olmaya devam ediyor. Çünkü bu kadınların mücadelesi yalnızca hayatta kalmak için değil; çocuklarıyla birlikte daha iyi bir gelecek kurmak ve sessizliğe boyun eğmemek için sürüyor.