Sürekli kriz, sürekli belirsizlik: İran’da geleceksizlik hali

İran’da yıllardır süren ekonomik ve siyasi krizler, toplumsal yaşamı derinden etkiliyor. Asıl sorun, insanların geleceği planlama ve normal bir yaşam kurma imkanını giderek kaybetmesi.

ŞİLAN SEQİZÎ

Haber Merkezi - İran’da son 40 yılda “istisnai durum”, yalnızca hukuki veya felsefi bir kavram olmaktan çıkıp bir yönetim tekniğine dönüştü.

Toplum sürekli olarak “mevcut hassas koşullar”, “tarihi kırılma”, “dış tehdit”, “iç fitne” ya da “kırılgan ulusal birlik” gibi gerekçelerle olağanüstü halde tutuluyor. Böylece insanlar ne siyasi haklarını kullanabiliyor ne de yarınlarını planlayabiliyor.

Sonuç olarak halk, sadece siyasi haklardan değil, gelecek için plan yapma imkanından da mahrum bırakılıyor. Son yıllardaki ekonomik kriz, protestoların bastırılması, internet kesintileri ve yeni savaş, bu mantığı slogan düzeyinden günlük hayata, ekmek parasına, kira ve iletişim kesintilerine kadar indirdi.

2025 sonu ve 2026 başında yeni protestolar

2025’in sonunda ve 2026’nın başında, geçim krizi ve riyalin çöküşüyle ülke çapında yeni protestolar patlak verdi. Riyal 2025’te değerinin neredeyse yarısını kaybetti. Aralık ayında yıllık enflasyon yüzde 42,5’e ulaşırken, Ocak 2026’da hane halkı aylık enflasyonu yüzde 60’a kadar çıktı. Aynı dönemde, 8 Ocak 2026’dan itibaren internet ülke genelinde fiilen kesildi veya ağır şekilde kısıtlandı; kısıtlamalar aylar boyunca devam etti. İran İletişim Bakanlığı bile bu “susturma” operasyonunun günlük maliyetinin onlarca milyon dolar olduğunu açıkladı.

Ancak mesele sadece ekonomik yoksulluk değil. Daha derin bir sorun var: Her gün “acil durum” olarak yönetilen bir toplum, yavaş yavaş geleceği hayal etme yetisini kaybediyor. Savaş, tehdit, tutuklama, idam, enflasyon, işsizlik, ambargo ve şimdi de dijital karartma… Zamanı kapalı bir odaya dönüştürüyor. İnsanlar bu odada sadece hayatta kalmak için nefes alıyor, yaşam kurmak için değil.

İnsan hakları raporları, 2025-2026 protesto dalgasının ölümcül bir şiddetle bastırıldığını gösteriyor. Yasadışı güç kullanımı, protestoculara ateş açılması ve geniş çaplı gözaltılar sıkça rapor edildi. Böyle bir ortamda “yarın”, kolektif bir ufuk olmaktan çıkıp nadir bulunan bir lükse dönüşüyor.

Acil durum hükümeti ve ‘geleceksizlik’ üretimi

İran uzun yıllardır “askıya alma” mantığıyla yönetiliyor: Normal hukukun askıya alınması, normal refahın askıya alınması, diyalogun askıya alınması, geleceğin askıya alınması… Bu mantıkta iktidar halktan sürekli “tahammül”, “sabır”, “dayanıklılık” göstermesini ve “koşullardan geçmesini” istiyor. Ama bu geçiş hiçbir zaman somut bir hedefe varmıyor.

Burada dayanıklılık, insani bir erdem olmaktan çıkıp adaletsiz bir statükonun devamını sağlayan siyasi bir araca dönüşüyor. Yeni savaş ve yarattığı baskılar bu döngüyü daha da şiddetlendirdi.

Reuters’ın 2026 baharındaki haberine göre, İran-ABD/İsrail savaşı sadece siyasi krizi değil, fiyat patlamalarını, enerji krizini ve piyasalardaki kaosu da tetikleyerek milyonlarca kişiyi daha fazla yoksulluğa itme riski taşıyor. Başka bir rapora göre ise savaşın sonuçları (yakıt ve gübre sıkıntısı vb.) 30 milyondan fazla kişiyi yeniden yoksulluğa sürükleyebilir.

“Geleceksizlik” yalnızca psikolojik bir depresyon hali değil; yapısal bir “zaman yoksulluğu”nun ürünüdür. Gerçek gelir sürekli düşerken, internet kesik, protestolara kurşunla saldırı oluyorken ve her kur dalgalanması yeni bir sınıfın çöküşü anlamına gelirken, gelecek “zihinsel bir lüks” haline geliyor. İnsanlar hayatı artık bir proje olarak görmüyor; sadece anlık tepkilerle yaşıyor. İşte tam da bu noktada acil durum hükümeti kendini yeniden üretiyor: Her kriz bir sonraki krizi meşrulaştırıyor, her baskı “güvenlik” adına yeni bir askıya almayı normalleştiriyor. Toplum bu süreçte “vatandaş” olmaktan çıkıp “yönetilebilir bedene” dönüşüyor.

