Kadınlar 2022'de her alanda direnişi örgütledi

Türkiye’de kadınlar açısından geçen bir yılı değerlendiren EŞİK kurucularından Özgül Kaplan, kadın kazanımlarına yönelik yaşanan saldırılara dikkat çekerek, buna karşı direnişi örgütlediklerini belirtti.

SERPİL SAVUMLU

Haber Merkezi - Türkiye’de 2022 yılının ilk 10 ayında 299 kadın erkekler tarafından katledildi. Bu katliamlara her gün yenisi ekleniyor ve ülkede kadın kırımı yaşanıyor. Yine 10 ayda kayıtlara şüpheli olarak geçen kadın ölümü sayısı ise 202. Kadınlar, yolda, sokakta, evlerinde her yerde herkesin gözleri önünde şiddete uğruyor ve katlediliyor.

Ayrımcılığın doruğa ulaştığı ve her fırsatta bizzat iktidar tarafından körüklendiği Türkiye’de, tüm bu baskı politikalarına karşılık kadın mücadelesi de güçleniyor. Bu mücadele alanlarından biri de Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK). “Yasaklanan meydanlarda, içinde şiddet ve orantısız iş yükü olan evlerde, ayrımcılığın sıradanlaştırıldığı işyerlerinde, özgür düşüncenin kilit altına alınmaya çalışıldığı üniversitelerde, daha çok zenginlik uğruna yaşam kaynaklarımıza hunharca kıyılan dağlarda, derelerde ve yoksulluk kıskacındaki hayatın devam ettiği her yerde, her gün biraz daha güçlenerek direnmeye devam ediyoruz” diyerek kadınların mücadelesini özetleyen EŞİK, kadınlar için etkin politikalar uygulanmasını ve şiddetin sonlanmasını istiyor. 

EŞİK kurucularından ve gönüllüsü Özgül Kaplan ile kadınlar açısından geçen bir yılı, cinsiyet eşitliğinin sağlanması için gerekenleri ve elbette Meclis’i, kadınların mücadele deneyimleri ile dünyadaki gelişmelerin bu direnişe katkısını konuştuk.

Başkanlık sistemi ve ‘Gece Nöbetçileri’

Son yıllarda Türkiye’de Meclis’e kadına yönelik şiddetin son bulması için etkili adımlar atılması yönünde çağrılar yapıyorsunuz. Son bir yılı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son bir yılı değerlendirmek için son 10-15 yılı bir bütün olarak toplumsal cinsiyet gözlüğü ile okumak gerekli. Esasen EŞİK Platformu sadece Meclis’e değil tüm topluma yönelik mesajlar veriyor. Örneğin İstanbul Sözleşmesi kampanyalarımızda her zaman, sözleşmenin en önemli özelliklerinden birinin kadına karşı şiddeti bir eşitlik meselesi olarak tanımlaması ve cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında tüm toplumsal mekanizmalara işaret etmesi olduğunu her zaman vurguladık.

Fakat başkanlık sistemi ile birlikte Meclis’in hem devre dışı bırakılıp hem de kadın haklarını sözüm ona “iyileştirme” adı altında tek tek, adım adım budayan yasa değişikliklerinin geçirildiği, geçirilmesinin denendiği mekanizma olması sebebiyle Meclis’e yönelik özel çalışmalar da yaptık. Son 2,5 yılda Meclis’e özellikle işaret eden kampanyalarımız, izleme çalışmalarımız, basın açıklamalarımız, ziyaretlerimiz oldu. Meclis’i gece gündüz izlemek ne yapılıyor diye bakmak zorundaydık çünkü hayatımıza, hiç haberimiz olmadan yasa yapma, gece yarısı kararnameleri, kararları, torbalara sıkıştırılan yasa değişiklikleri gibi bir geçeklik girmişti. Bu ahvale işaret eden bir çalışma grubumuz bile var: Adı “Gece Nöbetçileri”…

‘Tasarı ile asıl amaç evlilik yaşını 12’ye indirmekti’

