Malak Al-Akhal’dan feminist hareketin kuşaklararası hafızasına yolculuk
Feminist hafızayı derinlemesine inceleyen ve kuşaklararası çatışmaları yeniden ele alan Malak Al-Akhal, arşiv eksikliğini ortaya koyarak feminist mücadelenin geleceğinin ancak dayanışma, ağ kurma ve ortak çabayla mümkün olabileceğini vurguladı.
NEZİHA BOUSSAİDİ
Tunus – Siyasi krizlerin toplumsal dönüşümlerle kesiştiği ve kamusal tartışma alanlarının giderek daraldığı bir dönemde, Tunus ve bölgedeki feminist hareket kritik bir soruyla karşı karşıya: Kadınlar, artan bölünmeler, azalan özgürlükler, zayıflayan arşivler ve kuşaklar arası farklılıklar içinde mücadelelerini nasıl sürdürebilir? Bu sorudan hareketle araştırmacı ve yazar Malak Al-Akhal, feminist hareketin tarihine odaklanarak yalnızca yaşananları belgelemeyi değil, aynı zamanda mücadelenin neden kimi zaman kırılgan, kimi zaman güçlü ilerlediğini anlamayı hedefledi.
Bölgedeki kadınların benzer sorunları
Malak Al-Akhal, Tunus’tan Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya uzanan incelemelerinde kadın hareketinin yollarını, mücadelelerini, ittifaklarını, kırılma ve sessizlik anlarını takip ederek, feminist hareketin dayanışma, ağ kurma ve ortak mücadele olmadan ilerleyemeyeceği sonucuna ulaştı. Malak Al-Akhal’a göre bölgedeki kadınlar benzer sorunlarla karşı karşıya bulunuyor.
Malak Al-Akhal, araştırmasına her zaman kendisine eşlik eden bir soruyla başladığını belirtiyor: “Feminist hareket içinde gerçekten bir kuşaklararası çatışma var mı? Bu bir sınıf mücadelesi mi, bir vizyon farklılığı mı, yoksa sadece farklı deneyimler arasındaki bir yanlış anlaşılma mı?”
1980’ler ve 1990’lardaki aktivistlerin deneyimlerini inceledi
Bu soruya yanıt aramak için Arap Sosyal Bilimler Enstitüsü adına feminist kuşaklar arası çatışmalara odaklanan bir çalışma gerçekleştirdiğini ifade eden Malak Al-Akhal, 1980’ler ve 1990’ların başındaki aktivistlerin deneyimlerini inceleyerek ele aldıkları konuları, çalışma yöntemlerini ve aralarındaki anlaşmazlıkları analiz ettiğini belirtti.
Malak Al-Akhal, örnek olarak feminizmi siyasete entegre etmek isteyen demokrat kadınlarla, kadın meselelerini siyasetten bağımsız ele almayı tercih eden feministler arasında ortaya çıkan görüş ayrılıklarını gösterdi. Malak Al-Akhal, bu çatışmanın daha sonra Demokrat Kadınlar Derneği’nin kurulmasına zemin hazırladığını kaydetti.
Ardından devrim kuşağına yeniden odaklandığını ifade eden Malak Al-Akhal, bu kuşak ile önceki kuşaklar arasındaki farklılıkları ve çatışmaların günümüzde hala sürüp sürmediğini anlamaya çalıştığını kaydetti. Araştırma sonuçlarının her nesildeki anlaşmazlıkların izlerini, güçlü biçimde var olmalarına rağmen, gizleme eğilimini açıkça ortaya koyduğunu sözlerine ekleyen Malak Al-Akhal, bu durumun bugün de bilinçsizce tekrar edilebildiğini dile getirdi.
