Tülay Hatimoğulları: Barışı daha büyük düşünmeliyiz

DEM Parti’nin 5’inci Olağan Büyük Kongresi’nde konuşan Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları, Kürt meselesinin demokratik çözümünün artık ertelenemeyecek bir zorunluluk olduğunu belirtti.

Haber Merkezi- Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 5’inci Olağan Büyük Kongresi’ni Ankara’nın Yenimahalle ilçesindeki Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştiriyor. Kongrede partinin önümüzdeki dönemde izleyeceği siyasi ve örgütsel hat, Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile Kürt meselesinin demokratik çözümü öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.

Kongreye delegelerin yanı sıra DEM Parti milletvekilleri, belediye eş başkanları ve çeşitli siyasi parti ile demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri katıldı. Kongre divan seçimiyle başlarken, divan adına Neslihan Şedal konuştu. Neslihan Şedal, özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenleri ve Agirî Belediye Eş Başkanı Mehmet Akkuş’u andı. Saygı duruşunun ardından salonda “Şehit namirin” ve konuşmalar sırasında sık sık “Biji Serok Apo” sloganları atıldı.

‘Bir toplumun en büyük gücü barıştır’

Kongrede konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Ortadoğu’da ve dünyada birçok gelişmenin yaşandığını belirterek, “Küresel sermayenin krizinin bedeli; açlık, yoksulluk, savaş ve çatışma biçiminde halklara ödetiliyor. Emperyalizm, yeniden bir düzen kurarken bütün dünyayı ve özelde Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Rusya-Ukrayna savaşı ve İsrail’in Gazze işgali devam ediyor. ABD ve İsrail’in İran’a açtıkları savaş, Körfez ülkelerine kadar yayıldı. Silahlanmaya ayrılan bütçeler hızla büyüyor ve dünya bir nükleer tehdit altında” dedi. Suriye’nin hala yeni düzenini aradığını ifade eden Tülay Hatimoğulları, “Suriye’de Aleviler, Dürziler, Hristiyanlar hala ağır tehdit altında. Rojava, şu an eksik de olsa birçok kazanımla yoluna devam ediyor. Büyük göç dalgaları yaşanıyor. Küresel iklim krizi derinleşiyor. Dijital ve teknoloji çağı hayatı hızlandırıyor. Yapay zekanın geldiği boyut, üretim biçimini belirlemesi ve üretime katılımıyla birlikte dünya adeta yepyeni bir uygarlığın haberini bekliyor. Enerji koridorları yeni çatışma alanları, nadir toprak elementleri ise yeni bir dünya savaşının çağırıcısı haline geliyor. Sistem, bu çoklu kriz halini yönetebilmek için baskı rejimlerini güçlendiriyor. Dünya; erkek egemen, sağcı, ırkçı, milliyetçi ve otoriter bir dalganın etkisi altında. Türkiye, bu dünyadan ayrı bir ada değil. Böyle zamanlarda bir toplumun en büyük gücü barıştır. Dünyadaki bu gelişmeleri bizler değerlendirirken sadece emperyalizmin gelişmeleri bakımından ve onların bakış açısından değerlendirirsek eksik kalır. Bu ağır koşullara karşı halkların, toplumların mücadele dinamiklerinin büyüme olasılıklarını görmeli, değerlendirmeli ve buna göre yol almalıyız” şeklinde konuştu. 

‘Çözüm bir zorunluluk’

Kongrelerinin aynı zamanda üç yılın muhasebesi olduğunu dile getiren Tülay Hatimoğulları, şunları dile getirdi:

“Dünyadaki gelişmeler böyleyken ve dışarıdaki fay hatları derinleşirken, içeride yüz yıldır taşıdığımız Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülebilmesi için bizler bu dönemi çok sağlıklı bir şekilde değerlendirmeliyiz. Bu mesele, şu an bu koşullarda Türkiye için ertelenebilir bir mesele değil, bir zorunluluktur. Bu meseleyi tercih olmaktan çıkarıp bir zorunluluk olarak görmeli ve değerlendirmeliyiz. Önümüzdeki yüzyılda nasıl bir ülkede yaşayacağımızın tarihsel sınavını hep beraber vereceğiz. Bu kongre aynı zamanda üç yılın muhasebesidir. Üç yıl kısa bir zaman gibi görünebilir. Fakat bazı dönemlerde üç yıl, yüzyıllık değişimi içine sıkıştırır. Bu 3 yılda hem dünyada hem de Türkiye’de çok sarsıcı gelişmelere şahitlik ettik. Türkiye değişiyor, toplum değişiyor, kentler değişiyor. Gençlerin dünyayla kurduğu ilişki değişiyor. Siyasetin dili, haber alma biçimleri, örgütlenme yöntemleri değişiyor. Biz de değişiyoruz ve değişmeye, dönüşmeye devam etmek zorundayız. Bizlerin bu gelişmelere uygun siyasi ve örgütsel hattımızı yeniden konuşmamız, yeniden tartışmamız gerekiyor. Buna uygun bir biçimde hem siyasal hem de örgütsel hattımızın yepyeni bir evreye girmesi gerekiyor. Bu süre boyunca bazen toplumun önünde, bazen gerisinde yürüdük. Bazen halkımız bizi uyardı. Bazen bir yolu tarif etmeye çalışırken o yolun başka türlü yürünebileceğini toplumdan öğrendik”

