Üniversitelerin kapanması genç kadınları yeniden evlere mahkum etti
Ataerkil baskıdan uzaklaşmak için eğitime tutunan birçok genç kadın, yurtlarda kendilerine küçük de olsa özgür bir yaşam alanı kurdu. Savaşın ardından bu alanların kapanması, onları yeniden aile denetimine ve belirsiz bir geleceğe mahkum etti.
SARAH POURKHAZARİ
Kirmanşan - Demir parmaklıklarla çevrili yüksek duvarlar, güvenlik kameraları, sıkı güvenlik görevlileri ve bazen dikenli tellerle çevrili bu yer, gerçek bir hapishane imajı uyandırıyor; her geçene kısıtlama ve kontrolü hatırlatan bir mekan. Ancak bu soğuk ve cansız duvarların ardında başka bir hayat sürüyor; birçok genç kadın ve kız çocukları canla başla mücadele ediyor. Kötü ile daha kötü arasında bir seçim yapmak zorunda kalan kız çocuklar, bu zor koşullardan kurtulmanın, özgürlüğe ve biraz bağımsızlığa ulaşmanın bir yolunu bulmaya çalışıyorlar ve bu mekan da kız yurtlarından başka bir yer değil.
Erkek egemen normların yaşamın birçok alanını belirlediği bir toplumda kadınlar, en temel kişisel ihtiyaçları konusunda bile özgürce karar veremez. Çoğu zaman yalnızca ihtiyaçlarına dayanarak seçim yapmaları yeterli görülmez; attıkları her adımın aile ve toplum nezdinde meşru kabul edilmesi için kabul edilebilir bir gerekçeye ya da zorunlu bir nedene dayanması beklenir. Böyle bir toplumsal yapıda kadınların bağımsızlığı doğal bir hak olarak değil, sorgulanan ve çoğu zaman hoş karşılanmayan bir durum olarak değerlendirilir. Bu nedenle kız çocukları yalnızca bağımsız yaşamak ya da kişisel gelişimlerini sürdürmek amacıyla başka bir şehirde yaşamayı tercih etmeleri kabul görmez; ataerkil anlayış içinde bu karar uygunsuz ve meşru olmayan bir tercih olarak değerlendirilir.
Eğitim aynı zamanda uzaklaşmanın da bir aracı
Ancak aynı tercih, eğitim ya da toplumsal bir zorunlulukla gerekçelendirildiğinde daha kabul edilebilir hale gelir ve üzerindeki toplumsal baskı azalır. Bunun en somut örneklerinden biri, kız çocuklarının öğrenci olmaları durumunda görülür. Son yıllarda birçok kız çocuğu, eğitimlerini sürdürme gerekçesiyle başka şehirlerde yaşayabilmiş ve yurtlarda kalabilmiştir. Eğitim, onlar için yalnızca bir öğrenim süreci değil, aynı zamanda ailelerinden ve toplumun denetiminden belirli ölçüde uzaklaşabilmenin de bir aracı olmuştur. Her ne kadar bu bağımsızlık sınırlı ve denetim altında olsa da, birçok kız çocuğu için yaşamları hakkında karar verebilme imkanı sunan ilk deneyimlerden biri olmuştur. Çünkü erkek egemen anlayışın yaşamın kurallarını belirlediği bir toplumsal düzende kadınların ve kız çocuklarının hareket alanı ciddi biçimde sınırlandırılmaktadır. Çoğu zaman bir kadın ancak babasının ya da erkek kardeşinin denetiminden çıkıp eş olarak tanımlanan başka bir erkeğin evine geçtiğinde bağımsız kabul edilmektedir.
Savaş nedeniyle eve dönmek zorunda kaldılar
Bu ataerkil mantık, yıllarca birçok kız çocuğu için bağımsız bir yaşam hayalini ulaşılamaz ve hatta gayrimeşru hale getirmiştir. Son yıllarda eğitim, bağımsızlığı deneyimlemek için küçük bir pencere haline gelirken, ancak savaşın patlak vermesi ve üniversitelerin kapanmasıyla bu umut ışığı söndü ve yıllarca asgari düzeyde bağımsızlık için mücadele eden kız çocukları aniden eve dönmek zorunda kaldılar. Birçoğu için bu ev, kontrolü, kısıtlamayı ve kaçtıkları aynı ataerkil yapıya dönüşü simgeliyor.
