Kadınlar konferansta kalıcı barış ve eşit yurttaşlığı tartıştı

Ankara’da “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” şiarıyla düzenlenen konferansta kadınlar, kalıcı barışın toplumsallaşması, eşit yurttaşlığın güvence altına alınması ve kadınların karar alma süreçlerinde özne olması gerektiğine dikkat çekti.

Ankara- Kalıcı barışın inşası ve ortak mücadeleyi büyütmek amacıyla “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” şiarıyla TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası’nda konferans düzenleniyor. Konferansın açılış konuşmalarını sanatçılar Feryal Öney ve Rugeş Filiz gerçekleştirdi.

“Özgürlükler, demokrasi, adalet ve eşit yurttaşlık” başlıklı ilk oturuma akademisyenler Feride Eralp ve Füsun Üstel, siyasetçiler Gültan Kışanak ve Zeynep Altıok Akatlı ile yazar Hidayet Şefkatli Tuksal konuşmacı olarak katıldı.

Konferansa Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, farklı siyasi partilerin temsilcileri ve kadın örgütlerinin temsilcileri katıldı.

Açılış konuşmasını Feryal Öney Türkçe, Rugeş Filiz ise Kürtçe gerçekleştirdi. Konuşmalarında kadınların kazanılmış haklarının hem Türkiye’de hem de dünyada saldırı altında olduğunu belirten kadınlar, Kürt sorununun demokratik çözümü ve barış için tarihî bir fırsatın oluştuğunu ifade etti. Adalet ve eşitlik vurgusunda bulunan kadınlar, kadınların bu sürecin öznesi olması ve kararların alınmasında iradeleriyle en ön sırada yer alması gerektiğinin altını çizdi.

‘Soru sormak mücadelenin olmazsa olmazı’

Moderatör Cansu Çamlıbel, konuşmasında kamusal alanların daraldığı, basit bir cümle kurmanın ve soru sormanın dahi zorlaştığı bir dönemden geçildiğine dikkat çekti. Cansu Çamlıbel, “Sözün kendisi mücadelenin ta kendisi hâline geldi. Soru sormak da bu mücadelenin olmazsa olmazı. Soruları sormaya devam edeceğiz. Sizler de toplum olarak soru sormaya devam etmelisiniz” dedi.

Tartışmanın temel sorusunun, demokratik hakların daraltıldığı bir dönemde kalıcı barışın ve eşit yurttaşlığın nasıl güvence altına alınacağı olduğunu ifade eden Cansu Çamlıbel, kimin hangi haklara sahip olacağının iktidar tarafından belirlendiği bir ortamda eşit yurttaşlığın ne anlama geldiğinin ve nasıl bir içeriğe kavuşması gerektiğinin tartışılmasının önemine işaret etti.

‘Eşit yurttaşlık ve artı haklar gerekli’

Oturumda ilk sözü alan akademisyen Füsun Üstel, DEM Parti’nin Meclis’te kurulan komisyona sunduğu rapora dikkat çekti. Geçiş hukukunun mimarisine ilişkin düzenlemelerin anayasa değişikliği gerektiren ve gerektirmeyen farklı boyutları olduğunu kaydeden Füsun Üstel, eşit yurttaşlık tartışmasının yalnızca hukuki statü üzerinden ele alınamayacağını söyledi.

Alevilerin eşit yurttaşlığı ve inanç özgürlüğü, siyasi partiler ve seçim kanunlarında yapılması gereken değişiklikler, eğitim ve öğretimde ana dilin kullanılması ile Türk vatandaşlığını tanımlayan Anayasa’nın 66’ncı maddesinin bu tartışmanın önemli başlıkları arasında bulunduğunu belirten Füsun Üstel, “Burada eşit yurttaşlık talebi, devlet ve birey arasında yansız bir yurttaşlık anlayışını ifade ediyor. Ancak burada iki mesele var. Yurttaşlık, içerdiği kadar dışarıda bırakan bir kimlik ve sınırlar da taşıyor. Vatansızlar, göçmenler ve yurttaşlığını kaybedebilecek kişiler açısından bu dışlayıcılık açıkça görülüyor. Ancak iç sınırlar da var. Hukuken eşit yurttaş olmak, fiilen eşit olmak anlamına gelmeyebiliyor. Sınıfsal ve başka türden hiyerarşiler bu eşitliği örtüyor. Özgürlüklerin ve hakların tırpanlandığı, hak arama mecralarının kalmadığı, kamusal alanın daraldığı ve yeni dışlanma biçimlerinin ortaya çıktığı bir ortamda eşit yurttaşlık yeter mi? Bir de aslında bize gerekli olan eşit yurttaşlık ve artı haklar” ifadelerini kullandı.

