Amine Asgari: Çocuk hakları İran’da toplumsal bir talebe dönüşmeli

İran’da çocukların eğitim, güvenlik ve temel haklara erişimde ciddi sorunlar yaşadığını belirten Amine Asgari, ihlallerin belgelenmesi, sivil toplumun güçlendirilmesi ve ücretsiz eğitim talebinin toplumsal bir mücadeleye dönüşmesi gerektiğini söyledi.

ŞEHLA MUHAMMEDİ

Haber Merkezi - İran’da derinleşen ekonomik sorunlar, geçim sıkıntıları ve eğitim alanındaki krizler çocukların yaşamını ve geleceğini doğrudan etkiliyor. Artan okul ücretleri, çevrim içi eğitime erişimde yaşanan sorunlar ve eğitim sürecindeki aksamalar çocukların karşı karşıya olduğu eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor. Buna rağmen özellikle çocuk işçiliği, sokakta yaşayan çocuklar ve anaokullarının durumuna ilişkin güncel ve kapsamlı verilere ulaşılamıyor. Konuyla ilgili ajansımızın sorularını yanıtlayan çocuk hakları savunucusu Amine Asgari, çocukların eğitim, yaşam ve geleceklerine ilişkin yaşanan sorunları ve çözüm yollarını anlattı.

*İran’daki çocuklar son bir yılda eğitim krizleri, savaş ve ekonomik sorunlar gibi çok sayıda zorlukla karşı karşıya kaldı. Bu koşullar çocukların yaşamını ve geleceğini nasıl etkiliyor?

   

Krizden söz ettiğimizde genellikle kısa bir zaman dilimini göz önünde bulunduruyoruz. Oysa çocuklar son 50 yıldır, yani İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana farklı krizlerle karşı karşıya. Son yıllarda da mevcut belgelere göre protestolar sırasında çocuklar katledildi ve çok sayıda çocuk gözaltına alındı. Bunların bazıları hala gözaltında tutuluyor. Savaşın başlamasıyla birlikte ise daha önce de birçok sorunla karşı karşıya olan çocukların eğitimi daha fazla zarar gördü ve bazı çocuklar okullarda hayatını kaybetti.

İslam Cumhuriyeti’nin bu iki gruba yaklaşımı ise farklı oldu. Protestolar sırasında katledilen çocuklara ilişkin kesin bir veri yayımlanmadı, bazı durumlarda çocukların katledildiği dahi inkar edildi. Buna karşılık savaşta hayatını kaybeden çocuklar hakkında hükümet tarafından daha geniş açıklamalar yapıldı. Çocuk hakları savunucuları açısından her iki grup da mağdur. Bu nedenle biri hakkında konuşulup diğerinin görmezden gelinmemesi, her iki grubun da aynı ölçütle değerlendirilmesi gerekiyor. Bazı insan hakları ve uluslararası kuruluşların protestoların bastırılması sırasında katledilen çocuklara yönelik ilgisizliği de endişe verici.

Öte yandan ekonomik kriz ve savaşın sonuçları çocukların eğitimi, gelişimi, sağlığı ve geleceği üzerinde ciddi etkiler yarattı. Eğitim alması, üniversiteye girmesi ve toplumsal yaşama hazırlanması gereken çocuklar bu koşullardan daha fazla etkileniyor. Bir diğer önemli mesele ise kız çocuklarının eğitimindeki eşitsizlik. Bazı bölgelerde kız çocuklarının eğitimi hala yeterince önemsenmiyor. Çevrim içi eğitimin yaygınlaşması da internet, eğitim araçları ve ailelerin maddi imkanlarının yetersizliği gibi sorunları beraberinde getirdi. Hatta bazı aileler ve anneler, kız çocuklarının eğitimlerini sürdürmelerini destekleyecek imkana sahip değil.

   

*Genel istatistikler bu eşitsizliğin boyutunu ne ölçüde ortaya koyabiliyor? Kız çocuklarının eğitimine ve geleceğine yönelik engellerin aşılmasında sorumlu kurumların rolü ve sorumluluğu nedir?