Setareh Q., uzun yıllar Kirmanşan Razi Üniversitesi yurdunda kalan eski arkadaşı Roya Y.’yi şu sözlerle anlattı:
“Altı yıldan fazla süredir bu üniversitede okuyor. Mezuniyet zamanı yaklaştıkça yurtta kalmaya devam edebilmek için daha üst bir programa başvurmanın yollarını arıyordu. Sine yakınlarındaki köyüne dönme düşüncesinin kendisi için bir kabus olduğunu sık sık söylerdi. Geri dönmek zorunda kalmamak için tüm gücüyle çalışıyordu. Çünkü yurtta bambaşka bir hayat kurmuştu. Mutluydu, kendini canlı hissediyordu. Kendi yemeğini yapıyor, yurt avlusunda spor yapıyor, zamanla küçük işler bularak kendi gelirini elde edebiliyordu. Aslında burada kendine bağımsız ve kişisel bir yaşam kurmuştu; köyünde ise bunu yapması mümkün değildi ya da buna izin verilmiyordu. Her zaman, ‘Burası, korkmadan ve kısıtlanmadan kendim olabildiğim ilk yer’ derdi.”
Yurtlar onlar için bir sığınak oldu
Setareh, arkadaşının yurdu yalnızca barınma ihtiyacını karşılayan bir mekan olarak görmediğini, aksine kendi seçtiği bir yuva olarak benimsediğini söyledi. Ona göre yurt, Roya’ya özgürlük, kişisel gelişim ve kendisi için farklı bir gelecek kurma imkanı sunuyordu.
Roya gibi birçok genç kadın ve kız çocuğu, son yıllarda eğitim sayesinde kendilerine küçük, sınırlı ama hayati bir özgürlük alanı yaratabildi. Bu alan, birçokları için yıllarca baskı, kısıtlama ve sıkı denetim altında yaşadıkları ev ortamından uzaklaşmanın, daha güvenli ve insani koşullarda bir yaşam kurmaya çalışmanın yolu oldu. Sosyal baskılar ve ekonomik imkansızlıklar nedeniyle ayrı bir evde yaşama şansına sahip olmayan bu genç kadınlar için yurtlar, başka bir şehirde tutunabilecekleri tek sığınak haline geldi. Böylece yurtlar, onların asgari düzeyde de olsa bağımsız bir yaşam deneyimi yaşayabildikleri nadir mekanlardan biri oldu.
Ancak savaşın patlak vermesi ve üniversitelerin kapanmasıyla bu genç kadınlar için aile evlerine dönmek zorunda kaldılar. Bu dönüş, birçoğu için bir seçim değil, yıllarca kaçmaya çalıştıkları aynı baskı ve şiddet döngüsüne ani bir düşüş oldu. Bu zorunlu dönüş, birçok genç kadın da derin psikolojik etkiler yarattı. Bağımsızlıklarını kaybetmeleri, arkadaşlarından ve üniversite ortamından kopmaları, ayrıca yıllardır uzaklaşmaya çalıştıkları baskı ve denetim ortamına yeniden dönmeleri, gelişim ve özgürlük yollarının bir anda kapandığı duygusunu beraberinde getirdi.
Ancak onları en fazla kaygılandıran şey, başlangıçta savaşın geçici bir sonucu olarak görülen yurt kapanmalarının kalıcı hale gelme ihtimali oldu. Savaşın aileler üzerindeki ağır etkileri, evleri daha kapalı alanlara dönüştürürken aile denetimini de daha sıkı hale getirdi. Uzun süre asgari düzeyde bağımsızlık, hareket özgürlüğü ve ailelerinin sürekli gözetimi dışında nefes alabilecekleri bir yaşam deneyimi yaşayan kız çocukları, bugün yalnızca bu yaşamı sürdürme imkanından değil, kimi zaman evden çıkma özgürlüğünden de mahrum bırakılıyor.
