Tülay Hatimoğulları'ndan iktidara çağrı: Temmuz'da çerçeve yasayı çıkaralım

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, PKK’nin aldığı kararların sonuçlarının hayata geçirilmesi için hukuki düzenleme yapılması gerektiğini belirterek iktidara “elinizi çabuk tutun” çağrısında bulundu.

Ankara- Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada, PKK’nin aldığı silah bırakma kararının ardından yasal düzenleme çağrısı yaptı. Kalıcı bir çözüm için hukuki güvence gerektiğini belirten Tülay Hatimoğulları, iktidara “çerçeve yasa için daha fazla gecikmeyin” çağrısında bulundu. Tülay Hatimoğulları ayrıca tarım krizi, NATO Zirvesi, cezaevi direnişleri ve Kürt meselesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasına Japonya'da gözaltına alındığı sırada yaşamını yitiren Sanatçı Murat Çiçek'i anarak başlayan Tülay Hatimoğulları, Japonya Hükümeti'ni konuya dair kamuoyuna açıklama yapmaya davet etti. Tülay Hatimoğulları, DEM Parti olarak konunun takipçisi olacaklarını dile getirdi. 

‘Üretim can çekişiyor’

Riha’nın Kaniya Xezalan (Akçakale) ilçesine bağlı Zoncuk köyünü ziyaret ettikleri bilgisini paylaşan Tülay Hatimoğulları "Köyde çok sayıda kadınla, çevre köylerden gelen Araplarla, Kürtlerle toplantı gerçekleştirdik. Birçok kentimiz gibi Urfa'da çok dertli. Urfa'da eğitim dert, sağlık dert, tarım bambaşka bir dert. Urfalılar bize şunu söyledi; ‘Akçakale Devlet Hastanesi'nde doktor bulamıyoruz. Kamu kurumlarında görevini yerine getirecek liyakatli insan bulamıyoruz. Bazı kamu görevlileri, kamu kurumlarına gittiğimizde bizi kötü davranıyorlar’ dediler. Bir ağır tablo da tarlalarda; mazot, gübre, ilaç, sulama, elektrik. Urfa'da hepsi sorun. Bakın maliyetler tavan yaptı, üretim can çekişiyor. Türkiye'de AKP iktidarı döneminde izlenen tarım politikalarını çokça eleştirdik ve izlenmesi gereken politikaları buradan, bu kürsüden de çokça ifade ettik. Bakın Urfalı ne yaşıyor: DEDAŞ çiftçinin kuyudan su alımını engellemek için elektrik direklerini söküyor. Akıl alır gibi değil. Toprağını sulamayan çiftçi toprağından kopuyor" diye konuştu.

‘Boğazımıza giren her lokmaya el koyuyorlar’

Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi sonrası yaşananlara işaret eden Tülay Hatimoğulları, şunları dile getirdi:

“Bu zirve Soğuk Savaş sonrası kurulan istikrar, işbirliği ve kurallara dayalı olduğu söylenen düzenin çatırdadığı bir dönemde toplandı. İnsanlık değerlerinin kapitalist emperyalist çarkın içinde un ufak edildiği bir dönemde, Ukrayna'da savaşın sürdüğü, Gazze'nin enkaz altında olduğu, Lübnan'a saldırıların devam ettiği bir dönemde toplandı. İran'la İsrail-ABD arasındaki gerilimin yeniden patlak verdiği bir dönemde gerçekleşti.”