Örneğin, Pandemi ile birlikte gündeme gelen Af Tasarısı’na (Nisan 2020) çekmecede hazır bekletilen TCK 103 çocuk istismarcılarına af konusu da eklenmek istendi. Bunu zamanında fark etmemiş ve Meclis’teki muhalefet vekilleri ile el ele çalışmasaydık, Genel Kurul’a gelmesi ve geçmesi işten bile olmazdı. EŞİK platformunun ortaya çıkmasına da vesile olan bu TCK 103’ü değiştirme girişimi, 2016 yılında denenmiş ve kadın örgütlerinin büyük tepkisi üzerine geri çekilmişti. “Mağdur aileler” bahanesi ile meşrulaştırılmaya çalışılan bu tasarının asıl niyeti evlilik yaşını 12’ye indirmek ve tecavüz suçunu evliliğe bağlayarak suç olmaktan çıkarmak. Kadın hareketi, iktidarın hep yapageldiği yanlış bilgilerle yönlendirerek asıl amacı gözden ırak tutup yasaları istediği yönde değiştirme hamleleri ve taktikleri konusunda uyanık olmasaydı, “mağdur kadınlar ve çocuklar var” denilerek TCK’de yapılacak bu değişikliğin sonucunda medeni yasadaki evlilik yaşını değiştirmeye bir çırpıda gelinebilirdi. Eğitimde 4+4+4 sistemine geçilmesinin gizlenen amaçlarından biri kız çocuklarının eğitimden erken kopartılarak çocuk yaşta evliliğe zorlanmalarını kolaylaştırmaktı ama ne yazık ki o tarihlerde toplumun geneli bu konudaki uyarıları pek duymamıştı.

‘Meclis’ten güçlü bir ses duymadık’

Cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve şiddetin önlenmesi ile ilgili Meclis’te bulunan partiler bu yılı nasıl geçirdi dersiniz?

Tek tek partiler, tek tek vekiller bağlamında kadınların eşitlik mücadelesini gündeme almaları açısından istisnalar olmakla birlikte, bir bütün olarak Meclis’ten güçlü bir ses duymadık. Bütünlüklü, partiler hep birlikte ve altı çizili, vurgulu bir ses çıkarma hali yok. Bunun en önemli sebebinin ülkenin sorunları arasında, “önem sıralaması” yapılması ve kadın erkek eşitliği ve şiddet meselesine önem sıralamasında alt sıralarda yer verilmesi olduğunu düşünüyorum. Mesela, “bunca ekonomik sorun varken” cümlesini hiç tartışmasız kuracak çok sayıda muhalefet vekili olduğundan eminim. Halbuki yoksulluğu ve talan ekonomisini de cinsiyet eşitliği perspektifinden bakarak konuşabilirsiniz. Hatta buradan doğru konuşmamak çok büyük eksiklik çünkü kadınların sadece yüzde 26’sının istihdamda olması gibi kadın yoksulluğunun ezeli eşitsizlikten kaynaklanan çok somut sonuçlarını göz ardı etmiş olursunuz.

‘Bir savaş hali var’

Kadına karşı şiddet konu oluyor evet ama dediğim gibi dağınık ve pek te derinlikli, etkili vurgulu sesler değil bunlar. Hükümetin tüm veri saklama gayretlerine karşın basına yansıyan kadın cinayetleri sayısı deyim yerinde ise kıyametleri kopartmayı gerektiren boyutlarda seyrediyor. Adeta bir savaş hali var. Peki hangi kadının cenazesine bütün muhalefet liderleri yarışırcasına gidiyor? Ezgi Zerkin’in annesinin isyanı karşısında mesela tüm muhalefet liderlerinin katıldığı bir basın toplantısı yapılsaydı nasıl bir etkisi olurdu hayal edelim… Maden cinayetinde kaybettiğimiz 41 can da elbette can, korkunç bir ihmal, can yakıcı evet. Ama bu ülkede bir ayda aynı sayıda kadın öldürülüyor. Bütün mesele aynı anda ölmemeleri mi? Neden bir  kadın cenazesinde saf tutmuş siyasileri hiç görmüyoruz?

‘Sedat Peker videoları kadar bile konuşulmadı’

Bir başka konu İstanbul Sözleşmesi. İstanbul Sözleşmesi’ne hiç sahip çıkmadıklarını söyleyemeyiz tabii ki.  Ama dediğim gibi vurgusu eksik. 2022 yılına damgasını vuran konu Danıştay İstanbul Sözleşmesi süreciydi. EŞİK Platformu’nun çabasıyla 1000 avukat, yüzlerce kadın, cumhurbaşkanının kararını yargıladı. İçinde bulunduğumuz rejim krizi açısından bu yargılama sözleşmenin kendisi kadar önemliydi. Danıştay’ın 2’ye karşı 3 hakimi ülkenin hukuk güvenliğinde en büyük gediği açan bir karar verdi. Peki gördük mü bütün muhalefet liderlerini ya da en azından grup başkan vekillerini hep beraber kamera karşısında? Tek tek konuştular belki ama durumun vahametine denk düşen bir tepki gösterilmedi. Sedat Peker videoları kadar bile konuşulmadı.