‘Eşit yurttaşlık talebi kadınlar açısından yeterli değil’

Eşit yurttaşlık kavramının kadınları ne ölçüde kapsadığının ayrıca tartışılması gerektiğini vurgulayan Füsun Üstel, mevcut yurttaşlık anlayışının arka planında eril normların ve patriarkal hiyerarşilerin bulunduğuna dikkat çekti. Kadınların yurttaşlık haklarının tarihsel olarak sınırlandırıldığını belirten Füsun Üstel, ikili cinsiyet rejiminin dayatıldığı ve aile normlarının devlet düzeninin bir parçası hâline getirildiği koşullarda eşit yurttaşlık talebinin kadınlar açısından yeterli olmadığını ifade etti.

Otoriter rejimlerin bu politikaların arkasındaki temel dinamiklerden biri olduğunu söyleyen Füsun Üstel, “Sadece yerelde değil, küresel düzeyde de kadınlara ve LGBTİ+'lara karşı ittifakın çok yükseldiğini görüyoruz. Bunun arkasında otoriter rejimler var ve bu cephe savaşı kadınlara karşı sürdürülüyor. Kadınlar için eşit yurttaşlık ve artı taleplerde bulunmak gerekiyor. Elbette evrensel normların yetmediği alanları da barış ve demokratik toplumun inşasında tartışarak gündeme getirebiliriz” ifadelerini kullandı.

‘Farklı yurttaşlık tartışmaları için üç başlıklı öneri’

Farklı yurttaşlık imkânlarının tartışılması gerektiğini belirten Füsun Üstel, üç başlık önerdi. Bunların farklılaştırılmış, onarıcı ve toplumsal cinsiyet temelli yurttaşlık olduğunu ifade eden Füsun Üstel, “Farklılaştırılmış yurttaşlık, hukukun ve toplumsal yapıların farklılıkları dikkate alarak fiilî eşitliği sağlamasını ifade ediyor. Onarıcı yurttaşlık ise geçmişteki adaletsizliklerle, ayrımcılıklarla ve eşitsizliklerle demokratik müzakere yoluyla hesaplaşmayı, dışlanma pratiklerini onarmayı öngörüyor. Toplumsal cinsiyet temelli yurttaşlık da kadınların ve LGBTİ+'ların taleplerini, beklentilerini ve uğradıkları ayrımcılıkları merkeze alan bir anlayış” dedi.

Bu tartışmaların bütçe politikalarına da yansıması gerektiğini belirten Füsun Üstel, DEM Parti Kadın Meclisi’nin “Eşitliğin, Özgürlüğün ve Barışın Bütçesi” çalışmasını önemsediklerini vurgulayarak, kadınların ihtiyaç ve taleplerinin bütçe politikalarında görünür kılınması gerektiğini söyledi.

‘Kadınlar için adalet sağlanmadan barış olmaz’

Feride Eralp ise konuşmasına İpek Er’in fotoğrafına dikkat çekerek başladı. Kadınlara yönelik erkek şiddetinin cezasızlık politikalarıyla sürdüğünü belirten Feride Eralp, “İpek Er şahsında katledilen tüm kadınların failleri; asker, polis, bürokrat ya da valinin oğlu oldukları, sırtları güçlü olduğu için cezasız kalıyor. Tüm kadınlar için adalet sağlanmadan barış nasıl mümkün olabilir? Savaş, gündelik hayatta kadınların bedenine, canına yönelik erkek şiddeti biçiminde devam ediyor. Özellikle sırtını devlete ve güce dayayan erkekler, başlarına hiçbir şey gelmeyeceğini bilerek pervasızca hareket ediyor” dedi.

Eşit yurttaşlık tartışmasının aile politikalarından bağımsız ele alınamayacağını vurgulayan Feride Eralp, “Bugün toplumsal cinsiyet eşitliği tabu hâline getirilmeye, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkışın gerekçesi yapılmaya çalışılıyor. İktidarların yalnızca siyasi ve ekonomik değil, aynı zamanda patriarkal bir ittifak üzerinden kurulduğunu görmeliyiz. Aile hem iktidarın kurulduğu hem de toplumu dizayn etmek için yeniden ürettiği bir mekanizma. Bugün ‘Aile Yılı’ ve nüfus politikaları kapsamında kadınların bedenleri nüfusun artırılmasının aracı olarak görülüyor” dedi.