Bu ani değişim, birçok kız çocuğunda psikolojik bir sıkışmışlık ve boğulmuşluk hissi yarattı. Bir dönem aile baskısının ve toplumsal denetimin sınırlarını aşmayı başaran bu genç kadınlar, şimdi yeniden aynı çemberin içine dönmeye zorlanıyor.
‘Bu alan, evdeki yoğun baskı ortamına kıyasla daha katlanılabilir bir seçenek sunuyor’
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan kadın hakları aktivisti Farangis F., özgürlük arzusunun tüm insanlarda var olduğunu ancak kadınların tarih boyunca maruz kaldıkları kısıtlamalar nedeniyle bu ihtiyacın onlar açısından daha güçlü hissedildiğini belirtti. Birçok kız çocuğunun bu nedenle yurtları tercih ettiğini söyleyen Farangis F., “Yurtlar ideal ya da tamamen özgür mekanlar değil. Aksine, katı kuralları ve sürekli denetimiyle çoğu zaman küçük bir hapishaneyi andırıyor. Ancak birçok kız için bu yarı kapalı alan, evdeki yoğun baskı ve denetim ortamına kıyasla daha katlanılabilir bir seçenek sunuyor. Bir tarafta özgürlüğü tamamen ortadan kaldıran bir yaşam, diğer tarafta ise sınırlı da olsa bireysel bağımsızlığa açılan bir pencere var. Bu nedenle birçok kız, tüm zorluklarına rağmen ikinci seçeneği tercih ediyor” dedi.
Savaşla birlikte bu sınırlı özgürlük alanının da ortadan kalktığını ifade eden Farangis F., birçok ailenin yalnızca genç kadınlar ve kız çocuklarının eğitimlerini sürdürmelerini değil, yurtlara geri dönmelerini de engellediğini söyledi. Bunun sonucunda çok sayıda kız çocuğu eğitim hayatını yarıda bırakmak zorunda kaldığını ifade eden Farangis F., “Bağımsız bir gelecek kurma umuduyla yola çıkan birçok kız, bir anda kendisini okuldan uzaklaşmış ve seçenekleri daralmış bir durumda buluyor. Bu sürecin ardından bazıları aile baskısıyla erken yaşta evliliğe yönlendiriliyor. Bu, çoğu zaman özgür bir tercih değil, çaresizliğin sonucu oluyor. Böylece yalnızca eğitim hakları değil, hayalleri, potansiyelleri ve kendi geleceklerini kurma imkanları da ellerinden alınmış oluyor” diye kaydetti.
Kadınlar, sınırlamalara rağmen özgürleşmenin yollarını arıyor
Çok sayıda genç kadın, cesaretleri ve yaratıcılıklarıyla en zor koşullar altında bile kendilerine ait bir yaşam alanı kurmaya çalıştı. Kimi zaman kurdukları dostluklarla, kimi zaman eğitimlerine tutunarak, kimi zaman da günlük yaşamın küçük özgürlük anlarını yaratarak bunu başardılar. Bu deneyim, özgürlüğün her zaman geniş imkanlarla değil, bazen en dar koşullar içinde bile var olabilen direnç ve umutla inşa edildiğini gösteriyor. Kadınlar, tüm sınırlamalara rağmen yaşamı ve özgürleşmeyi yeniden üretmenin yollarını bulmaya devam ediyor.
İşte tam da burada kadın, kuşatma altında olsa bile seçme ve var olma iradesini yeniden tanımlıyor. Kendisine dayatılan sınırları aşmanın yollarını ararken, engel olarak görülen unsurları dahi direniş ve özgürleşme araçlarına dönüştürebiliyor. Bu nedenle özgürlük, kadınlar için yalnızca ulaşılması gereken bir hedef değil, aynı zamanda en zor koşullarda bile yeniden üretilen bir yaşam pratiği haline geliyor. Kadınların tüm baskılara rağmen varlıklarını, hayallerini ve geleceklerini savunma ısrarı, yaşamın ve özgürlüğün özünü oluşturan en güçlü ifadelerden biri olarak öne çıkıyor.