Tahran'daki Ocak katliamını anlattı: İnsanlar yine de özgürlükten vazgeçmedi

İran’daki Ocak protestolarına katılan İlham, kadınların direnişte üstlendiği rolü, yaşadıkları katliamı ve geride kalanlardan bahsederek, "Sokaklar kan lekeleriyle doluydu, ama insanlar yine de özgürlükten vazgeçmedi” diyor.

HALE EMİRİ

Tahran- İran'da 8 ve 9 Ocak’ta ekonomik kriz, siyasi baskılar ve haksızlıklara karşı başlayan kitlesel protestolar, güvenlik güçlerinin gerçek mermi kullanarak saldırmasıyla, tutuklama ve gözaltılar ile bastırılmaya çalışıldı.  Yüzlerce kişinin katledildiği, binlerce kişinin gözaltına alındığı protestoların üzerinden altı ay geçmesine rağmen, o günlere ilişkin pek çok tanıklık hala gün yüzüne çıkmadı.

Protestoların en önemli bileşenlerinden biri olan kadınlar, bu süreçte belirleyici ve görünür bir rol üstlendi. Ancak internetin geniş çapta kesilmesi ve İran rejiminin işlediği ağır suçlar nedeniyle, onların deneyimleri de birçok isim, anı ve tanıklıkla birlikte görünmez kaldı.

‘Kimse evde kalmadı’

İlham Kerimi (takma ad), Ocak protestolarında Tahran'da bulunan kadınlardan biri.  İlham, 8 ve 9 Ocak'ı bir başlangıç değil, uzun süredir devam eden protestoların bir devamı olarak görüyor ve o günleri şöyle anlatıyor:

“Protestoların Tahran Kapalı Çarşısı'nda başlamasının ardından neredeyse herkes bir şeylerin olacağını hissediyordu. İnternet kesildiğinde ve ilk sloganlar duyulmaya başladığında, mahallede çocuklardan yaşlılara kadar herkes dışarı çıktı. 8 Ocak'ta kalabalık 9 Ocak'a göre daha azdı ama ikinci gün apartmanımızda evde kalan kimse yoktu.”

‘Mahallede kadınlar ön saftaydı’

İlham kadınların protestolara nasıl katıldığı sorusuna ise şu yanıtı veriyor:

“Sokaklarda çok sayıda kadın vardı; hatta en ön saflarda duruyor ve slogan atıyorlardı. 8 Ocak'ta mahalledeki kadınlar çocuklarıyla birlikte çatıya çıktı. Büyük bir hoparlörümüz vardı ve onunla slogan atıyorduk. Ertesi gün ise hep birlikte sokağa indik. Küçük çocuğu olan kadınlar apartmanın girişinde bekliyordu. Ateş açılmaya başladığında birçok insanın hayatını onlar kurtardı. Yaralılar apartmana taşınıyor, yaraları başörtüleriyle sarılıyordu.”

‘Gerçek mermilere inanmak zordu’

İlham, protestolar sırasındaki atmosferi şöyle ifade ediyor:

“8 Ocak'ta güvenlik güçleri sokaklara indi ve mahalleleri kontrol altına aldı.  İnternet kesildikten sonra uydu kanalları dışında bilgi alabileceğimiz hiçbir kaynak kalmamıştı. Telefonlara uyarı mesajları geliyordu, devlet televizyonundan da tehdit içerikli yayınlar yapılıyordu. Ancak yapılan çağrıların ardından atmosfer tamamen değişti; insanlar gerçekten bir şeylerin değişeceğine inanıyordu.

İkinci gün sokaklar insanlarla doluydu. Her mahallede insanlar dışarıdaydı. Ben de 9 yaşındaki kızımla birlikte sokaktaydım. Bir anda silah sesleri duyduk. Herkes ara sokaklara doğru koşmaya başladı. O an kızıma önümde koşmasını söyledim; eğer bu taraftan ateş edilirse ona siper olabilmek için. O an gerçek mermilerle ateş açıldığına inanmak çok zordu. Kendimizi nereden ateş geleceğini bilmediğimiz gerçek bir savaşın ortasında bulmuştuk.”

İlham, 10 Ocak'ta yaşananları ise şöyle aktarıyor:

“O gece sokaklarda çok sayıda cenaze vardı. Sadece silah sesleri ve çığlıklar duyuluyordu. Ertesi sabah büyük kamyonlarla cenazeler sokaklardan toplandı. Telefonlar çalışmıyordu ve insanlar büyük bir şok içindeydi.

10 Ocak'ta protestolar daha sınırlı ölçekte yeniden başladı. Ortam tamamen askerileştirilmişti. Yakınlarını kaybeden insanlar bu kez sadece taşları ve öfkeleriyle sokağa çıkmıştı. Sabah saatlerinde protestolar daha çok hastaneler ve morgların önünde yoğunlaştı. Ama aynı gece yine ölüler ve yaralılar vardı.”

‘Bütün sokaklar kan lekeleriyle kaplıydı...’

İlham, yaşanan kayıpların ve travmanın boyutunu şu sözlerle anlatıyor:

“İnsanlar her açıdan zarar gördü. Bütün sokaklar kan lekeleriyle kaplıydı. Bu izler günlerce silinmedi. Hastaneler yaralılarla doluydu ama yaralar sadece bedensel değildi.

O gece hayatını kaybedenlerden biri, iki genç oğlunun başlarının kesildiğini gördükten sonra kalp krizi geçiren bir babaydı. Tanıdıklarımızdan birinin oğlu gözaltına alındığında ailesini aramış, tutulduğu yerin adresini bile vermişti. Ancak birkaç saat sonra aynı yerde cenazesi bulundu.

İsmi bilinmeyen onlarca kişi hastanelerde ya da insanların evlerinde tutuluyordu. Bazı insanlar yaralıları gece gizlice Tahran dışına, başka kentlere götürüyordu. Bazıları ise cenazeleri sabaha kadar taşımış, ertesi gün sevdiklerini defnedebilecekleri bir mezarlık aramak zorunda kalmıştı. O günlerden sonra Tahran ve Kerec'in sokakları iki ay boyunca taziye ilanları ve yaşamını yitirenlerin fotoğraflarıyla doluydu.

Yaşananlar uzun vadede çocukların da ruhunda derin korkular bıraktı. Bugün herkes yas ve travmayı yaşamaya devam ediyor.”

‘Tek talep özgürlük ve değişimdi’

İlham sözlerini şu ifadelerle tamamlıyor:

“Hayatını kaybeden ya da yaralanan gençlerin tek isteği özgürlük ve değişimdi. Bu protestolar, halkın gözünde Pehlevi ailesine ve İran dışındaki bazı medya kuruluşlarına yönelik algıyı da değiştirdi. Çünkü bazı çevreler protestoları kendi çıkarları için sahiplendi ve gençlerin öldürülmesini sıradanlaştırdı. Bunca suça, acıya ve dökülen kana rağmen umudumu koruyorum. İran halkının sesi dünyanın dört bir yanında duyulsun ve gerçek özgürlüğü yaşayabilelim.”