‘Barışı kazanmak, hepimizin ortak geleceğini kazanmaktır’

Tülay Hatimoğulları, konuşmasına şu sözlerle devam etti:

“Bu bağlamda siyaset yaparken kendimize şu soruları soruyoruz, sormaya devam edeceğiz: İstanbul’un yoksul mahallesindeki geçinemeyen emekçinin, emeklinin, yoksulun taleplerini yeterince savunduk mu? Ağır yıkımla, tahribatla karşı karşıya kalan doğa için yeterince mücadele ettik mi? Çocuk işçiliğine karşı etkili mücadele yürüttük mü? Engelli yurttaşların engelsiz bir yaşama kavuşması için yeterince çalışma yapabildik mi? Türkiye’nin batısına Kürt meselesini yeterince anlatabildik mi? Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni, demokrasi mücadelesini siyasal ve toplumsal dinamiklerle yeterince ortaklaştırabildik mi? Değişen Kürt sosyolojisini anlamak, Diyarbakır’daki Kürt gencinin; Ankara, İzmir ve ülkenin batısında hayat kuran Kürt halkının dünyasını anlamak için ne yapabiliriz? Bizler kökümüzü, tarihsel birikim ve deneyimleri unutmadan; çağını anlayan ve buna göre kendini inşa eden bir yola giriyoruz. Tarihin içinden geleceğe yürüyoruz. Son üç yılda bu ülkenin önüne, uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir imkân çıktı: Türkiye yeniden Kürt meselesini konuşmaya başladı. Silahlar sustu. Bu gelişme sadece Kürt hareketi için değil, sisteme muhalif bütün kesimlerin demokratik zeminde mücadele olanaklarını ardına kadar açıyor. Bu süreci büyütmek, kalıcı barışı tesis etmek hepimizin insani, vicdani, siyasi ve toplumsal görevidir. Barışı kazanmak, hepimizin ortak geleceğini kazanmaktır. Biz bunu 86 milyon için, yüzyıllık gelecek adına yerine getirmeye hazırız. Kendimize güveniyoruz. Sizlere güveniyoruz. Halklarımıza güveniyoruz.

‘Ailelerin acısı bu ülkenin hafızasında’

1 Ekim 2024’te Meclis’te gerçekleşen bir tokalaşmayla görünür hale gelen yeni arayış, aylar içinde çok daha büyük bir siyasal sürece dönüştü. 27 Şubat 2025’te Sayın Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı yaptı; silahlı mücadelenin sona ermesi ve örgütsel yapının feshedilmesi yönünde tarihsel bir sorumluluk üstlendi. Ardından PKK, fesih kararını açıkladı. 11 Temmuz’da Süleymaniye’de silahların yakılmasıyla süreç yeni bir eşiğe geçti. 5 Ağustos 2025’te Meclis’te Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına başladı. 10 Ağustos’ta tarihî bir an olarak çerçeve yasa çıktı. Bu topraklarda Kürt meselesi farklı dönemlerde farklı isimlerle konuşuldu. Bazen inkar edildi, reddedildi. Bazen güvenlik başlığına sıkıştırıldı. Bazen konuşmanın kendisi suç sayıldı. Bazen çözüm ihtimali belirdi, ardından kapılar hemen kapandı. 1990’ların hafızasını bu toplum hala taşıyor. Boşalan köylerin, faili meçhullerin, cezaevlerinin, çatışmalarda yaşamını yitiren gençlerin, çocuklarını bekleyen ailelerin hafızası hala aramızda. Birçok gencimizin hayatını kaybettiğinin açıklandığı bir süreçteyiz. Birçok yerde taziyeler kurulmuş ve kurulacak durumda. Ben buradan başta Kürt halkına, çocuğunu yitirmiş bütün ailelerimize ve bütün halklarımıza başsağlığı dileklerimizi iletiyorum. Çatışmalarda evladını kaybetmiş asker ailelerinin acısı bu ülkenin hafızasında. Acılar yarıştırılmaz. Her acının kendi adı, kendi hikâyesi var.

‘Barışı daha büyük düşünmeliyiz’

Barış, bu ortak acıların bitmesini amaçlar. Hepimiz için kritik soru şu: Hiçbir halkın onurunu çiğnetmeden barışı büyütecek miyiz? Bizler barışacağız. Bunun için daha çok çalışacak, çok daha fazla emek verecek ve barışı bu topraklara armağan edeceğiz. Barışı, silahların susmasından daha büyük düşünmeliyiz. Çünkü barış; bir çocuğun gördüğü düştür. Bir işçinin alın terinin adil karşılığıdır. Bir emeklinin rahatça geçinebilmesidir. Bir gencin umudunun karşılık bulmasıdır. Bir kadının şiddetsiz, katledilmeden, özgür ve eşit yaşamasıdır. Barış, doğanın talan edilmemesidir. Seçme ve seçilme hakkının korunmasıdır. Kayyımların ortadan kalkmasıdır. Düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğüdür. Gazetecinin, yazarın, aydınların, akademisyenin, bilim insanının, sanatçının işini özgürce yapmasıdır. KHK’lının işine dönmesi ve iadeiitibarıdır. Muhalefetin üzerindeki yargı baskısının bitmesidir. Bir Kürdün anadilini özgürce konuşabilmesi, eğitim alabilmesidir. Bir Alevinin inancını özgürce yaşayabilmesidir barış.