Kadınların doğurmasının, gençlerin ucuz iş gücü olmasının, yaşlıların bakımının ise yine kadınların emeği üzerinden karşılanmasının beklendiğini dile getiren Feride Eralp, “Kadınların emeğini sömürülebilir hâle getiren, LGBTİ+'ların varlığını tanımayan bu politikalar birbirinden ayrı değerlendirilemez. Demokrasi hepimizin meselesi ancak kadınların mücadelesini yalnızca kadınların meselesi olarak görmek, bu düzenin nasıl işlediğini anlamamızı engelliyor” ifadelerini kullandı.

‘Barışın bir kültür olduğunu unutmamalıyız’

Zeynep Altıok Akatlı, barışın yalnızca siyasi bir hedef değil, aynı zamanda bir kültür ve dil meselesi olduğunu belirterek, şiddet kültürü içerisinde barış kültürünün eritildiğini ifade etti. Barışın kurulabilmesi için toplumların birbirini tanıması, geçmişte yaşanan acıların ve eşit yurttaşlık mücadelesinin bilinmesi gerektiğini vurgulayan Zeynep Altıok Akatlı, “Birbirimizin bilmediğimiz yönlerinde, katılmadığımız fikirlerinde çoğalabileceğimizi ve birbirimize bir şeyler öğretebileceğimizi düşünüyorum. Barışı konuştuğumuz her seferinde aynı heyecanla sahiplenirken hangi dilin bize öğretildiğine, hangi dili farkında olmadan benimsediğimize bakmalıyız. Muhalefetin kendi içindeki tartışmalarda bile iktidarın şiddet dilini, kavgacı söylemlerini benimsemesi, barışın bir kültür olduğunu unutturuyor” diye konuştu.

‘Bir şiddet kültürüyle karşılaşıyoruz’

Barışın herkesin barışı olması gerektiğini dile getiren Zeynep Altıok Akatlı, Sivas Katliamı faillerinin serbest bırakılmasına ve insanlığa karşı suçlarda cezasızlığa dikkat çekti. Geçmişte yaşanan acılarla yüzleşilmeden ve barış söylemiyle çelişen uygulamalar tartışılmadan kalıcı barışın kurulamayacağını kaydeden Zeynep Altıok Akatlı, “Başkalarının barışı diye bir şey yok. Hepimizin barışı olmadığı sürece barış kurmamız mümkün değil. Kadın ve Kürt olmak, kadın, Kürt ve Alevi olmak; işçi, bekâr ya da boşanmış olmak, bütün bu sıfatları yan yana koyduğunuzda her şeyin suç olarak geri döndüğü bir şiddet kültürüyle karşılaşıyoruz” dedi.

‘Çoğulculukla ortak bir gelecek kurulabilir’

Gültan Kışanak ise özgürlüğün başkalarından izin bekleyerek değil, kişinin kendi iradesiyle kurabileceği bir alan olduğunu belirterek, “Özgürlük denilen şey bizde başlıyor, bizde bitiyor. Egemenlerin, erkeklerin, büyüklerin, otoritelerin izin verebileceği bir yer değil. Sen yapmazsan olmuyor” dedi.

Demokrasinin de yalnızca temsil ve seçimlerden ibaret olmadığını, kadınların gündelik ihtiyaçlarını dinleyerek ve karar süreçlerine katılımlarını sağlayarak kurulabileceğini ifade eden Gültan Kışanak, “Demokrasinin ancak katılarak, yerinden, birlikte yaparak gerçekleştirilebileceğini öğrendim” diye konuştu.

Eşit yurttaşlığın yalnızca yasalarla sağlanamayacağını vurgulayan Gültan Kışanak, “Ataerkil, kapitalist, kolonyalist sistemleri değiştirmeden eşit yurttaş olabilmemiz mümkün değil” ifadelerini kullandı. Farklı kimliklerin ortak mücadele zemininde buluşabileceğini belirten Gültan Kışanak, çoğulculukla ortak bir geleceğin kurulabileceğini söyledi.

‘Gençler kendi yollarını bulmalı’

Gençlerin geleceğin sorumluluğunu üstlenerek kendi dinamiklerini açığa çıkarması gerektiğini belirten Gültan Kışanak, “Biz onlara bir yol gösteremeyiz. Gençler kendi yolunu buluyorlar, kendi yollarını bulmalılar. Ama lütfen bizden talep eden, bekleyen, isteyen, şikâyet eden, olmuyor diye bir kenara çekilen olmayı öğrenmesinler” dedi.

Mücadelenin kuşaklar boyunca süren bir süreklilik olduğunu vurgulayan Gültan Kışanak, herkesin kendi öncelikleriyle kamusal alana çıkmasının yanı sıra ortak sorunlar etrafında buluşması gerektiğini söyledi.