Ekonomi ve hayallerin çöküşü

Geleceksizlik, ekonomiyi anlamadan anlaşılamaz. 2025’te riyal değerinin yaklaşık yarısını kaybetti. Ocak 2026’da resmi yıllık enflasyon yüzde 43 civarındaydı ve halkın satın alma gücü büyük ölçüde eridi. Aynı dönemde ekonominin daralma sinyalleri verildi: 2025’te GSYİH’nin (Gayrisafi Yurt İçi Hasıla) yüzde 1,7, 2026’da ise yüzde 2,8 küçülmesi bekleniyordu.

Bu rakamlar kuru istatistik değil; günlük hayatın yavaş yavaş çürüdüğü anlamına geliyor. Kira, ilaç, çocuk eğitimi gibi en temel planlar bile enflasyon altında eziliyor. Bu durumu sıradan bir ekonomik krizden ayıran şey, enflasyonla siyasi tıkanıklık ve iletişim kesintilerinin birleşmesidir.

2026’nın ilk aylarında protestolar sürerken ülke genelinde internet fiilen kapatıldı. Bilgi akışı büyük ölçüde kesildi, telefon görüşmeleri dahi aksadı. Sonradan anlaşıldı ki bu kesinti yalnızca teknik bir karar değildi; siyasi krizin kontrol altına alınmasının bir parçasıydı.

Anlatı kanalları kapandığında gelecek de kapanır. Çünkü gelecek, karşılaştırma, örgütlenme ve alternatif hayal etme imkânıyla şekillenir. İnternet olmadan bu üç imkân da zarar görür. İnsanlar daha az bilir, daha az örgütlenir ve “bugün”den öteye gidemez.

Kolektif oluşumun kırılması

2025-2026 protestoları sadece fiyatlarla ilgili değildi; yaşam imkânının kendisiyle ilgiliydi. İnsan hakları kaynakları, rejimin 28 Aralık 2025’ten itibaren protestolara ölümcül şiddet ve kitlesel gözaltılarla cevap verdiğini bildirdi. Toplum acısını siyasi dile dökmek istediğinde şiddetin duvarına çarpıyor.

Bu döngü, Yeşil Hareket’ten 2017 Aralık olaylarına, 2019 Kasım’ına ve “Jin, jiyan, azadî”ye kadar defalarca tekrarlandı: Umut doğuyor, bastırılıyor, süreklilik imkânı yok ediliyor. Her döngüde kolektif zaman kısalıyor, gelecek hafızası zayıflıyor.

Bu açıdan internet kesintisi sadece sansür aracı değil, tarihsel sürekliliğin koparılması aracıdır. Kendini “biz” olarak göremeyen toplum, yalnız bedenler yığınına dönüşür. Ocak 2026’da İran’ın dijital ekonomisi ağır darbe aldı, işlem hacimleri çöktü. İletişim Bakanlığı bile günlük kesinti maliyetinin çok yüksek olduğunu kabul etti. Yani internet kesintisi yalnızca ifade özgürlüğü meselesi değildir; geçim, ticaret, tedavi, eğitim ve aile bağları meselesidir. Bu bağlar koptuğunda insanlar yalnızlaşmakla kalmaz, zamandan da koparılır.

Neden “geleceksizlik” anlaşılamıyor? Cevap acı: Çünkü geleceksizlik giderek normalleşti. Hem iktidar hem de muhalefetin bir kısmı “tahammül”, “direnç”, “dayanıklılık” ve “kurtuluş” dilini kullanıyor ama normal bir yaşamın mümkün olup olmadığını pek tartışmıyor.

Sonuç: Gelecek hala inşa edilebilir mi?

Bugün İran’da gelecek, büyük vaatler meselesi değil; küçük imkânların geri kazanılması meselesidir: Konuşabilme imkânı, bir araya gelebilme imkânı, özgür internet, geçim güvenliği ve korkusuzca nefes alabilme imkânı…

Bu imkânlar yoksa toplum kapalı bir döngüde döner: Baskı, yoksulluk, yorgunluk ve unutuş…İşte kolektif geleceksizliğin gerçek anlamı budur.

Bu döngüden çıkmak istiyorsak önce şunu kabul etmeliyiz: Sorun sadece “tarihi talihsizlik” değildir. Sorun, krizden beslenen ve umuttan korkan yönetim yapısıdır. Bu döngü kırılmadıkça halk her gün dünden daha fazla, yaşamı bir hak olarak değil, bir “erteleme” olarak deneyimleyecektir. Ertelemek yaşamın en kötü halidir; çünkü her an size “henüz yaşama zamanı gelmedi” diye hatırlatır.