‘Şimdi yük hepimizin omuzlarında’

Biz de Türkiye’nin yeni yüzyılının, bir tarafın diğerine boyun eğdirdiği, yendiği ya da yenildiği bir denklemle kurulamayacağını düşünüyoruz. Halkların birbirinin varlığına ve hukukuna razı olduğu bir ortaklıkla ortak yaşam kurulabilir. Barış gündelik hayata değmezse, gündelik hayatı değiştirmezse eksik kalır. Bu nedenle Sayın Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te ortaya koyduğu irade tarihsel önemdedir. Silahların bırakılması ve örgütün feshi konusunda üstlendiği sorumlulukla sürecin önünü ardına kadar açtı. Şimdi bu yük, aynı ağırlık ve sorumlulukla Türkiye’nin siyaset kurumunun, devletin, Meclis’in ve hepimizin omuzlarındadır. Bundan sonraki süreçte hem çerçeve yasanın hayata geçmesi hem de çerçeve yasa sonrası beklentilerin karşılanması; siyasetin, devlet kurumunun ve parlamentonun şu an önünde duran en önemli görev ve sorumluluktur. Meclis, 10 Ağustos 2026’da Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’u kabul etti. Bu kanunu önemsiyoruz. Her fırsatta ne kadar önemli olduğunu vurguladık. Ama aynı zamanda bu kanunun eksiklerini de belirttik. Hiçbir kanun kendi başına toplumsal barış yaratamaz. Kanun bir kapı açabilir. O kapıdan nasıl geçileceğini siyaset, hukuk ve toplum belirler. Şimdi önümüzde daha zor bir aşama var. O da barışı toplumsallaştırmaktır. Barış mahalleye, okula, ailelere, hanelere, Meclis’e, belediyeye, her yere girmeli. Barış, hiçbir iktidarın topluma bahşettiği bir lütuf değil. O halde barışı kim kuracak? Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının fotoğraflarını yıllarca ellerinden bırakmayan Cumartesi Annelerinin hafıza ısrarı kuracak. Barış Anneleri kuracak. Evladını askerlik yaparken kaybetmiş ailelerin acısı ve dirayeti kuracak. Kadın hareketinin birikimi, tecrübesi kuracak. İç barış, demokrasiyle taçlanırsa kalıcı olur.

‘Barışın yolunu beraber yürüyelim’

Sürece kaygılı, eleştirel yaklaşan kesimlere seslenmek istiyorum. Dostane, yapıcı öneri sunan, tartışan bütün kesimlerin eleştirileri baş göz üstüne. Bizim felsefemizde eleştiri-özeleştiri can suyudur, ilerleticidir. Sizden bir isteğimiz var: Birbirimize ihtiyacımız var. Bizleri bu süreçte yalnız bırakmayın. Eleştirilerinizle, farklılıklarımızla barışın yolunu beraber yürüyelim. Silahların susması, demokrasi mücadelesini büyütmek için muazzam olanaklar açıyor. Demokrasi mücadelesinin siyasal, toplumsal bütün özneleri olarak bunu en güçlü şekilde değerlendirebilmeliyiz. En önemli görevimiz demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir düzen kurmaktır.

Bu kongrenin anlamı tam da burada yatıyor. Bu bir hazırlık kongresidir. Bir eşik kongresidir. Güçlenmeye, güç katmaya davet kongresidir. Geride bıraktığımız dönemin deneyimlerini yanımıza alıp önümüzdeki büyük dönüşüme hazırlanıyoruz. Kendimizi tekrar etmek için değil, kendimizi yenileyebilmek için buradayız. Değişerek yönetmeye; adaletli, eşit, özgür ve demokratik bir inşaya hazırız. Toplum değişirken aynı kalan bir parti olamayız. Barışın dili değişirken eski dili kullanamayız. Kürt meselesi yeni bir evreye girerken siyaseti eski araçlarla sürdüremeyiz. Önümüzde kolay bir dönem olmadığının farkındayız. Barış süreçleri düz bir yol değildir; engebelidir, incedir, zordur, emek ister. İtirazlar olabilir. Provokasyonlar olabilir. Güvensizlikler çıkabilir. Bazen devlet ağır davranabilir. Bazen siyaset cesaretini kaybedebilir. Bazen toplum yorulabilir. Ama bizim görevimiz tam burada başlıyor. Barışı günlük havaya göre savunmayacağız. Çünkü barış bizim için konjonktürel bir tercih değildir. Bu topraklarda birlikte yaşamanın en ciddi siyasal programıdır.”