Üniversite giriş sınavına katılanların yaklaşık yüzde 75’ini kızlar oluşturuyor, ancak bu oran tek başına eğitimde eşitliğin sağlandığını göstermiyor. Çünkü kadınların üniversiteye kabulünden sonraki süreçte iş gücü piyasasındaki ve gelirdeki payları azalıyor, ayrımcılık ise devam ediyor. Bu nedenle asıl mesele, kız çocuklarının eğitimlerini tamamladıktan sonra istihdam ve toplumsal yaşama katılım konusunda ne tür fırsatlara sahip olacağıdır. Öte yandan hükümet, kızların yükseköğretime katılımının artmasını zaman zaman toplumsal düzen ve aile için bir tehdit olarak görüyor ve bu durum üzerlerindeki baskıyı artırıyor.

Erkek çocuklar da benzer sorunlarla karşı karşıya. Gelecekte iş bulma konusundaki umutsuzluk, bazı çocukların eğitimlerine devam etmek yerine daha erken yaşta çalışma hayatına atılmasına neden oluyor. Böylece eğitim tercihi, ilgi ve yetenekten çok gelir elde etme imkanına göre şekilleniyor. Bu koşullarda çocuk ve genç, eğitim sisteminin müşterisine dönüşüyor; kaliteli eğitime erişim büyük ölçüde ailenin ekonomik gücüne bağlı hale geliyor. Bu eşitsizlik, özellikle pandemi döneminde çevrim içi eğitimin yaygınlaşmasıyla daha görünür oldu. Birçok öğrencinin internet, bilgisayar, tablet veya yardımcı eğitim kaynaklarına erişimi bulunmuyordu.

Dolayısıyla genç kadınların üniversite giriş sınavına katılım oranı, eğitim ve istihdam alanındaki sonrasındaki ayrımcılıklar dikkate alınmadan değerlendirildiğinde gerçek tabloyu ortaya koymuyor. Çocukların ve gençlerin eğitimlerini ve geleceklerini özgürce seçme hakkı giderek daha fazla ekonomik koşulların etkisi altında kalıyor. Bunun yanında çocuk işçiliği, suç ve erken yaşta evlilik gibi sorunlarla karşı karşıya kalan çocukların durumu da önemli. Birçok çocuk internet, cep telefonu ve eğitim amaçlı yazılımlar gibi en temel eğitim olanaklarına dahi erişemiyor. Ancak çocukların yaşadığı sorunlar eğitim dönemiyle sınırlı değil, eğitim sonrasında sağlanacak destekler de büyük önem taşıyor.

*10 yaşın altındaki çocuklar dahi bu tür sorunlarla karşı karşıya kalabiliyor. Ancak bu çocukların yaşadığı sorunlar yeterince gündeme gelmiyor. Bu sorunların boyutu nedir ve söz konusu çocuklara yönelik ne tür destek ve koruma mekanizmaları bulunuyor?

Bu çocukların geleceği büyük ölçüde hükümetin politikalarına ve seslerinin ne ölçüde duyulduğuna bağlı. Bir eğitim yılını savaş koşullarında, bombardıman altında, okulların kapatılması ve elektrik ile eğitimde yaşanan kesintilerle geçiren bir nesil, bu yıl ağustos ayında bir sınava girdi. Bu sınavda geçer notun yüzde 60’ı bir önceki yılın eğitim kayıtlarına bağlıydı. Buna rağmen üniversite giriş sınavının zamanlamasında ya da uygulanma biçiminde kayda değer bir değişiklik yapılmadı. Bu koşullar, eğitim ve üniversite giriş sınavı alanında protestoların ve öğrenci hareketinin ortaya çıkmasına da yol açtı.