Feminist arşiv eksikliği
Malak Al-Akhal, araştırması sırasında Tunus’ta neredeyse tamamen bir “feminist arşivin” bulunmadığını tespit ettiğini açıkladı. “Inkfada” arşivi ve “Feminizm Merkezi” gibi son dönemdeki girişimlerin varlığına dikkat çeken Malak Al-Akhal, buna rağmen yeni nesillerin bu çalışmalardan yeterince faydalanıp faydalanmadığını ya da bu girişimlerin izole kalıp kalmadığını sorguladığını ifade etti.
Feministler arasındaki dayanışmanın yalnızca bir slogan değil, günlük bir pratik olduğunu vurgulayan Malak Al-Akhal, “Karar verme konumunda olduğumda ve bir kadın ile bir erkek arasında seçim yapmak zorunda kaldığımda, aynı yetkinliğe sahip olmaları halinde bir feminist olarak kadını seçerim” dedi. Malak Al-Akhal, bu yaklaşımın ayrımcılık değil, uzun bir dışlama tarihini düzeltme çabası olduğunu söyledi.
Malak Al-Akhal ayrıca “erkek zihniyeti” kavramını bir tuzak olarak gördüğünü belirterek, “zihniyet” söyleminin toplumları tek tip kalıplarla açıklamaya çalışan sömürgeci bir bakıştan beslendiğini ifade etti. Malak Al-Akhal, “Bir toplumun tamamı için tek bir zihniyet yoktur. Bu, aşmak yerine sürdürdüğümüz sömürgeci bir kavramdır. Bu zihniyet nerede? Nasıl değişir? Hangi eylem ya da prosedürle ilerlenir? Bunu bilmiyoruz” diye konuştu.
Gerçek siyasi mücadelenin yansıması
Genç kadınların feminist düşünceyi benimsediğini ve feminist yaz okullarının onlara hitap ettiğini kaydeden Malak Al-Akhal, ancak mevcut siyasi bağlamın daha acil görülen mücadeleler nedeniyle feminizme olan ilgiyi azalttığını belirtti. Malak Al-Akhal, demokratik geçiş döneminde gündeme gelen “cinsel taciz” ve “feminist olmanın anlamı” gibi tartışmaların bugün büyük ölçüde kesintiye uğramasından duyduğu endişeye dikkat çekti. Tunus’un mevcut kısıtlayıcı ortamının her şeyi durma noktasına getirdiğini söyleyen Malak Al-Akhal, toplumun yönünü ve fikirlerini kaybettiği belirsiz bir sürece girildiğini ifade etti.
Malak Al-Akhal, yirmi yılı aşkın kuşatma ve tecridin ardından 2012’de “toplumun patladığı” ve Tunusluların farklılıkları yönetmeyi öğrendiği dönemi hatırlattı. Feministlerin Troika’nın kadın haklarını ihlal etme girişimlerine karşı direndiğini belirten Malak Al-Akhal, bu sürecin gerçek bir siyasi mücadelenin yansıması olduğunu dile getirdi. Malak Al-Akhal, ancak bugün aynı açıklığın bulunmadığını ve toplumun yönünü belirlemeyi zorlaştıran bir belirsizlik içinde yaşadığını açıkladı.
Parlamentoda veya hükümette kadın sayısının artmasının kendi başına önemli bir kriter olmadığını kaydeden Malak Al-Akhal, sözlerini şöyle tamamladı:
“Parlamentoda sağcı faşist kadınların bulunmasından mutlu olabilir miyim? Elbette hayır. Temsil benim için sayılarla değil, nitelikle ilgili. Kadınların, tıpkı Arapların dünya çapında ırkçılığa maruz kalması gibi küresel olarak adaletsizliğe maruz kaldığını düşünüyorum. Feminizme ihtiyaç duymayacağımız bir günün asla gelmeyeceğine inanıyorum. Kadınların çıkarlarının, bölgesel feminist hareketleri birleştirmekte yattığını düşünüyorum ve yirminci yüzyılın başından günümüze kadar Lübnanlı feministleri Fas, Mısır ve Cezayir ile birbirine bağlayan bağlantılara işaret ediyorum.”