‘Barış toplumsal mutabakatla kurulabilir’

Türkiye’de Kürt kimliğinin ve dilinin tanınmamasının çatışmayı beslediğine dikkat çeken Gültan Kışanak, “Her çatışma tekerrür ettiğinde hepimizin hayatlarından, özgürlüklerinden ve daha iyi bir gelecek kurma hayallerinden çok şey alıp götürüyor. Bu düğümü artık çözmemiz gerekiyor” diye konuştu. Güney Afrika deneyiminden örnek veren Gültan Kışanak, farklı dillerin tanınmasının mümkün olduğunu belirterek, “Bu Kürtlerin sorunu değil, hepimizin sorunu. Bilmek sorumluluktur. Bugün burada konuştuk, artık biliyoruz. Bu bilme hâli bize sorumluluklar yükledi” ifadelerini kullandı. Barışın toplumsal mutabakatla kurulabileceğini söyleyen Gültan Kışanak, “Toplumsal mutabakat kurulabilirse hiçbir iktidar bunun önünde engel olamaz. Barışı kuracağımıza inanıyorum” dedi.

‘Barış sürecine dair heyecanımızı kaybettik’

Yazar Hidayet Şefkatli Tuksal, geçmişteki çözüm süreçlerinin yarattığı hayal kırıklıklarına ve toplumda gelişen güvensizliğe dikkat çekerek, “Bu kaçıncı çözüm süreci, kaç kere uğraştık? Hatta ben bu çözüm süreciyle çok ilgilenmedim bile. Niye? Ne olacağı belli değil. Nasıl olsa bize bir şey soran yok, oralarda bir şeyler pişiyor, bakalım ne olacak diye düşünüyoruz. Bir şeyler olmaya çalışıyor, geri dönüyor, insanlar tutuklanıyor” dedi.

Süreç boyunca düşmanlığın körüklendiğini belirten Hidayet Şefkatli Tuksal, iktidar barışa ikna olsa bile toplumda oluşan düşmanlık nedeniyle insanların ikna edilmesinin zorlaştığını söyledi.

‘Herkes kendi modeli üzerinden katkı sunmalı’

Barışın toplumsallaşması için farklı yöntemler geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Hidayet Şefkatli Tuksal, “Her konuda uzlaşarak ilerlemenin mümkün olmadığını düşünüyorum. LGBTİ+ meselesi bazı insanlar için hâlâ çok hassas, Kürt meselesi de uzun süre böyleydi. Bu nedenle farklı modeller üretilmeli. İnsanlara ‘Barış sürecine nasıl katkı verebilirsiniz, siz ne yapabilirsiniz?’ diye sormalıyız” diye konuştu.

Herkesin kendi imkânları ve öncelikleri doğrultusunda sorumluluk alması gerektiğini vurgulayan Hidayet Şefkatli Tuksal, “Küçük inisiyatiflerle, yeni arayışlarla ilerlemek gerekiyor. Herkes ne yapabileceği üzerine düşünmeli, farklı modeller ortaya çıkmalı ve herkes kendi modeli üzerinden katkı vermeli” dedi.

Amed’de farklı siyasi görüşlerden kadınların katılımıyla gerçekleştirdikleri buluşmada yaşananları da aktaran Hidayet Şefkatli Tuksal, katılımcıların helva pişirirken kendi acılarını ve ötekileştirilme hikâyelerini paylaştığını, bu ortak deneyimin birbirini anlamak açısından önemli bir alan açtığını anlattı.

‘Bir şeyler yapmamız gerekiyor’

Barışın yalnızca sözle savunulamayacağını, gündelik hayatta somut adımlar atılması gerektiğini belirten Hidayet Şefkatli Tuksal, kendi deneyiminden örnek vererek, “Türkiye’deki dil meselesini protesto etmek için benim Kürtçe öğrenmem lazım. Mardin’de kitapları aldım, derslere gittim. Bir şeyler yapmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Barışın toplumsallaşması için herkesin kendi hayatında değişim yaratacak adımlar atması gerektiğini söyleyen Hidayet Şefkatli Tuksal, “Bütün gerçekleri söylemek, bazı bilinçleri uyandırabilir ama pratikte ne kadar şeyi değiştirebiliyoruz? Biz bir sürü şey biliyoruz, kendi hayatımızda ne kadarını değiştirebiliyoruz? Bu işin sorumluluk boyutunu vurgulamalıyız. Küçük adımlar, en somut adımlar nasıl atılabilir, bunun üzerinde durmalıyız. Modelleri üretelim, istişare hâlinde olalım, bunları konuşalım. Barışı bu şekilde toplumsallaştırabiliriz” diye konuştu.

İki tur hâlinde düzenlenen oturumda katılımcıların katkı ve sorularına yer verildi.