NATO Zirvesi’nin sonuç bildirgesine işaret eden Tülay Hatimoğulları, “Bildirge ya da yansıdığı gibi Hürmüz Boğazı bu gerilimin tam da göbeğinde. Zirvenin sonuç bildirisine de dönüp baktığımızda barışa, eşitliğe, demokrasiye ve adalete dair hiçbir şey yok. Bütün dünya açlıkla karşı karşıya, yoksullukla karşı karşıya onlar nasıl daha fazla silah satın alırızın derdine düşmüş durumdalar. Bu zirvenin ana fikri; savunma sanayi, silah tedariği ve savaşa hazırlıklar büyüsün. Yapay zeka destekli silah sistemleri, siber savaş altyapıları, uzay teknolojileri ve 50 milyar doları aşan silah anlaşmalarının geldiğini gördük ve öncelik olarak bunlar ilan edildi. Savunma harcamalarını hepimiz hatırlayacağız. Zaten milli gelirin, üye olan her ülkenin milli gelirinin yüzde 5'inin silahlanmaya ayrılması gerektiği ile ilgili karar alınmıştı. Peki bütün bu kaynaklar nereden gelecek; Silaha akan her kuruş, silaha para akıtılan her ülke işçinin, emekçinin, yoksulun hakkını gasp ediyor. Boğazımıza giren lokmaya el koyuyorlar. Eğitim, sağlık, dünya ölçeğinde iyice gerilemiş durumda” diye konuştu.

‘Baskılar Ankara’yı sınıfta bıraktı’

Tülay Hatimoğulları, zirvenin Türkiye halklarına baskıyla yansıdığını ifade ederek “NATO zirvesinde Ankara'da yaşanan baskılar bir kez daha Ankara'yı sınıfta bıraktı. Ankara'da fiilen sokağa çıkma yasağı uygulandı. Protesto hakkını kullanan ya da kullanma ihtimali olan insanlar bir şekilde gözaltına alındı. Milletvekillerine ve arkadaşlarımıza polis şiddet uyguladı. Daha vahimi basında yaşandı. Bakın Türkiyeli gazeteciler NATO zirvesini izlemekte zorlanıyorlar. Türkiyeli gazeteciler gidip zirveyi izleyemedi. Yabancı gazetecilerin katıldığı bir oturumda NATO Genel Sekreteri'ne Türkiye'deki gözaltıları ve yaşanan baskı soruldu. Bununla ilgili TRT ne yapıyor? Çeviriyi o esnada durduruyor, yayını durduruyor ve bilginin Türkiye halkına akmasını, Türkiye toplumuna akmasını engelliyor” şeklinde konuştu.

‘Bir halkın hafızası yok edilmek istendi’

Konuşmasında Zilan Katliamı’na değinerek devam eden Tülay Hatimoğulları şu ifadeleri kullandı:

“Bugün 14 Temmuz Amed zindanlarının direnişinin yıldönümü. Geçen haftaysa PKK'nin silahları yaktığı 11 Temmuz'un birinci yılını geride bıraktık. Bu tarihler birbirlerinden bağımsız değil. Hepsi aynı meseleye işaret ediyor. İnkar ile demokrasi, çatışmayla barış arasındaki 100 yıllık mücadele. Zilan Deresi'nde binlerce Kürt, kadın, çocuk, yaşlı demeden katledildi. Yalnızca canlar alınmadı. Bir halkın hafızası yok edilmek istendi. Ardından 96 yıl geçti ama hala gerçekler açığa çıkarılmadı. Bir yüzleşme sağlanmadı. Adalet yerini zaten hiç bulmadı.

Yıllar sonra aynı inkarcı anlayış Diyarbakır Cezaevi'nde işkenceyle sürdü. Ancak orada tarihe kazınan yalnızca zulüm olmadı. Kemal Pirlerin, Hayri Durmuşların, Akif Yılmazların, Ali Çiçeklerin öncülüğünde yükselen 14 Temmuz direnişi insan onurunun en ağır baskı altında bile teslim alınamayacağını gösterdi. Ben buradan Zilan'da yitirdiklerimizi, 14 Temmuz'da direnerek hayatını kaybeden bütün devrimcileri ve yurtseverleri saygıyla, minnetle anıyorum.

Hukuku kurdukça barış gerçekten barış olur

11 Temmuz'da Süleymaniye'de silahlar yakıldı. Türkiye'de kalıcı barışı konuşmak için gerçekten tarihi bir fırsat doğdu. O ateş siyasetin, diyaloğun, demokratik çözüm iradesinin önünü aydınlattı. Tarih bazen bir kareye sığar. Tam da o karelerden birine biz Süleymaniye'de geçtiğimiz yıl 11 Temmuz tarihinde tanıklık ettik. Şimdi sıra bu süreci hukuka, Meclis iradesine, kalıcı barışın güvencesi olacak yasal zemine dönüştürmekte. Defalarca söyledik; barış tek başına silahların susması değil, hukuku kurdukça barış gerçekten barış olur. 22 Ekim girişiminde ve 27 Şubat'taki tarihi çağrıdan bu yana söylenen temel söz hiç değişmedi. Hukuk, kalıcı bir çözümün zemini hukuk olmalı ve teminatı da yasa olmalı. Bu nedenle kamuoyunun büyük bir merakla beklediği çerçeve yasa artık çıkmalı. 