Dolayısıyla çocukların geleceği yalnızca eğitim politikalarına bağlı değil. Toplumun çocukların taleplerine verdiği destek ve onların kendi geleceklerini belirleme sürecine katılabilme imkanları da büyük önem taşıyor. Öte yandan çocukların durumuna ilişkin istatistikler de yeterli değil. Örneğin bazı istatistiklerde çocuk işçiliği 15 yaşından itibaren hesaplanırken, saha raporları beş veya altı yaşındaki çocukların da çalışma hayatında olduğunu gösteriyor. Bu nedenle çalışan çocukların bir bölümü resmi istatistiklerde görünmüyor. Bunun yanı sıra adli sistemle karşı karşıya kalan çocukların hukuki durumu da ciddi biçimde ele alınmalı. Yaşamlarının ilk yıllarından itibaren yoksulluk, çalışma, şiddet veya adli sistemle karşı karşıya kalan çocukların geleceği için hükümetin ve toplumun nasıl bir planı olduğu sorusunu sormamız gerekiyor.

*Bu koşullarda sivil toplum kuruluşları çocukları ve gençleri desteklemek, eğitim ve yaşam koşullarını iyileştirmek için neler yapabilir?

Öncelikle çocuk haklarını savunan örgütlerin son yıllarda baskı altında olduğunu belirtmek gerekir. Çok sayıda aktivist gözaltına alındı ve bazı kurumlar kapatıldı. Böyle bir durumda çocukların gözaltına alınması, haklarında karar verilmesi ve katledilmelerinin belgelenmesi, sivil toplumun atabileceği en önemli adımlardan biridir. Aileler de güvenlik koşullarını gözeterek bilgileri güvenli medya kanalları aracılığıyla paylaşabilir. Ayrıca sivil ve mesleki örgütler birbirlerini desteklemelidir. Öğretmenler, emekliler ve işçiler, öğrenci hareketini nasıl desteklediyse, çocuk haklarına ilişkin talepler de bu örgütlerin talepleri arasına girmelidir. Çünkü çocuk hakları, öğretmenlerin ve işçilerin haklarından ayrı değildir.

Bununla birlikte çocukların katılımı, kendi yaşamları ve haklarıyla ilgili meselelerle sınırlı olmalıdır. Öğrenci hareketi buna bir örnektir. Çocukların dört temel hakkı yaşam, gelişim, katılım ve korunmadır ve toplum bunların gerçekleştirilmesi için çaba göstermelidir. Sonuç olarak, çocuk hakları ihlallerinin belgelenmesi, sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi ve çocukların sesinin medya ve kamu kurumları aracılığıyla duyurulması önemlidir. İran’daki tüm çocuklar için temel talep ise ücretsiz ve kaliteli eğitimdir.

   

*Mevcut koşullar göz önüne alındığında, bu kurumlar çocukların desteklenmesinde nasıl bir rol oynayabilir ve onları desteklemek için hangi adımları atabilir?

Uluslararası kurumların elindeki en önemli araçlardan biri Çocuk Hakları Sözleşmesi’dir. İran bu sözleşmeyi kabul etmiştir ve uluslararası kuruluşlar, İslam Cumhuriyeti’nin yükümlülüklerine dayanarak çocuk haklarına uyulması konusunda daha fazla baskı uygulayabilir. Örneğin sözleşme, bir çocuğun gözaltına alınmasının son çare olması ve mümkün olan en kısa süreyle sınırlı tutulması gerektiğini, çocukların yetişkinlerden ayrı tutulmasını vurguluyor. Buna rağmen İran’da bu hakların çok sayıda ihlal edildiği bildiriliyor.

Ayrıca çocuk işçiliği ve çocukların silahlı çatışmalarda kullanılması gibi konuların da uluslararası kuruluşların gündemine taşınabileceğini düşünüyorum. Çocuk hakları hareketi, İran içinde ve dışında diğer toplumsal hareketlerle daha güçlü bağlar kurarsa ve çocuk hakları bu hareketlerin temel taleplerinden biri haline gelirse, uluslararası kuruluşların da bu konuya daha fazla dikkat göstermesi sağlanabilir. Sonuç olarak çocuk haklarının toplumsal bir talebe dönüşmesi gerekiyor. Çünkü bu hareketin temel sloganı, ‘Çocuklara layık bir dünya, tüm insanlara layık bir dünyaya doğru’ şeklindedir.