‘Kürtaj yasağına giden bir başka yol’

Cinsiyetçi söylemler siyasetçilerin gündeminde hep yer aldı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan üç çocuk ısrarını her fırsatta dile getiriyor. Bu neredeyse düzenlemelere bile girdi. Bu ısrarın sebebi ne? Söylemler şiddeti nasıl besliyor?

Bu 3 çocuk söylemi direkt cinsiyet eşitsizliğinin pekiştirilmesi, kürtaj yasağına giden bir başka yol. Birincisi bu söylem kadınlar kamusal bakım hizmetleri olmayan bir ülkede 3 çocuğa baksın, çalışmasın demek oluyor. İkincisi “Kaç çocuk yapacağına sen karar veremezsin, ülkenin reisi, evinde reisi zaten, onun dediğini yapman gerek” deniyor kadınlara. Üçüncüsü doğurmama, evlenmeme gibi bir seçeneğin zaten yok, aklına bile getirme. Dördüncüsü ise ülkeye asker ve ucuz iş gücü lazım, bu da senin fıtratından gelen görevin, bunun dışında bir hayat yok denmiş oluyor. 

‘Eşitsizlik pekiştiriliyor’

Aile odaklı politikaların yaşama yansıması ne?

Tabi ki pek çok sonucu var. En önemlisi eşitsizliği pekiştirmesi. Kadını aile dışında eşit yurttaş kabul etmemek, evli değilken babaya ya da evdeki erkek figür her kim ise ona emanet edilen, evlenince de eşine emanet edilen ikincil bir varlık kültürünü katmerlendiriyor. Öte yandan, kadın cinayetlerini doğrudan artırdığını düşünüyorum. Keşke bu konu araştırılabilse. Şöyle; kutsal aile söylemi pekiştirildikçe şiddetten kurtulmak için boşanmak isteyen kadınlara bakış “yuva yıkma” suçlamasını aşıyor ve direkt “katli vacip” noktasına geliyor failler.  Sözüm ona “vicdanda” meşrulaşıyor boşanmak isteyen kadını katletmek. Allah’ın verdiği canı almak, yani Allah’a şirk koşmak direkt unutuluyor. E hukuk, adalet de bu denli yıpratılınca sonuç ortada. 

‘Failler cesaret aldı’

İstanbul Sözleşmesi’nin ardından neler değişti?

Eşitlik karşıtı, kadın düşmanı söylemlerin direkt sonuçları olduğunu defalarca gözlemledik. “Kadın erkek eşit değildir fıtrata ters” söyleminin hemen ertesinde bir okulda çocuk yaşta evlendirme konusunda çalışma yapan arkadaşlarımız müdür tarafından bu konuşma gerekçe gösterilerek okuldan çıkarılmış, çalışmaları engellenmişti. “Boşanan kadın iffetsizdir” söyleminin ardından bir sene evvel boşanmış bir fail gidip eski karısını öldürdükten sonra bu cümleye atıfta bulunarak “öldürme hakkımın olduğunu yeni öğrendim” demişti. Söylem düzeyindeki ifadeler bu denli direkt etki yaparken İstanbul Sözleşmesi kararının etkilerini bir düşünsenize. Pınar Gültekin’in katili sözleşmenin fesih kararını duyduğunda teşekkür etmişti. En direkt sonucu olası faillerin cesaret alması. Fesih kararından önce tartışmaya açılması bile cesaretlendirmeye yeterdi.

‘Anayasaya aykırı’

Tabii ki tek sonuç bu değil. Çok daha önemli sonuçları var. Nisan 2020’de fesih olasılığı Numan Kurtulmuş tarafından ilk olarak ifade edildikten sonra EŞİK platformundan İstanbul Sözleşmesi ile ilgili yayınladığımız tüm açıklamalarda, yapılan konuşmalarda iki meselenin altını çizdik. Birincisi bu sözleşmeden çıkmak Türkiye’nin kadın – erken eşitliğini sağlamaktan vazgeçtiğinin ilanıdır dedik. İkincisi temel haklarla ilgili bir sözleşmeden böylesi hukuka aykırı bir yöntemle çıkmak başka sözleşmelerden de çıkılmasının önünü açar dedik. Üçüncüsü bu karar direk Anayasaya aykırı ve meclis iradesini hepten sıfırlayan bir karardır dedik. Tüm bunları ve çok daha fazlasını Danıştay duruşmalarında dile getirdik.    