İlk düğmeyi doğru iliklemek zorundayız

Yüz yıllık bir meseleyi tek bir yasayla çözemeyeceğimizin hepimiz farkındayız. Ancak ilk düğmeyi doğru iliklemek zorundayız. Çünkü yanlış iliklenen ilk düğme, geri kalan her düğmeyi yanlış hale getirir. Bu yaz mevsimini heba etmeyelim. Temmuz'da çerçeve yasayı çıkaralım. 1 Ekim'de Meclis açıldığında bu kök yasayı güçlendirecek demokrasi ve özgürlüklerin önünü açacak düzenlemeleri bir bir hayata geçirelim. Farklı düşündüğümüz noktalar olabilir. Bunları müzakereyle ve ortak akılla pekala çözebiliriz. İşte tam burada siyaset kurumunun tamamına, ülkemizin yüklemiş olduğu görev ve sorumlulukları yerine getirelim. Kimse kendi sorumluluğundan kaçmamalı, kimse izleyici pozisyon fonksiyonunda olmamalı. 

Barışın kapısından herkes geçebilmeli

DEM Parti olarak dört temel başlığın artık ertelenemeyeceğini düşünüyoruz. Bu başlıklarımız sırasıyla şöyle; birincisi kapsayıcı bir kök yasa. Barışın hukuku tarafların iradesini ve muhataplığını tanıyan bir zeminde kurulmalıdır. O gelir, bu gelmez tartışması olmamalı. Kategoriler olmamalı. Barışın kapısından herkes tereddüt etmeden rahatlıkla geçebilmeli. İkincisi, Meclis Komisyonu'nun raporlarında da yer aldığı gibi kayyum anlayışı son bulmalı. AİHM ve AYM kararları uygulanmalı ve seçilmiş irade tam anlamıyla güvence altına alınmalı. Üçüncüsü, demokratik siyasetin önündeki engeller kaldırılmalı.  Adliye koridorlarıyla, cezaevleriyle değil siyasetle konuşan bir Türkiye'ye dönüşmeli. İnsanın varlığı ve barış içindeki ortak yaşamı gerçekten son derece önemsenmeli ve bunu merkezimize alarak bizler çalışmaları yürütmeliyiz. Dördüncüsü Sayın Abdullah Öcalan'ın iletişim ve çalışma koşullarının demokratik çözümün ihtiyaçlarına uygun özgür bir biçimde düzenlenmesi. 

Yaraları iyileştirme zamanı

Yaklaşık 50 yıldır devam eden savaş ve çatışmalar sürecinde herkesin yüreğinde derin bir yara var. Şimdi bu yaraları derinleştirme değil iyileştirme zamanı. Sayın Öcalan Türkiye çözümünden ve bu yaraları iyileştirmekten yanadır. Ortak yaşamdan yanadır ve özgür çalışabilirse bu yaraları sarma konusunda çok önemli bir rol üstlenecektir. Toplumla rahatça konuşabilen, düşüncelerini özgürce paylaşabilen, çözüm perspektifini anlatabilen bir Öcalan'dır. Kürt halkının ve tüm Türkiye'nin önünü açar. Bu sürecin muhataplarına sesleniyorum. Hiçbir çözüm sürecinde yüzde 100 bir mutabakat olmaz. Olmasını da bekleyemeyiz zaten. Ancak hepimizin üzerinde birleşmesi gereken bir tek ilke var; sorunlar konuşularak, diyalogla, müzakereyle ve buna uygun olarak atılacak somut adımlarla ve pratikle çözülür.