‘Hukuksuz karar geri çekilecek’

Ancak bardağın dolu yanına bakacak olursak: Öncelikle hukuki sürecin henüz bitmediğini bir kenara koyalım. Ayrıca,  sözleşmeye ilişkin yürürlük kanunu olduğu sürece hukuken sözleşme halen geçerlidir. Ama asıl önemli sonuç şu; illaki bu hukuksuz karar geri çekilecek. İşte o zaman bu sözleşmenin layıkıyla uygulanması konusunda ciddi bir beraberlik ve toplumsal destek örgütledi kadın hareketi. Hiç mütevazı olmayacağım bunda en büyük pay EŞİK platformunundur.

‘Eşitlik tamamen kaldırılmak isteniyor’

Anayasa’nın 24. ve 41. maddelerinde yapılacak düzenlemeler AKP'li Cumhurbaşkanı’na sunuldu. Özellikle 24. maddeye ilişkin kaygılarınızı paylaştınız. Nedir sizi düşündüren? Aslında ne yapılmak isteniyor?

İstanbul Sözleşmesi’nin fesih girişimi kadar garabet bir durum bu. Anayasayı bu kadar aleni askıya alanlar 'hadi anayasa yapalım' diyor inanılır gibi değil. Tek tek hangi madde üzerinden ne yapılmak isteniyor ayrıntısına girmeyeceğim. Okuyucularınızın şu linkteki açıklamaya göz atmalarını öneririm. https://esik.org.tr/kategori/basin-aciklamalari/73997/anayasayi-uygulamayanlar-anayasa-yapamaz

Özetle şunu söylemek isterim: Yapılmak istenen değişiklikler bir bütün olarak laik temele dayanan medeni kanunu hepten kadükleştirmeyi, aile reisliği maddesini geri getirmeyi, eşitliğe dayalı aile tanımını ortadan kaldırmayı ve LGBTİ evliliklerin önünü tamamen kapatmayı hedefliyor. 

‘Sadece kadınların meselesi olmaktan çıktı…’

Biraz İran’a bakalım Jina Mahsa Amini’nin katledilmesinin ardından ülke “Jin, jiyan, azadi” sloganıyla direniş alanlarına dönüştürüldü. Bu direniş tüm dünyada karşılığını buldu ne dersiniz? Kadınların direnişi bize ne anlatıyor?

Bir yandan derin acılara sürüklerken bir yandan umut veriyor İran’daki direniş. Kadın – erkek eşitliğinin diğer tüm eşitsizlik ve yoksulluk sorunlarını içerleyen temel bir mesele olduğunu, sadece kadınların meselesi olmaktan çıkıp toplumsallaştığında en vahşi otoriter rejimleri sarsabileceğini göstermesi bakımından çok önemli. Öte yandan çok benzer bir süreç yaşadığımızı göstermesi bakımından da ayrıca üzerinde düşünmeye değer buluyorum. Türkiye İran’a benzemez, burada laik hukuk düzeni var türü söylemleri ise fazlasıyla safça ve hatta Türkiye’de özellikle 2010’dan bu yana ne olup bittiğini hiç anlamamışlık olarak yorumluyorum. 

Saldırılara karşı direniş…

Türkiye açısından mücadele yolları neler? EŞİK'in verdiği ortak mücadelenin önemi ve yol haritanız hakkında neler söylersiniz?

EŞİK elbette kadın hareketinin oluşturduğu ilk ortak mücadele zemini değil. Başını feministlerin çektiği çok geniş bir ortak mücadele pratiği var Türkiye kadın hareketinin. Ancak EŞİK şimdiye kadarki deneyimden farklı olarak yelpaze bakımından en geniş halkaları buluşturdu. Bu halkaların bir kısmı daha önceki ortak mücadele zeminlerinde yer almayan kesimler. Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin toplumsallaşması bakımından bu açıdan önemli bir deneyim olduğunu düşünüyorum.

Türkiye gibi bir ülkede böylesine büyük ve her bir yönden gözlerin çevrili olduğu bir yapının yol haritasını çizmek hiç kolay değil. Ancak kurulurken belirlediğimiz görev; temel olarak kazanılmış haklarımıza yönelen topyekün saldırılara karşı direniş örgütlemekti. İktidar değiştiğinde bu saldırıların birden bire sona ermeyeceği açık o ayrı. Ama bundan daha önemlisi oluşan tahribatın geriye döndürülmesi için de şimdiye kadar ortaya koyduğumuzdan belki de daha büyük bir emek gerekiyor. İşte bu emeği ortaya koymayı, gerçek bir demokratik, eşit, özgür tartışma ortamda yeni Anayasa’yı konuşmayı istiyoruz. Bu koşullarda tabii ki ne Anayasaya, ne de başka bir yasaya dokunma, sadece uygula diyoruz.