Hukuk için elinizi çabuk tutun

Ekranlarda, kürsülerde, siyasetin kendi dilinde hala ötekileştirici hala kışkırtıcı bir üslup var. Hakir gören, çözümsüzlüğü dayatan bir dil var. Bu barış üretmez. Bu mevcudu sürdürür sadece. Bizse barışı üretecek bir dille konuşmak zorundayız. Bakın ülkenin 86 milyon yurttaşı kimliğiyle, diliyle, inancıyla, kültürüyle eşit ve onurlu bir yaşam hakkına sahip olmalı. Kürtlerin kimlikleriyle yaşama ve örgütlenme hakları vardır. Ve buradan iktidara sesleniyoruz. PKK'nin aldığı tarihi kararların sonuçlarını hayata geçirecek bir hukuk için elinizi çabuk tutun. Barışın gerektirdiği siyasi cesareti gösterin. Yasayı daraltmayın. Daha fazla ertelemeyin ve bu özel düzenlemeyi bir oldu bittiye getirmeyin. 

Barış sadece Kürtlerin meselesi değildir

Buradan yine muhalefete sesleniyoruz; barış hiçbir partinin mülkü değildir. Demokrasiye inanan herkesin ama herkesin ortak sorumluluğudur. Bu mesele başka bir bahara ertelendikçe sadece Kürt meselesi büyümüyor. Türkiye'nin demokrasi, Kürt sorunu derinleşir, büyür ve demokrasi açığı daha da büyür. Sivil topluma, emekçilere, emeklilere, kadınlara, gençlere, gazetecilere, aydınlara, yazarlara, sanatçılara, inanç topluluklarına seslenmek istiyorum. Barış sadece Kürtlerin meselesi değildir. Türkiye halklarının, Ortadoğu'nun, savaştan yorulmuş olan bu coğrafyanın tamamının ortak sorunudur. Bu konuda bizler, sadece izleyen, 'Hele bekleyelim, bakalım ne olacak?' diyen pozisyondan çıkmalıyız. Barışı hep birlikte daha güçlü sahiplenmeliyiz. Barışı daha güçlü sahiplenmeliyiz ki bu iktidar ve devlet daha çok adım atsın. 11 Temmuz'da bakın silahlar yakıldı. O ateşten geriye sadece kül kalmasın. O ateşten hukuk dolsun, kardeşlik doğsun, barış doğsun, ortak yaşam dolsun.

İktidar açıklama yapmakla yükümlü

Bunun koşulları hazır. Bunun koşullarının ilerletilmesi lazım. Adım atılması lazım bunun için. Gelin bu aşamada sürecin hukuki zemine kavuşmasının gecikmelerine son verelim. Bu süreçte yaşanabilecek gecikmelerden kaynaklanan bu yasayı başka bahara da bırakırsak; bir şey olmaz diyen anlayış ve iktidar yaşanabilecek tıkanıklıkların siyasi sorumluluğunu halka anlatmak zorundadır. İktidar atmadığı her adımın gerekçesini topluma açıklamakla yükümlüdür. DEM Parti olarak dün olduğu gibi bugün de bizler barışın toplumsallaşması için daha fazla çalışacağız. Büyük bir sabırla, kararlılıkla ve dirayetle barış etrafında kenetlenerek bu yolda yürümeye devam edeceğiz. Çünkü biz barışa yürekten inanıyoruz.

Barışı tesis etmek için ortada bir engel yok

Türkiye'de barışın Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemle çözülmesinin koşullarının fazlasıyla olgunlaştığının farkındayız. Bunun mevcut olan devlet ve iktidar anlayışı tarafında tarafından da böyle görülmesi gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz. Daha çok kan akmasın. Daha fazla anneler ağlamasın. Daha fazla bu topraklara insan kanı karışmasın. Ortadoğu coğrafyasında petrolden çok daha çok insan kanı var o topraklarda. Artık yeter ve barışı tesis etmek için ortada bir engel yok. Artık Sözden ve niyetten çıkarıp pratik adım atılmalı ve Meclis bu dönemde kapanmadan mutlaka ve mutlaka bir saat dahi beklemeksizin üzerinde mutabık olunacak bir çerçeve yasa parlamentoya gelmeli.”